Kürt Film Festivalleri’nin Önemi

0
19

Her geçen gün yedinci sanat olarak da bilinen; tiyatro, resim, fotografçılık, şiir, roman ve müzik gibi sanatları da içinde barındıran sinemanın biz Kürtler için önemi daha iyi anlaşılıyor. Sinemaya olan ilgi Kürtler arasında artarken hemen hemen hergün Kürt yönetmenlerin ve filmlerinin başarı haberlerini duyuyoruz. Dünyanın bir ucundan yeni bir Kürt yönetmen belirirken, başka ülkelerden de Kürt filmlerinin önemli festivallere davet edildiğini duyuyoruz. Ayrıca her yıl sayıları giderek artan şekilde dünyanın farklı ülke ve şehirlerinde Kürt Film Festvilalleri düzenleniyor.

 

 

Sevgili Kürt yönetmen Bahman Ghobadi filmlerine destek almak için şu anda Irak Cumhurbaşkanı olan YNK lideri Celal Talabani’yle görüşmesinde şöyle demiş: “Bize destek verin, bir sinema filmi 25 bin peşmergeden daha etkili olabilir.” Gerçekten de sinemanın sanatsal bir anlatım dili olarak etkileme gücü çok önemli. “Bir fotoğraf karesi bin keleminin anlatacağını anlatmaya yeter” denir, öyleyse bir sinema filmin ve hatta bir film karesinin de yüzbinlerce kelimede anlatılacak duygu ve düşünleceleri yansıtma kapasitesinde olduğu bilinmeli. Ghobadi’nin yaptığı etkili ve güzel filmlerle uluslararası festivallerde yakaladığı başarı grafiği ve aldığı ödüller kendisinin bu sözünü doğruluyor. Ghobadi’nin dünyada yaşamakta olan en iyi 100 yönetmen arasında seçildiğini de hatırlatalım bu vesileyle. Örneğin bir belgesel filminin yaratacagı etkiyi bazen onlarca kitap da yazsanız veremeyebilirsiniz.

Örneğin Almanya’da yaşayan genç Kürt yönetmen Özay Şahin’in “Can Baz” adlı belgesel çalışması oldukça etkileyici ve çarpıcı bir film. İstanbul’da sokaklarda yaşayan ve tiner bağımlısı olmuş bir Kürt gencinin dramını yansıtan belgesel tarzı, çekim tekniği, kamera kullanımı ve kurgusuyla oldukça etkileyici. İzlediğim günden beri aklımdan çıkmayan bir belgesel çalışması. Yine genç Kürt yönetmenlerden Arin İnan Arslan’ın ikinci kısa filmi olan “Si u Ba” da siyah-beyaz ve diyalog içermeyen bir film olmasına karşın çok şey anlatan, derin çağrışımları olan, tarzıyla da apayrı bir yerde duran harika bir yapıt, ki bu film İstanbulda Sony Pictures tarafından düzenlenen festivalede en iyi film seçildi. Sinemanın ve belgesel sinemacılığın etkisini ve önemini vurgularken edebiyatı önemsizleştirmek değil niyetim, tam tersine genel anlamıyla edebiyatı da kapsayan sinema sanatına dikkat çekmek. Yoksa güzel yazılmış bir roman da insanları etkiler, hem de çok derinden. Örneğin Yaşar Kemal’in İnce Mehmet romanının filmleştirilmiş halinden çok daha etkileyici olduğu tartışma götürmez.

 

Kürt Film Fstivalleri’nin önemli

Dünyanın dört bir yanında da Kürt film festivalleri düzenleniyor, başlı başına bu film festivalleri bile Kürt sinemasının yükselişinin önemli bir göstergesidir. 2001 yılında Londra’da ilk olarak başlatılan Kürt Filmleri Festivalleri bugün 3 kıtada 8 şehirde (Londra, Berlin, Frankfurt, Köln, Hamburg, Paris, Montreal) düzenlenmektedir. Hatta bazı festivaller sadece kısa filmlere (belgeseller de dahil) ayrılmıştır. 2007 Martı’nda düzenlenmesi planlanan Melbourne 1. Kürt Kısa Film Festivali ile iki yıldır İngiltere’nin Manchester şehrinde Kürt Yaratıcı Film Merkezi tarafından düzenlenen ‘Zamawand’ adlı kısa film festivali gibi. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewler şehrinde 2005 yılında birincisi düzenlenen ‘Kürdistan Kısa Film Festivali’ ni de unutmamak gerek. Bunun yanı sıra Ocak 2007’de Güney Kürdistan’ın Zaxo kentinde de ‘1. Zaxo Video Clip Festivali’ düzenleneceğini de belirtelim. Tüm bu festivaller her yıl düzenli olarak gerçekleşemese de böyle organizasyonlar tarihi değerdedir.

Kürt Film Festivalleri bir ‘Kürt Sineması’ fikrinin olgunlaşması ve Kürt yönetmenleri, özellikle genç yönetmenleri, teşvik edici olduğu için oldukça anlamlı ve önemlidir. Aynı zamanda izleyicileri Kürt filmleriyle buluşturması, yönetmenleri ve yönetmenlerle izleyicileri biraraya getirmesi açısından da işlevseldir. Ayrıca özellikle diasporada düzenlenen festivallerin Kürt yönetmenlerin filmlerini daha geniş kitlelere ulaştırma anlamında ‘pazarlama’ imkanı da sunmakta. Hali hazırda hernekadar ayakta durmayı başarsa da, Kürt sineması henüz kendine ait bir ‘sektörel’ altyapıya sahip değil. Ortada ne Kürt yönetmenleri finanse edecek bir kurum, ne de buna gönüllü prodüktörler var. Kürt yönetmenlerin her biri, bireysel ilişkileri olsa da, birbirlerinden bağımsız çalışmakta, filmlerini yaparken ihtiyaç duydukları finansmanı çoğu zaman sağlayamamakta, veya teknik ekip yetersizliğinden dolayı birçok proje de rafa kaldırılmaktadır. Umur Hozatlı’nin ‘Perperik’ projesi gibi. Ya da yaşadıkları ülkelerde bir şekilde finansman bulabilen yönetmenler de bu finansmanı ‘hak edebilmek’ için konularını ‘işin kılıfına’ uydurmak zorunda kalmakta. İşte bütün bu nedenlerden dolayı Kürt yönetmenler sürekli maddi- manevi destek bulamamaktan şikayet ediyorlar. Dünyanın başka ülkelerinde sinema sanatı yüzyıldan fazla bir zaman sanat olarak kabul edilmiş ve muazzam bir sinema sektörü oluşmuştur. İşte böyle bir ortamda bir Kürt sinema sektörünün oluşumunda ön adımlar olduğu için de Kürt Film Festivallleri’ni önemsemeliyiz. Bu anlamda Diyarbakır başta olmak üzere Kürt şehirlerinde de benzeri festivallerin düzenlenmesi elzemdir. Çünkü festivaller yönetmenlere filmlerini izleme/gösterim olağanı sunuduğu kadar, Kürt sinema izleyicisi yaratma açısından da gerekli çünkü seyircisiz bir sinemanın anlam taşımayacağı da ortada.

Şunu da belirtmek gerekir ki Kürt sinemasının yaşadığı sorunlar, ki doğum sancıları olarak nitelendirmek mümkün, Kürt halkının içinde bulunduğu sosyal ve siyasal statüyle yakından ilişkilidir. Ama işte tam da bu nedenle sinemaya daha da fazla önem verilmesi gerekir. İçinde bulunduğumuz sosyal ve siyasal statüyü yansıtmak, acılarımızı, sevinçlerimizi ve taleplerimizi ifade etmek için sinemadan daha etkili bir sanatsal araç olamaz. Pahalı bir sanatsal uğraşı olsa da iyi bir filmin yaratacağı etki yüz kişinin yürüteceği politik faaliyetten daha fazla olabilir; Yılmaz Güney’in Yol filmini, sadece Kürtler’in de değil dünya sinema seyircisinin hafızalarında edindiği etkiyi hatırlamak yararlı olacak; Yol filmi birçok uzman tarafından dünyada şimdiye kadar yapılmış en güzel 150 film arasında da sayılmakta. Tabiki sinemaya sadece bir ‘araç’ olarak da bakılmamalı, böyle dar bir yaklaşım sinemasal üretimlerin niteliğini düşürecek, filmleri basit slogansı görüntüler seviyesine indirecektir. Sinema bir sanat dalı hem de en kapsamlı ve belki de en etkileyici sanat dalı olduğuna göre, ona sanatsal kaygılarla yaklaşılmalı ve bu sanatsal yaklaşım içerisinde duygu ve düşünceler yansıtılmalı. Kürdistan’da ortalama bir yönetmen için bile konu sıkıntısı olamayacağını söylemeye gerek yok, her köyde, her şehirde ve hatta her bireyde film konusu olabilecek inanılmaz konular var. Hem trajik, hem de komik. Ama önemli olan hem konu seçiminde hem de tür ve tarz konusunda esnek olmak. Şüphe yok ki Kürt sineması birçok eksikliğine ve olanaksızlıklara karşın gelişecektir, dünya sinema çevrelerinde hak ettiği yeri şimdiden alan Kürt sineması asıl vatanı Kürdistan’da daha fazla kök salacak ve böylece Kürt yönemenler ve filmleri de “Türk”, “İran” veya “Fransız” filmi olarak değil de “Kürt Filmi” olarak anılacaktır. Herşeye rağmen kameraya aşık olmayı başaran Kürt sinemacılara başarılar!

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse