Kültür Sanat Çalışmalarının Sorunu!

0
46

Kültür ve sanat emekçileri yüzünü bir halkı savunmaya dönmelidir. Dünyada tüm kültürel çalışmalar orijin çalışmasıyla başlar, kök arayışıyla başlar. Bizim kültür ve sanat çalışmalarımız kökten yoksundur, orijinden yoksundur

Erdal KIZILDAĞ

Kültür ve sanat çalışmalarımızda çokça tartışılan bir konu var. Sorunlarımız yapısaldır deniyor. Bu konuya geçmeden önce bir kavrama açıklık getirmek istiyorum. Doğru, yapısal olan sorunlarımız var, fakat biz kültür ve sanat çalışmalarına başladığımız andan itibaren şöyle bir söz, sorumluluk ve yükümlülüğün altına girmiş oluyoruz. Sorunlarımız yapısal da, tarihsel de olsa ne olursa olsun, ben bir kültür ve sanat emekçisi ya da sanatçı olarak bu sorunları çözmek için varım! Yapısal sorunlar var fakat ben o yapısal sorunları çözmek için bu alan çalışmalarına katılmışım.

Bu alana ilişkin yapılan değerlendirmelerde fark ettiğim şöyle bir durum var. Sorun çok çetrefilli, yapısal sorunlarımız var demek, benden kaynaklı değil aslında, benden de önce bu sorunlar vardı, demektir. Ben sanki bir şey katmadım bu sorunlara, yani bu çok köklü sorunlar bana bağlı olmayan sorunlarmış gibi bir mantık, böyle bir kendini sıyırma, kendini bir kenara alma yaklaşımı görüyorum. Bence en çok da bu tehlikelidir. Sorunun varlığını kabul etmek ve çözüm aramamak, çözümü kendinde aramamak bir aldatma yöntemidir. Hem kendini hem toplumu aldatma yöntemidir.

Sorunlarımız yapısaldır! Çözümü yoktur gibi bir duygu üretme üzerine kurulmamalı, yapısallığı yaratan bir zihniyet vardır. Zihniyet sorununun çözümü vardır. Bu da zihniyet devrimidir. Dolayısıyla yapısal sorunları yapıyı yapanın zihniyetinde aramak gerekir. Sadece yapıyı sorumlu tutmak, sorunu orada aramak, doğru değildir ve düzeltmek gerekir. Yapısal olan, tarihsel olan gerçekten kökeni beş bin yıla dayanan köklü sorunlarımız var. Biz bu kültür çalışmalarına katılırken, katıldığımız, girdiğimiz andan itibaren ne olursa olsun, biz bu sorunları çözmek üzerinden giriyoruz. Onun sözünü veriyoruz, onun teminatını veriyoruz, topluma ve kültür-sanat kurumlarına bu temelde elimizden gelen her şeyi ortaya koyacağımızın sözünü veriyoruz.

Bu anlamıyla yapısallık kavramına açıklık getirmek gerekir. Çünkü yapısallığı ele alış tarzı yanlıştır. Sorunu kendi zihniyetinde gören bir anlayış ve zihniyet daha çözümcü bir zihniyettir. Çözüme hizmet eden bir yaklaşımdır. Sorunun özüne dokunmak, içeriğine inmek aslında zihniyeti ve anlamı tanımaktır. Buna ulaşmayan, sorunu sadece yapı ile ele alan yaklaşımlar biçimci ve dar yaklaşımlardır. Yapı sorunları temelde bir bilinç sorunundan kaynağını alır. Kendini tam görme ile kendine göre görme ve algılama ile çözüme uluşmak mümkün olmaz. Kendi algılamalarımıza göre yapılacak bir çözüm, kendine göre bir çözüm arayışı olur. Algılarımızın nasıl oluştuğunu anlarsak oluşan çözümün de bize ait olmadığını anlayabiliriz. Kültürel soykırımın uygulamaları altında şekillenen zihinlerimiz, oluşturulan algılar bize ait algılar olamaz. Her sabah ‘And’ olarak okunan, ‘Türküm’  ile başlayan sözlere dahi itiraz etmeyen bir zihniyet dünyamız varken, kendimize göre yarattığımız çözümler asla gerçek bir çözüm olamaz.

Kültür ve sanat çalışmaları zihniyet ve anlam çalışmalarıdır. İdeolojik ve fikirsel çalışmalar kapsamında değerlendiriyor ve tartışıyoruz. Zihniyet çalışmaları içerisinde, bunun yükü en yüksek , toplumu değiştirme, dönüştürme ve inşada en etkili olabilecek çalışmaları değerlendiriyoruz. Kültür ve sanat çalışmalarının en düşünceli insanlarla yapılması gerekir. Şöyle bir benzetme yapılabilir, örneğin araştırma ve inceleme, hakikate ulaşma-hakikati açığa çıkarma çalışmaları; bir dağı delip onun içerisinden altın madenini bulup onu eleyip ayrıştırmak gibidir. Bizim toplumsal sistemimizde bunun karşılığı nedir diye bakarsanız; Bilim ve aydınlanma faaliyetleridir. Araştırma-inceleme gibi çalışmalar; dağı delip altın çıkartma çalışmalarıdır. Kültür sanat çalışmaları ise hakikati işler, altını işler. Bir kuyumcu titizliğiyle onu işler ve hakikatin etki gücünü, sanatın gücüyle yüzde yüz arttırır. Beğeni ve fikri taşır. Ayrıca estetik açıdan ona biçim verir, hakikati estetize eder. Hakikati işler ve topluma hakikati bu biçimde sunar. Toplum hakikatle, sanat aracılığıyla buluşur. Hakikat müziğin gücünü, tiyatronun gücünü, sinemanın gücünü, resmin gücünü kullanarak, kendini topluma aktarır. Aktardığı zaman hakikatin gücü yüz kat artar. Bu bir tarafıdır, ama eğer bununla oynanırsa, hakkı verilemezse, hakikatin gücünü yüz kat düşürür.

Burada kültürel çalışmaların bir özelliği var, buna dikkat çekmek istiyorum. Kültür ve sanat çalışmaların ortası yoktur; ya zarar verir, ya kazandırır. Nötr durumu yoktur. Kültür ve sanat eğer bize kazandırmıyorsa, topluma kazandırmıyorsa, kesinlikle kaybettiriyordur. Kültür ve sanat kurumlarımızda demokratik ulusa, demokratik topluma, demokratik kültür ve sanata kazandırmayan her şey, kazandırmayan her tutum, her etkinlik bize, toplumsallığımıza kaybettiriyor. Nötr yani ne yararlı, ne zararlı öyle bir sanat çalışması yoktur. Kültürel çalışmanın özünde bu yoktur. Kazandırmıyorsa, kesinlikle kaybettiriyordur. Kültür ve sanat çalışmalarımız bazen bize kaybettiriyor.

Anadilde eğitim istiyoruz. Kültür ve sanatımızı da anadilde yapacağız. Bu tek başına yeterli midir? Sadece Kürtçe eğitim ve sanat yetmez. Kültür ve sanat alanında yapılan tüm Kürtçe çalışmalar bize, topluma mı aittir? Mevcut eğitim sistemi bize mi aittir? Değil ! Yoldaşlık-arkadaşlık tarzı, ilişkiler bize mi aittir? Yönetim tarzı bize mi aittir? Değil! Halka yaklaşım bize mi aittir… İlkelerini, kurallarını ve kutsallarını savunmada sergilenen refleksler bizim öz-reflekslerimiz midir? O zaman bu faaliyetlerde bizim kültür ve sanatımız değildir. Anlayışı halka ait sanatımız ancak topluma ait olur. Doğru anlayış ve zihniyetle yaparsak az da yapsak bize ait olur. Yanlış bir zihniyetle yaparsak zarar vermiş oluruz. Önce zihniyet, sonra yapı demek daha doğru olandır. Zihniyet sorunumuz var ki yapısal sorunlarımız var demek, buradan başlamak daha kazandırıcı olacaktır.

Kültürel kavram ve kuramlardan yoksun bir kültür ve sanat çalışması çok geliştirici olmaz. Yani kuyumcu da en az madenci kadar altını tanımak zorundadır. Altın gibi bir fikir olmadan, sanat yapılamaz. Bizim tiyatro kuramımız, müzik, sinema kuramımız nedir? Kuramdan yoksun ne yapılabilir? Merkezi hegemonyayı, iktidarı, demokratik bir yönetimi, demokratik ulusu, sosyalizmi, kapitalizmi ve özgür yaşamı tanımadan, bunun teorisini bilmeden, kültür, dil, uygarlık, politika, yönetim, ahlak, hukuk, demokrasi, ekonomi, asimilasyon, soykırım kavramlarını anlayacak bir alt yapısı olmayan insan nasıl sanatçı olabilir?

Yurtseverliğin sanat anlayışının, sistemin sanat anlayışından nasıl ayrıştığını ifade edebilecek sanatçı sayısı kaçtır? Kim farkı ortaya koyabiliyor? Hangi sanatçımız yurtseverlik anlayışına göre 1 saat derli toplu bir kültürel konu üzerine değerlendirme yapabilir? Kuramdan yoksun bir kültür sanat çalışması olamaz. Olursa zarar verir. Bunun örnekleri de çoktur. O zaman biz kimin sanatını yapıyoruz?

Demokratik ulusun kültürü nedir, nasıl inşa edilir, nasıl halka mal edilir? Mesele bu üç sorunun yanıtıdır. Kültür ve sanat emekçileri yüzünü bir halkı savunmaya dönmelidir. Dünyada tüm kültürel çalışmalar orijin çalışmasıyla başlar, kök arayışıyla başlar. Bizim kültür ve sanat çalışmalarımız kökten yoksundur, orijinden yoksundur. Okuyucularımız diyebilir ki;  nasıl olur bizim bu kadar tarihimiz var, geçmişimiz var ama; biz neolitik devrimi yaratan halkız, sanatın ilki bizdedir, müziğin ilki bizdedir, tiyatronun folklorun ilki bizdedir. Kültürü yaratan halkız biz o toprakların çocuklarıyız.

Peki, kaç tane derleme çalışmamız var? Folklorumuza ilişkin, müziğimize, tiyatroya, giyim kuşamımıza, yemeklerimize, dinimize, köylerimize, dağlarımıza vb. yaşam biçimimize ilişkin, hayvancılık ve tarıma ilişkin kaç tane derleme, araştırma-inceleme grubumuz var? Biz sömürgeci zihniyet bile çalıp çırpacağı, talan edeceği coğrafyada her köye her mezraya derleme grupları, kendi adamlarını gönderir.  Köklerimiz üzerine yeni bir kültür inşa edebilmek için bizim kesinlikle kültürel köklerimizle buluşmamız gerekir. Köksüz kültür ve sanat çalışması yürütemeyiz. Tarihsel temellere dayanmalı ve halkımızın hazinesine, altın havzasına dalış yapmalıyız. Yaratıcılık, orijinden kopmamaktır. Nerden yaratacaksın, tarihin yok ki sen yaratasın, tarihi olmayanın yaratıcılığı olabilir mi? Tiyatromuz niye gelişmiyor! Gelişmez, niye gelişsin ki… Bu anlamıyla kuramdan yoksun, toplumdan yoksun, örgütten yoksun… Yapılan bir çalışmaya biri iyi biri kötü diyorsa, biri çok başarılı, biri halk düşmanlarının faaliyetidir diyorsa, demek ki kültür ve sanat alanında örgütlülük sorunu var.

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Şirove
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne