Türkiye Sinemasında Ötekinin Ötekisi Kürt Kadınlar ve 8 Mart

0
71

Önce babasına sonra kocasına ama hep ataerkil topluma ait kabul edilen, onların sahip oldukları soyadlarını ismimize eklerken onların belirlediği yaşam alanlarına sıkışan, kaç çocuk doğuracağımızdan başımıza ne takıp ne takmayacağımıza, saat kaça kadar sokakta olabileceğimizden çocuğumuzu nasıl doğuracağımıza- doğurup doğurmayacağımıza- kadar kendi bedenlerimizle ilgili tercihlerde dahi sözümüzü kesen erkeklerin vereceği yasal ve toplumsal sınırlara sıkıştırılmaya çalışılan kadınların susmayacağını, aslında hiç susmadığımızı anlatmak için sokaktayız.

**************

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Kadınlar Günü hakkında birkaç söz söyleme gayesinde olan bu yazı neresinden başlansa geç, ne söylese eksik kalmaya mahkum. Bizlerin toplumsal hayatta sabitlenmeye çalışıldığı ikincil konum, başta en yakınlarımızdakiler olmak üzere maruz kaldığımız erkek şiddeti, bütün siyasi söylemlerde “korunacak bir çiçeğe”  dönüştürürken bizi aile içine hapseden, haklarımızı yok sayan devlet şiddeti ve her gün yeni baştan deneyimlediğimiz fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik, sosyal şiddetin karşında direnişte olduğumuzu hatırlatmak için 8 Mart’ta sokaklara, gecelere dökülüyoruz.

Önce babasına sonra kocasına ama hep ataerkil topluma ait kabul edilen, onların sahip oldukları soyadlarını ismimize eklerken onların belirlediği yaşam alanlarına sıkışan, kaç çocuk doğuracağımızdan başımıza ne takıp ne takmayacağımıza, saat kaça kadar sokakta olabileceğimizden çocuğumuzu nasıl doğuracağımıza- doğurup doğurmayacağımıza- kadar kendi bedenlerimizle ilgili tercihlerde dahi sözümüzü kesen erkeklerin vereceği yasal ve toplumsal sınırlara sıkıştırılmaya çalışılan kadınların susmayacağını, aslında hiç susmadığımızı anlatmak için sokaktayız.

Sınıf, renk, ırk, sosyokültürel konum farketmeksizin erkek şiddetini deneyimleyen, şiddetin nesnesi ve görseli olmaya mahkum edilen kadınlar olarak bağırıyoruz:

Kadın, Yaşam, Özgürlük! Jin Jîyan Azadî!

Ataerkil iktidara karşı sokağa, meydanlara, gecelere çıkıp direndiğini haykırmanın yanında başka mecralarda da alan bulabilen kadınlardan biri olarak yazdığım aşağıdaki yazı bu köşenin –şimdilik- asıl odaklandığı alan olan Türkiye sinemasında Kürtler konusunu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle kadın temsilleri bağlamında ele almaktadır.

*******

Türkiye Sinemasında Ötekinin Ötekisi Kürt Kadınlar

Türkiye Sineması’nda uzun yıllar boyunca kendi sözünü söyleyemeyen Kürtlerin sessizliğini, seslerinin başka dillere hapsedildiğini, sözlerinin başkalarına ait düşüncelerle bezendiğini günümüzde üretilmeye başlanan Kürt Sineması örnekleriyle kıyasladığımızda rahatlıkla görebiliyoruz. Bu mesele ne birkaç satırla anlatılabilecek kadar kısa ne de üzerinde kolaylıkla söz söylenebilecek kadar kolay olsa da Kürtlerin yaşadıkları coğrafyanın sinemasında yer alma- almama hallerini süregidecek tartışmalara bırakarak, yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Kürt kadınların Türkiye sinemasında nasıl temsil edildiğine kısaca bakmak anlamlı olabilir. Söz konusu sinema gibi eril bir alan olduğunda Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtler üzerinde uyguladığı siyasetten, toplumsal olarak Kürtlerin konumlandırılışından ve Kürt toplumunun ataerkil rejiminden önce kadınların temsil mekanizmalarında nasıl yer aldığını tartışmalıyız.

Sinemayı Anneke Smelik’in ifadesiyle mitlerin üretildiği, yeniden üretildiği ve bunların temsil edildiği” (Smelik, 2006:1) bir alan olarak tanımlarsak filmlerin içerdiği en önemli göstergelerin köklerini toplumsal yaşamdan aldığını öne sürebiliriz. Sinemayı toplumsal cinsiyeti temel alarak göstergebilimsel olarak tartışan Johnston klasik sinemada kadın karakterin bir “gösteren” olarak kodlandığını ve bu konumun erkeğin ideolojik “önemi”ni desteklediğini savunur. Klasik anlatıda kadın karakter daima erkek karakterle olan ilişkisi üzerinden tanımlanır ve bu temsil kadının kendi başına bir “hiç” olduğu anlamını doğurur. Yazara göre bu süreç kadının baskı altına alınmasının ve dışlanmasının bir maskesidir (Öztürk, 2000): 87).

Başta sinema olmak üzere temsil üreten bütün mecralar içinde üretildikleri toplumsal yapıyla ilişkilendirilerek tartışılmalıdır; çünkü “temsiller içinde yer alınan kültürden de devralınır ve içselleştirilerek benliğin bir parçası haline getirilir. İçselleştirilen bu temsiller benliği, söz konusu kültürel temsillerde içkin olan değerleri de benimseyecek şekilde yoğurur. Bu nedenle bir kültüre egemen olan temsiller, aslında can alıcı politik önem taşırlar” (Ryan ve Kellner, 2010: 37).

Söz konusu Kürt kadınların Türkiye sinemasında temsili olduğunda, bu temsilin içinde yer altığı kültürel yapı ve kadın karakterin gösteren olarak kurgulanması karşımıza Kürtlere dair uzun yıllardır üretilen ön yargıların üzerinde taşıyan kadın karakterler çıkarmaktadır. Kimi zaman İstanbul Türkçesiyle kimi zaman hiçbir yere ait olmayan bir şiveyle konuşan bu kadınlar filmin ve anlatının merkezi olan Batı’nın çok uzağında, bilinmeyen bir coğrafyada yaşayan ve Batılı kadınların “azade” olduğu sıkıntılara mahkum olan “zavallılar” olarak gösterilir. “Cehalet” ve “mahrumiyetten” dolayı olmadık acılar çeken bu kadınlar kendi toplumları için birer nesneden farklı değildir, üstelik sürekli öldürülme ihtimalleri vardır ve Batılı bir kurtarıcının olmadığı durumlarda bu ölüm gerçekleşir.

Türkiye sinemasında ismi anılmasa dahi seyircinin toplumsal yargılarla uzlaştığı üzere Kürt olduğundan emin olduğu kadınlar ise “töre” baskısı altındaki kadınlardır. İsmine “namus” ve “töre” olgusunu taşıyan filmlerin neredeyse tamamı Doğuda geçer ve birkaç kan davası anlatısı dışında bütün filmler kadınların “namus” ve “töre” ile imtihanına odaklanır. İsminde yer almasa da konu edinen filmlere birlikte Türkiye sinemasının önemli bir türü haline gelen bu filmler Doğu’ya her baktıklarında “namus” ve “töre” nedeniyle acı çeken kadınlar görür, bu kadınların yaşadıklarını bedenlerinde görselleştirerek hem toplumsal yargılarla uzlaşır hem de bu yargıları yeniden üretir.

Türkiye Sinemasında “öteki”nin – Kürtlerin- , “akıl almaz zulmünü”, “cehaletini”, eğitilmesinin ve Batı’ya yakınlaştırılmasının “gerekliliğini” kadın bedenleri üzerinden anlatan bu filmler bir yandan Batı’daki kadının yaşadığı şiddeti görünmez kılarken diğer yandan Kürt kadınları kendi erkeklerinin zulmü altında, Batılı erkeğin –devletin- kurtarıcılığına muhtaç mağdurlara dönüştür ve sözlerine alan tanımaz.

Kaynakça

Smelik, Anneke(2006). Feminist Sinema ve Film Teorisi. Çev: Koç, Deniz. İstanbul: Agora

Öztürk, S. Ruken(2000). Sinemada Kadın Olmak: Sanat Filmlerinde Kadın İmgeleri. İstanbul: Alan.

Ryan,  Michael; Kellner, Douglas(2010). Politik Kamera Çev: E. Özsayar. İstanbul: Ayrıntı.


0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Şirove
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne