Uyuyan Ses: Sinemasal bakışta İspanya Dönemi ve Erdoğan Faşizmi

0
92

Bu yazı  mezar başlarında sessice ağlayan, mahkumlar için kendilerini feda eden, Hendeklerde, karakollarda, hapishanelerde ve infaz mangaları önünde hayatını yitiren tüm Komünist, Sosyalist ve Anarşist kadınlara bir saygı duruşudur.

 

Xebat Baysal

 

 

 

“Bana İspanya’yı verin, emin olun elim titremez, Kaskatı durur”

Francisco Franco

 

“Bana 400 milletvekilini verin, bu iş huzur içinde çözülür””

R. Tayip Erdoğan

 

Bu cümleyle başlıyor “La voz dormida/Uyuyan Ses” adlı film. Franco’ya ait bir cümle. “Bana 400 milletvekili verin, elimin titremeyeceğine emin olabilirsiniz” gibi tınlıyor.  Franco liderliğinde İspanya iç savaşı 1936 da bir avuç monarşi yanlısı milliyetçi generalin cumhuriyeti iktidara karşı darbe yaptı.Ülke cumhuriyeti solcular ve monarşi yanlısı sağcılar olarak ikiye bölündü.Milliyetçilerin liderliğini general Franco yaptığı ilk savaş 3 yıl sürdü 350 bin kişi öldü gülen taraf milliyetçiler oldu. Bu aynı zamanda uluslararası ideolojik bir hesaplaşma İdi. Milliyetçiler ve cumhuriyetçiler dışarıdan destek aldı. Her iki tarafında binlerce yabancı gönüllü savaştı. Hitler ve MussoliniFranco‘ya destek gönderdi.Stalin yüzlerce tank ve uçak ile  solcu cumhuriyetleri desteklemişti. George Orwell, Ernest Hemingway gibi batıla entellektüel de cumhuriyetçiler safında savaştı. Franco tamda düşmanlarına söylediği gibi çalışmıştı “öldürdünüz her adımına karşılık 10 adamınızı öldüreceğim” demişti. Franco’nun faşist güçleri uluslararası durumdan yararlanarak aslında güçleri olmamasına rağmen Cumhuriyetçileri yenmek için  Toledo’nun isyancı güçlerini tam 65 gün yoğun bir şekilde bombaladılar. Toledo‘da binalar yerle bir edildi. Şehrin savunucuları hendekler kazarak mücadele ettiler. Barikatların kurulduğu ve sokak savaşlarının yaşandığı Toledo düştükten sonra Franko faşizmi, sonrasında rezilce bir düzen inşa ederler. General Franco ve askerleri iktidarı ele geçirmiş, ancak bununla yetinmeyip düşmanlarını tamamen silmek istemektedir. Direnişi destekleyen kadın erkek herkes merhamet gösterilmeksizin avlanacaktır. İspanya her köşesiyle bir hapishaneye dönüşmüştür. Kadınlar hapishanesi Ventas böyle mahkûmlarla doludur; özgürlük için savaşmış kadınlar baskıya, işkenceye ve ölüme maruz kalmaktadır. Bu esnada taşradan 20 yaşlarında bir genç kadın Madrid’e gelir. Zindanlar, mezarlar ve hendekler politikayla ilgilenmeyen insanlarla doludur. Politik bilince sahip olmayan bu kişi hapiste olan “Parti” üyesi ablasının peşinden başkente gelmiştir.

 

la-voz-dormida-2011-7.jpg

 

 

Ablası hapiste bu koşullar altında var olma savaşı vermektedir. Üstüne üstlük hamiledir. Taşradan gelen Pepita hapisteki Hortensia’nın eli kulağı olmuştur. Hortensia’ya “milli ve manevi değerlere karşı gelmek”ten verilen idam cezası filmin trajedi yükünü katlar. Bu ceza bebek doğana kadar ertelenir. Bu esnada Pepita “Parti” ve Hortensia arasında, o ağır faşizm koşullarında bağ olma işlevini görmektedir.

 

 

Savaş suçlusu olarak ağırlaştırılmış hapis cezası alan ve idam edilmek için hamileliğinin bitmesi beklenen Hortensia (Inma Cuesta), kızkardeşi Pepita (Maria Leon) aracılığıyla dağda mücadeleyi sürdüren kocası ile iletişime geçer. Pepita ise bu aracılık sayesinde komünist Kara Parka ile tutkulu bir aşk yaşamaya başlar. Öte yandan General Franco’nun zulmü gün ve gün artarak devam etmektedir. Buna kaşın karanlık hücrelerden yok yere canı alınan üç binden fazla yoldaşın ardından bir umutla söylenen özgürlüğün şarkısı Pepita’nın tüm çabalarına rağmen Hortensia’nın göğsüne o kurşun çarpana kadar söylenen ve sonrasında da söylenmeye devam etmektedir. Kafalarında yarattığı bir tanrının onların kurtuluşu olacağını düşünen zalimlerin kıydığı onlarca, yüzlerce, binlerce masumun tek bir ağızdan söylediği bu şarkı ne yazık ki La Voz Dormida’nın sonunda izleyiciyi mutlu edebilecek kadar güçlü olamıyor. Daha bebeği Tersi’ye doyamadan onu zalimlerin kucağına vermek zorunda olan, yobazların emellerine karşı her defasında başı dik duran Hortensia’nın ölmeden önce bağırdığı cumhuriyet ne yazık ki yaşamıyordu. Onun gibilerin bu uğurda verdiği mücadele ise bugün dahi devam ediyor, bebeği Tersi gibiler de annelerinden devraldığı görevi aksatmadan yerine getiriyor.

 

 

General Franco’nun İspanya’sında benzerleri olan uygulamalar bugün faşist diktatörlüğün tarihsel genlerini taşıyan faşist Erdoğan’ın Türkiye’sinde halklara reva görülmekte ve bunun adı da ileri demokrasi olarak halka yutturtmaktadır. Mussolini’nin ‘Il Duce’ ve Hitler’in ‘Führer’ olma arzusu faşist diktatör Tayyip Erdoğan’ın “Reis’ olma takıntısı olarak sürüyor. Hitler ve Mussolini’yi tekrar ediyor. Onlarla aynı vurguda konuşuyor. Herkes benim gibi olmalı, tek parti tek düşünce “mevzuata uymayın” sözleriyle hareket eden Erdoğan liderliğinde 59 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 350 gün yasak uygulandı. Halen Sur’da, Cizre’de sokağa çıkma yasağı devam ediyor. Bir coğrafyanın tamamı, dönüşümlü olsa da 20 ayrı ilçede özgürce evinden, penceresinden bakamaz hale getirilmiş durumda. Öldürülmek de bunların içini soğutmuyor. Tıpkı Franco faşizmi gibi.  savaş suçlusu olarak ağırlaştırılmış hapis cezası alan ve hamileliği bittikten sonra infaz mangaları önünde hayatını yitiren Hortensia (Inma Cuesta), kız kardeşi Pepita (Maria Leon) tarafından babasının yanına defn edilmesini isteyecek ancak bu gerçekleşmeyecektir. Çünkü dönemim İspanyasın da bu mümkün değildir. Günümüz Türkiyesinde olduğu gibi ölülerimiz bize ait değildir. Ölülerine tören yapamaz. Onlar için dua edemezsin. Dua edebilirsin. Ama kimin için olduğunu kimse bilmeden. Ağlayabilirsin ama gizlice. Evinde kimse görmeden.

 

Ama onların anılarını ya da yokluklarının acısını elimizden alamazlar.

 

 

Hatırlarsanız Cizre’nin bodrum katlarında çoğunluğu sivil, silahsız ve yaralı haldeki genç, yaşlı, kadın, erkek en az 200 insan parçalanarak ve yakılarak katledildi. Bu katliam insanlık adına sıfır noktasına gelindiğini gösteriyordu. Ya hesabı sorulacak ya da insanlığımız bitecekti. Korku, yılgınlık, inançsızlık ve umutsuzluk saçan dehşet konseptiyle direniş ruhu bitirilmek ve insanlık çökertilmek isteniyordu..Bu soykırımın hedefi  günümüz Toledo’nun isyancı güçlerini tekrar yenilgiye uğratarak tarihi özgürlük ruhunu yok etmekti.  Buna karşın gelişen Ankara da ki eylem Cizre’de gerçekleştirdiği katliama bir yanıt olarak çökertilmek istenen insanlığın ve  Hortensia’ların (Inma Cuesta) direniş ruhunun bitmeyeceğinin fedaice bir ifadesi oldu. Bu muazzam örgütlülük, disiplin, bilinç, üstün vuruş gücü ile tekniğe karşı insanın, soykırıma karşı direnişin üstünlüğü sonrası eylemi gerçekleştiren Zinar Raperîn’in (Abdulbaki Sömer)  taziyesini kuran ailesine ziyarete gitmek de soruşturma konusu yapıldı.  Aynı gün IŞİD’le mücadele ederken şehit düşen kadın savaşçının Van’da ki taziye çadırına polis saldırdı. İster insani, ister dini açıdan bir aileye taziye ziyaretinde bulunmak; toplumsal geleneklerin en dokunulmazı iken bunun üzerinden bile Franco faşizminin günümüzde ki korku yayan kanlı kara bayrağı dalgalandırıldı.   Mezarlıklara saldırıp imha edildi, taziyelere saldıracak kadar çok derin bir ahlaki çöküntü örneğini sergilediler.  Faşizmin bu  mezarsızlaştırma amacını Gabriel

GarciaMarquez’in kendisine Nobel ödülü de kazandıran Yüzyıllık yalnızlık romanında  çok iyi dile getiriyor.

 

“İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa , o adam o toprağın insanı değildir.” (Sayfa 24) diyerek  özünde köksüzleştirmek istediklerini belirmektedir.

 

Oysa Latincede “humanitas” (insan) kelimesi “humando” (gömmek) kökünden gelir; “Human” toprak “üzerinde yaşayan” insanın “göklerde yaşayan” tanrılardan (divina) farkını ortaya koyuyor. Gömülebilen toprağa karışabilen varlıktır insan.

 

Tabiatın diğer varlıklarından en temel farklarımızdan biri bu belki de; ölülerimizi gömebilmek. İnsan topluluklarının yaşama ve ölüme yükledikleri anlamlar kimi zaman eş değerdir. Ölünüzü bulamamak, ölünüzü kaldıramamak bir insana hayat boyu sürecek işkenceye maruz bırakmaktır.

 

Yaşam hakkı kadar kutsal bir hak gömülme hakkı. Mezarı olan ölü o tarihi de geleceğe taşır aynı zamanda.

 

Mezarsızlaştırma, kimsesizleştirme; tarihi, kimliği yok etme, belleksizleştirme çabasının da yansımasıdır. Gömülme hakkını tanımayanlar ölünün katilleri olmuştur tarih boyunca.

 

Ölüyü ailesine verdiğinizde, gömülmesine izin verdiğinizde ortaya çıkacak gerçekler asıl katilleri için korkutucu olabilir.Mezarsızlaştırma: kimsesizleştirme, tarihi, kimliği yok etme, belleksizleştirme çabasının da yansımasıdır.

 

Bugün de devlet yetkililerinin “operasyon başarı ile sonuçlandı” açıklamalarına rağmen Cizre’de sokağa çıkma yasakları hala sürmektedir. Yasak süresince birçok insan evlerinde sığındıkları bodrum katlarda katliamla yüz yüze kalmışlardır. Görüntüler evlerin, binaların moloz yığını haline geldiğini göstermektedir.

 

Bu molozların altında hala ölü mü yaralı mı olduğu bilinmeyen insanlar olduğu anlaşılmaktadır. Yetkililer bağımsız gözlemci taleplerine, avukatların keşif taleplerine rağmen alelacele bir şekilde moloz yığınlarını insan parçaları ile birlikte Dicle nehrine dökmektedir. Tıpkı Macaristan’da ülkeyi işgal altında tutan Alman orduları tarafından desteklenen rejimin milislerinin binlerce Yahudiyi, 1944 sonlarının 1945 başlarının dondurucu kış gecelerinde kurşuna dizmesi, sonra da Tuna nehrine atması gibi. Nehir aylar boyunca Karadeniz’e doğru masum insanların cesetlerini taşıdı. Dicle nehri de yüzyıllardır Asur, Dehak, Atatürk ve Erdoğan faşizminde bu ağır tanıklığa devam etmektedir.

Tüm bunlar, yas ve mezardan mahrum bırakma “insanlıktan çıkarma” amaçlı olup Faşizmin egemenlik pratiğidir. İktidar sahipleri ölümün şekil, anlam ve değerinin ne olacağına hükmetmekte, kayıp mezar ve cenazelerin tarih ve toprak ile bağını kurmamıza engel olmaya çalışmaktadır. Cenazesi 7 gün sokakta bekletilen almaya çalışanların keskin nişancıların hedefi haline geldiği Taybet İnan cinayetinde odluğu gibi.  Oğlu da şöyle diyordu: “Annem tam tamına yedi gün sokakta kaldı. Hiçbirimiz uyuyamadık köpekler gelir, kuşlar konar diye. O orada yattı, biz 150 metre ilerisinde öldük. Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlet de bize yedi günde bunu yaptı. Tam yedi gün annemizin cenazesi sokak ortasında kaldı. İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor.”

 

Faşist diktatörlüğün tarihsel genleri, devrimci savaşla boşa çıkarılacaktır

Erdoğan, Franco İspanya’sı ve Hitler’in Almanya’sının faşist genetik kodlarıyla, faşist diktatörlüğünü tesis etmek istiyor. Tarihin karanlık sayfasından beslenen faşizmin bu tecrübesi karşısında, ulusların ve ezilen halkların da tarihsel tecrübesi vardır. Alman ezilen halkları, ve Madrid’li “Kızıl Yoldaşlar” verili tarihi koşullarda, Hitler’e ve Franco’ya karşı bir mücadele öremediler. Ancak Stalingrad önlerinde gerici hayalleri biten Hitler, ezilen halkların gücü karşısında teslim oluyordu.  Santander kentinin en önemli meydanlarından birinde 1964 yılından bu yana bulunan atlı diktatör Franco heykeli, bir grup işçi tarafından kaldırılarak belediyenin ambarına konuldu. Franco’nun benzer atlı heykelleri 2005’te Hortensia’nın (Inma Cuesta) direniş kenti olan Madrid‘deki, 2006’da da Zaragoza kentindeki meydanlardan kaldırılmıştı. Meydanlarda kalmayan Franco heykelinden sonra bugün de faşist diktatör Erdoğan’ın kişiliğinde merkezileşen Franco zihniyetine karşı, Türk hâkim sınıflarının gerici tehlikeli planları, Kürt ulusunun görkemli direnişi, Türk ve diğer halkların, ilericilerin, sosyalistlerin, komunistlerin ve komunalist anarşistlerin birleştiği devrimci bir cephe ile bozulmaktadır. Devrimin stratejik hamleleri başta olmak üzere, devrimci savaşın taktik politikaları eksenli örgütlenen bu devrimci hat, Sünni-İslam Türk ırkçılığı ideolojik dokusuyla faşizmin figüranı Türk “führerini” ait olduğu karanlığa gömmektedir.

[1] Vikipedi. (2016). İspanya İç Savaşı

[2]Schmitt, C. (2002). Siyasi İlahiyat: Egemenlik Kuramı Üzerine Dört Bölüm.

[3]Gabriel Garcia Marquez (1967). Yüzyıllık yalnızlık

[4]Fanon, F. (2001). Yeryüzünün Lanetlileri. İstanbul, Avesta Yayınları

[5]Cuche, D. (2013). Sosyal Bilimlerde Kültür Kavramı. İstanbul, Bağlam Yayıncılık

 

 

 

Uyuyan Ses İzle

uyuyan-ses.jpg

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Şirove
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne