Kısa Film Sorgusu; Arin İnan Arslan

0
125

 

Diyarbakır’da, İstanbul’da insanlar omuz omuza vermiş Kürt Sineması’nın, Türk Sineması’nın kaderini değiştirmeye çalışırken, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan şu günlerde sen Dersim’de survivor yapıyorsun. Amacın ne? Derdin bizi üzmek mi?

Fransa’nın büyük aşiretlerinden Pilvenkli* Godard ne diyor “Kaçan kurtulur.” Bu yüzyılı daha iyi açıklayacak iki kelimeyi kim bir araya getirebilir? Elin oğlu filmine ne isimler veriyor görüyorsun. Benim filmin ismi “Pera Berbange”. Soruyorlar ne demek. Film 15 dakika, benim filmin ismini açıklamam yarım saatimi alıyor.(gülüşmeler)

Omuz omuza vermek bana omzumuzdaki çürükleri hatırlatıyor. Birileriyle merdivencilik oynadığımdan değil, inşaatta demir taşımaktan oluyor bu çürükler…Survivor kelimesini bilinçli mi kullandın? Bir kazadan kurtulan, hayatta kalmaya çalışan gibi bir anlamı var bu kelimenin. Mühim Kürdolog Minorsky’e sormuşlar “Kürt kimdir?” diye: “Arap’ın, Fars’ın, Türk’ün askeridir” demiş. Ben askerliğimi Rize’de yaptım. Bizim bölükte bir yüzbaşı vardı: “Anam Gürcü, babam Gürcü süt annem Kürt, ama ben öz be öz Türk’üm” diyordu. Bundan daha büyük yara olur mu? Tamam! Sıradaki soru?.(gülüşmeler)

Şöyle tuhaf bir durum var, başarılı kısa film yönetmeni denince ismi ilk anılanlardansın ama çok az seminer, panel vs. katılıyorsun. Bu tür toplantıları düzenleyenler “Ya adamı buraya getirmek bir sürü masraf. Bizim Hasan var, o gelsin” deyip çağırmıyorlar mı, nedir durum?

Bana bu soruyu başkası sorsa Hasan’la aralarında bir sorun var diye düşünürüm. Hasan’a verip veriştiririm. Ama anladığım kadarıyla senin Hasan’la sorunun yok, Hasan’ı çağıranla sorunların var. (gülüşmeler) Şaka bir yana, anası Kürt, babası Arap, ünlü bir düşünür Urfa’da Oxford olmadığından söz ediyordu. Memleketin dört bir yanına AVM yapar gibi üniversite yapılınca ilim, bilim, akıl, ihsan sahibi olunmuyor. 1960′lardan bu yana ömrünü Kürt meselesine vermiş olan, Ece Ayhan’ın deyimiyle ‘Sarı Hoca’ bile iki laf edecek mecra bulamazken… Ve yine bir askerlik deyimiyle diyeyim “Biz daha dün geldik, sıçtığımız bok denize varmadı”. Kim bize konuşacak mecra açar ki? Bu ülke adeleti bir kadında simgeleyen, gözlerini bağlayan, on üç yaşındaki çocuklara tecavüz eden bir ülke. Büyük bir kötülük dayanışmasının ortasında yaşıyoruz. Yalın ayak bir sinema yapan herkes buna hazırlıklı olmalıdır. Ben de meşrebimce hazırlanıyorum işte.

“Sî û Ba” filmin Tahran Film Festivali’nde en iyi Asya Kısa Filmi seçildi. “Pera Berbange” filmin Berlinale’de yarıştı. Korkuyor musun bundan sonrası için? Yoksa “Ne korkacam ya Berlinale’de yarışmışım. Kim tutar beni?” mi diyorsun?

Laf aramızda, ödüm kopuyor. Hiç korku, kaygı hissetmeden yaptığım tek film “Kırıntı”dır. “Kırıntı”dan sonra yeni Yılmaz Güney geliyor dediler. Ödüm koptu. “Ben kime ne ettim?” dedim kendi kendime. Zaten yaparken de yaptıktan sonra da “Kırıntı”nın bir film olduğundan hep kuşku duydum. Filmliğinden kuşku duyabileceğim işlerle devam etmek istiyorum. Korkum daha çok bu yönlü. Üç kısa film yaptım. Üç filmde de konunun ellerini yakamda hissettiğim için yaptım. Berlinale dönüşü “Fırsat bu fırsat patlat bir film, yoksa unutulur gidersin” diyenler çok oldu. Benimse korkum unutulmak falan değil, asıl isteğim yeni filmimi yapıncaya kadar kimsenin beni hatırlamaması. (gülüşmeler)

“Kırıntı” filmin dahil, bütün filmlerinde hikayelerini çocuklar üzerinden anlatıyorsun. Madem çocukları bu kadar seviyordun, neden bilgisayar öğretmeliğini bitirdikten sonra öğretmenlik yapmadın?

Öğretmenler odası fobim var. Yükseklik korkusu gibi bir şey bu. Tersi de denebilir. Hani insanın korktuğu başına gelir ya, öyle bir şey. Şöyle acı bir örnek verip konuyu dağıtayım: Düşün ki Roboski’de 34 insan katledilmiş ve olayın üzerinden daha bir iki gün geçmemiş. Öğretmenler odasında oturuyoruz. Yan masada hararetli bir şekilde bu mesele üzerine konuşuluyor. Az sonra kimya dersine girecek kadın, üzerinde “Tezgahtan şunu uzatır mısın?” rahatlığı: “Bence Uludere’de olanlar bir kazadan ibaret” diyor. Şimdi ben sana soruyorum: Ben neden bu kadına katlanacak kadar demokrat olayım?

Uzaktan da olsa Türkiye’deki festivalleri takip ediyorsundur. Son zamanlarda bir çok kısa film festivalinde Kürtçe filmler ödül almaya başladı. Çok net soracağım çünkü bu durumdan hoşnut olmayan ve seslerini twitterdan duyurmaya çalışan arkadaşlar var. Kürtler festivallerde kayırılıyor mu?

Kürt seviciliği inkar edilemez bir gerçeklik. Bir birinin gözyaşlarını yeme ritüeli bu. Gözü yaşaran da, yaşaran gözden gelen göz yaşını yalayan da zevk duyuyor bu ritüelden. Üstüne şarap içiliyor acıların. İnsanların korkularından ordular kurabilirsiniz. Ve korku inanılmaz bir egemenlik aracıdır. Kürtçe filmleri kayıranlara anonim yargı gücü diyebiliriz. Hepimiz bu tehditkar gücün farkında olarak işler ortaya koyuyoruz. Ne diyor Sartre: “İlke olarak, başkası, bana bakan kimsedir. İmkanlarımın saklı ölümü… Görülmüşlüğüm, beni böylece, benim olmayan bir özgürlüğe karşı koyamayacak bir varlık olarak oluşturur” Üstün durumdaki başkasının yargılayan bakışlarında, insan kendi bağımsızlığını kaybetmektedir. Kaybetmek, ne kadar tanıdık bir kelime değil mi! İnsanın kendisine yabancılaşması sonra…

“Pera Berbange” bittiğinde Jenerik yan yan akıyor. Bu bir kurgu hatası mı ? Neden yan akıyor?

Jenerik denen akışkan üzerine sayfalarca yazı yazılabilir bence. Onlarca kısa film izledim jeneriği kendinden uzun olan. Eş, dost, akraba hepsinin gönlünü almak gerekiyor jenerik yazılırken. “Pera Berbange”nin mekan araştırmalarını yaparken harabelik bir yer bakıyordum. Kafede oturduğum bir arkadaşıma, gel birlikte bakıp gelelim dedim. Unutmamış. İki yıl sonra Diyarbakır’da karşılaştık: “Jenerikte mekan bakan olarak benim adımı niye yazmadın” diye takıldı bana. Kısa filmde işler biraz da böyle yürüyor vesselam. Bizim filmin son karesi, film çekilmeden iki yıl önce çekilmişti zaten. Bütün bir öykü o taşın kaldırılamaz ağırlığının altını çizmek için çekildi gibi. Dersim’i bilirsiniz, taşa, ağaca, suya biraz takıntılı bir milletiz. Ama bu değer verme, kutsallaştırmanın ötesinde bir arayıştı. Gidememe durumun ağırlığını hissettirecek bir şeyler arıyordum, bu taşla karşılaştım. Jenerik başta düz akıyordu. Bütün filmi getirip bu taşa bağlayan o yolun şimdi o koca taş hiç yokmuş gibi davranması içime sinmedi.

Son zamanlarda ülkede yaşananlardan sonra (süreç) hala Bişkov’un bizi azad edemeyeceğini düşünüyor musun?

Bişkov Kurmanci’de düğme demek biliyorsun. Bir yerlerde bir düğme çözülüyor ama hangisi olduğundan emin olamıyorum. Bişkov bizi azad eder mi bilmem. Ama son dönemde yaşanan bunca şeye rağmen biz neden kafeslerimize dönmek için bu denli hevesliyiz. Bunu anlayabiliyor musun? Körleşme romanında diyor ki: “Tek bir kuş yaşamı boyunca yüz sefer bin sefer salıverilir. Onların yaşamı, hacılarda acıma duygusu yaratmak üzere seçilmiş bir tutsaklık demektir.” (sessizlik)

Keşke birkaç kitap okuduktan sonra bu söyleşiye gelseydim. (Gülüşmeler)

Seni filmlerinden tanıyanlar “ağır abi” olduğunu düşünüyordur. Halbuki facebookta full time gırgır şamata. Twittera da gelsene orası çok daha eğlenceli..

Twittera bir hafta baktım çıktım. E oyun uygulamaları yok ne yapayım?…(gülüşmeler) Bildiğin kahvehane ortamı, herkes her şeyi biliyor, her şeyi konuşuyor, her şeyden haberdar, çay geliyor kahve gidiyor. Ama kimse açık batak oynamayı bilmiyor…(gülüşmeler)

Çok teşekkürler…Eklemek istediğin bir şey var mı?

Birinci soruya şöyle bir alıntıyla cevap verseydim, daha fiyakalı olmaz mıydı?: Körlük, zamanı ve mekanı alt etmeye yarayan bir silahtır: Körlük, bir birlerini görmeleri halinde, beraberlikleri düşünülmeyecek nesnelerin ve yaratıkların yan yana durmalarına olanak tanır.

Teşekkür ederim.

 

* Arin İnan Arslan’ın da mensubu olduğu aşirettir. Kelime Ermenice olup “büyük manastır” anlamına gelir.

arinkapak

Arin İnan Arslan Kimdir?

Arin İnan Arslan, 1982, Dersim doğumlu. Ege Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Bağımsız olarak sinema yapmaya devam ediyor.

2004 Kırıntı (Senarist &Yönetmen)

2006 Sî û Ba  (Senarist &Yönetmen)

2010 Pera Berbange  (Senarist &Yönetmen)

CineShort – Keskin Erdem

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse