‘Yalan Dünya’nın dram’aları!

0
18
Milyonlarca insanın aynı anda televizyon başına oturup kilitlendiği dizi ve sinemanın renkli ve curcunalı görüntüsü pek çok kişi tarafından fena halde cezbedici ve imrenilesi bulunur. Herkesin peşinden sürüklendiği bu piyasanın bir de kadraj dışı aktörleri var ki, ekrandan görmediğimiz emek dünyası.
 
 

Sinemanın_ulusu_mu_olmalı_coğrafyası_mı_copy.jpg

Milyonlarca insanın aynı anda televizyon başına oturup kilitlendiği dizi ve sinemanın renkli ve curcunalı görüntüsü pek çok kişi tarafından fena halde cezbedici ve imrenilesi bulunur. Bir dizi ya da sinema filmini izlerken çoğu kişinin, ‘asıl hayatı bunlar yaşıyor be…’ dediğini duyar gibiyiz. Kimi zaman biz de söyleriz aslında. Çok sayıda popüler ismin yer aldığı ve Gülse Birsel’in ‘Yalan Dünya’ olarak projelendirdiği bir dizi sayesinde bu piyasanın bir anlamda ‘yalan dünya’ olduğunu da anlamış bulunuyoruz bir anlamda. Herkesin sadece kadraja girenlere, ekrandan gözüken kişi ve atmosferin peşinden sürüklendiği bu piyasanın bir de kadraj dışı aktörleri var ki, çoğunun yaşam koşulları, mesleki zorlukları ve hak gaspları belki de sıradan izleyici olan bizlerinkinden hiç farkı yok. Set çalışanları, makyözler, aksesuar ve kostüm tasarımcıları, ulaştırma görevlileri, kısacası ekrandan görmediğimiz emek dünyası.

 

Film veya dizilerdeki oyuncuların kostümlerinden tutalım, oturdukları masadaki kaşığın yerine kadar titiz bir çalışma gerektiren sektörde şüphesiz kadraja girmeyenler, kadraja girenlerden daha fazla. Kadraja girenlerin arkasında yönetmeninden senaristine, çaycısından makyözüne, kameramanından stajyerine ve asistanına kadar herkesin tek tek emeği var. İşte izlediğimiz ve gıpta ettiğimiz karakterler, mekanlar, tarzlar ve hayatları yaratan bütün bu branşların sarf ettiği emeklerin sonucunda var oluyor. Peki, hangi şartlarda çalışıyorlar, biz her hafta aynı saatte yayınlanacağından bu kadar emin olduğumuz dizileri ve şaaşalı galaları yapılan sinema filmlerini izlerken aklımızdan perde arkasında ne kadar insanın nasıl çalıştığı geçiyor mu? Bu soruların yanıtını bulmak için biz de, yıllardır bu sektörde yer alan, sayısız projenin sorumluluğunu üstlenmiş ve aynı zamanda sanat yönetmenliğinin yanı sıra heykeltıraş kimliği ile de tanınan Hale İşsever’in atölyesine davet ediyoruz sizleri.

Jenerik dünyası da diyebileceğimiz kadraj dışı emekçilerin isimlerini, dizi ya da filmlerin sonundaki yazıları çoğu kez izlemediğimiz için bilmiyoruz. Son sahne bittiğinde ve ekrandaki kare donduğunda çoğumuz ya kumandanın off tuşuna basarız, ya da sinema salonundan bir an önce çıkmak için tepişmeye başlarız. Hale İşsever hem bu popüler camianın büyük organizasyonlarında ham de çekilmiş kürdi filmlerin neredeyse tamamında bir şekilde dokunmuşluğu olan bir isim. Pek çok Kürd tiyatro grubuna da aynı şekilde emeği geçen biri.

İşsever’in Kurtuluş’taki atölyesine ilk girdiğimizde bizi geleneksel hırkalar giymiş cansız mankenler, her türlü marangozluk aleti, resimler ve sıcak bir gülümseme karşılıyor. Vakit kaybetmek istemediğimiz için İşsever’den aldığımız samimiyete güvenerek hemen açıyoruz kayıt cihazını. Mevzu kadrajın görünmeyen tarafı olunca konu uzayacak oluyor. İşsever’in yaptığı işleri tek tek sayıp sayfayı doldurma olanağımız olmadığı için kendisinin anlayışına sığınarak basıyoruz kayıt cihazın tuşuna.

Uzun metraj değil, upuzun metraj

Türkiye’de yayınlanan dizilerin uzunluğu malumunuz, biz de konuşmaya oradan başlıyoruz. Neden bu kadar uzun bu diziler diye soruyoruz kendisine, ‘’Kanal adına düşünürsek, sizin diziyi izlemeniz kanala para kazandırmıyor. Siz diziyi izlerken araya giren kuşak kuşak reklamlar para kazandırıyor. 120 dakikaya üç farklı reklam kuşağı giriyor. Dizi ne kadar uzun olursa o kadar fazla kuşak reklam yayınlıyor kanal böylece daha fazla kazanıyor’’ diye cevap veriyor. Nedir bunun standartı diye ekliyoruz sorumuza, ‘’Bir filmin uzun metrajlı sinema filmi olabilmesi için 85 dakika olması yeterlidir. Ama bir dizinin bir bölümü için 120 dakika çekiyoruz biz, 85 dakikalık bir film için normal şartlarda üç ay çalışılır ama biz 120 dakikalık bir bölüm için altı gün çalışıyoruz’’diyor. Başka bir soru sormak gelmiyor içimizden, altı gün içinde senaryonun okunması, gerekli malzemelerin tespit edilmesi, mekanın seçilmesi, kostümlerin seçilip tedarik edilmesi, çekilmesi, montajı, dublajı gibi işleri düşüneduruyoruz. 85 dakikalık sinema filminin bile üç ayda yapıldığını düşününce, bunun için en az beş ay gerektiği kanısına varıyoruz ama maalesef seyirci beklemez. Bir anlamda her hafta uzun metraj bir film demek olan durum için, ‘’Uzun metraj değil, upuzun metraj’’ diyor İşsever. Zaten böyle bir işi yıllarca yapabilmek için bir ‘’İşsever’’ olmanız gerekir herhalde diye düşünüyoruz.

On altı saat çalışmak ‘makul’

Hal böyle olunca insan merak ediyor. Beş aylık bir işi altı günde yapmak için kaç saat çalışmak gerekir. Malum Türkiye’de yasalarda her ne kadar sekiz saat yazsa da bunu yazanlar dışında sekiz saat çalışan pek yoktur. Kaç saat çalışıyorsunuz diyoruz, İşsever çenesini hafif yukarı kaldırıp, kısa bir matematik hesabı yaptıktan sonra, ‘’Ben on beş yıldır bu işi yapıyorum sadece bir işimde sekiz saat çalışıyordum. Ortalama on altı’dan başlıyor yirmi’ye kadar yolu var. Bizim için on altı saat makul bir saat en azından gece eve gidebiliyoruz. Çok uzun bir süredir saat 10’dan önce eve geldiğimi hatırlamıyorum.’’ Bu kadar saat çalışmaya bünye nasıl dayanır diye düşünmekten ziyade mesaileri hesaplamaya çalışıyorum kafamdan, işin içinden çıkmayınca, sektörde mesailer nasıl işliyor diye soruyoruz. ‘’Bizim fazla mesaimiz yok. Beş günde de, yirmi günde de çekseniz sadece bölüm başı ücret alıyoruz. Bizde fazla mesai diye bir kavram yok’’ diyerek deyim yerindeyse halimize şükrettiriyor. Fazla mesaimiz yok diyor, bu da herhalde ‘’Fazla mesai’’ kavramının anlamsızlaşmasından kaynaklanıyor. Şayet sırf mesaileri ödense yapım şirketi ekonomik bunalıma girebilir.

Malumunuz dizi ve film sektöründe aynı dizi veya filmde rol alan ünlü simaların evlilikleri veya ayrılıkları artık bir ritüele dönüşmüş. Şimdi biraz düşününce insan nedenini anlayabiliyor. Yirmiye yakın saat çalışınca insanın sosyal hayatı ne kadar aktif olabilir ki hal böyle olunca insan en yakınındaki insanlarla sosyalleşmek zorunda kalıyor. İyi de biz magazin haberlerinde ve televizyon programlarında bunu hiç görmüyoruz. Bunun tam tersi bir şekilde çok renkli ve imrenilecek hayatlar görüyoruz. Bu nasıl bir çelişki olabilir. Kafamızda soru işareti kalmaması için bunu da soruyoruz. İşsever yakınan bir ses tonuyla, “Aslında onlar da bu durumdan muzdarip” deyip merak uyandırarak devam ediyor, “Kimse mikrofonu uzatıp, ‘bugün kaç saat çalıştınız, paranızı aldınız mı’ diye sormuyor. Sadece yanındaki kadın veya erkeğin kim olduğunu soruyor. Çünkü izleyici onların gerçek hayatları ile ilgilenmiyor. Bu onların gerçek hayatlar değil. Bizim hayatımız işten ibaret özel hayat denen bir şey yok” diyor ve ekliyor “Mesela dikkat ederseniz setlerde pek fazla evli çocuklu insan göremezsiniz. Genellikle bunun için işe ara vermek zorunda kalıyor insanlar”

Hepimizin ortak hastalığı bel fıtığı

İşsever ile sektörün genel sorunlarını konuştuk ama kendisinin çoğunlukla sanat yönetmenliği yapmış olması nedeniyle birazda bu branştan söz etmesini istedik. Sanat yönetmeni nasıl çalışır diyoruz,

“Hepimizin ortak hastalığı bel fıtığı’’ diyerek kısa bir özetle anlatıyor. “Her hafta yaklaşık 120 sayfalık bölüm senaryosu gelir. Biz onu birkaç saat içinde okuruz, sonra çözümlemesini yapar, çözümlemeye göre ihtiyaçları çıkarır, ihtiyaçlar için bütçe versin diye yapıma gönderir, gelen bütçeye gözden geçirir yetmezse pazarlık yapar, sonra gider onları teker teker alır, sonraki günde çekime başlarız. Bazen de sabah gelen senaryonun geceye kadar ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalabiliyoruz.” Dinlerken yorulduğumuz bu kadar ağır iş koşullarını acaba izlerken neden gıpta ile kısacıkmış gibi izleyip geçeriz diye de kendimize soruyoruz bu kez…

Dizi ve film sektörünün içinde bulunduğu durum böyle, anlaşılan uzun süre böyle de devam edecek. Malum her gün yeni bir dizi ve film ismi duyuyoruz. Bundan sonra işten yorgun gelip televizyon başına kurulduğumuzda ve heyecanla beklediğimiz dizi ve filmleri izlerken, bunların aynı zamanda büyük bir emeğin sonunda hazırlanmış işler olduğunu bilmek, hem hayranı olduğumuz yüzlere daha çok hayran kalmamızı hem de kameranın arkasında A’dan Z’ye hummalı bir çalışma olduğunu hatırlamamızı sağlayacaktır.

(Ç.G) 

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse