Kan kokulu bir hayat

0
106

Geçtiğimiz günlerde galası yapılan “Hay Vay Zaman”, 5 – 6 yaşlarında soykırımdan kurtulan Emoş

Gülver’in yaşadıklarına yer veriyor. Belgesele ilişkin yapımcı Kazım Gündoğan’la, belgeselin oluşum süreçlerini konuştuk.

Hikaye nasıl ortaya çıktı? Emoş Teyze’ye nasıl ulaştınız?
Yüzlerce kişi bize ulaştı. Ondan sonra yeni bilgiler akmaya başladı.  İstanbul Halkalı’dan bir gün bize bir telefon geldi; bir hastanede çalışan görevli… Görevli, “Bize bir hasta geldi, 80’li yaşlarında, kimliğinde doğum yeri olarak il değil Deşt yazıyor, bu sizin sürdürdüğünüz araştırma kapsamında bir şey olabilir mi” dedi. Fakat hiçbir şey hatırlamıyordu. Önce bana konuşmadı. CHP’li bir aileydi. Devletin zarar görmemesi için meselenin konuşulmasını istemiyorlardı. İkincisi de, ‘neyi çözeriz’ diyorlar, hiç kimsemiz kalmadı. Düşünün, bu süreç ile birlikte, anne ve babasının yüzünü daha sonra hatırlamaya başladı.Kızı, “Dêrsim’e gidip geldikten sonra annem bütün kanatlarını açmış bir tavus kuşu gibi bütün renkleriyle ortaya çıktı” diyor.  Bu kadar büyük bir acıyı belgeselde anlatmaya çalışmak ağır bir yük değil mi?
Acıları anlatmak için yüzlerce belgesel yapsanız, kitap yazsanız da anlatamazsınız. Bakın Nazilerin Yahudi Soykırımı için yüzlerce film, kitap, sanat eseri, aktivite yapıldı; ama buna rağmen hala anlatılacak çok şey var. Dolayısıyla Dêrsim benzeri acıları; Kürtler, Ermeniler ve Kızılbaşların bu acılarını, hiçbir film bütünlüklü olarak anlatamaz.Emoş Gülver’in hikayesinde , katliamdan kurtuluyor; abisi de yaralı kurtuluyor. İkisi birlikte köylerine gidecekler. Abisi yolda ölüyor; ama o sonra fark ediyor bu ölümü, bilmiyor. 74 yıl boyunca abisinin kan kokusuyla yaşamak nasıl bir şey? Ailesine dek hatırladığı hiçbir şey yok; sadece koku hafızası var. O mekanikliğini, soğukluğunu da ancak yaşadığı travma ile açıklayabiliriz.

Belgeselde bir yandan Sabiha Gökçen’in insanları bombalarken duyduğu heyecanı, diğer yandan da vicdan muhasebesi yapan askerleri izliyoruz. Yüzleşme konusunda iki yaklaşımdan söz edebilir miyiz?

 Bu tür çalışmalarda esas eğilim bir pişmanlığı görebilmek… Mesele kutuplaşma ve kişiler üzerinden götürülürse mecburen toplumu birinin yanında konumlandırmaya zorlar. Biz her ikisini de reddetmeliyiz. O yüzden CHP ve AKP’ye ‘gel, yüzleş, utan’ diyoruz. 

 Kemalizmin etki alanının siyasal konjonktürden kaynaklı azalmasıyla birlikte, geçmişteki acıların daha fazla hissedildiğini söyleyebilir miyiz?

Belgeselde 16. yüzyılda Osmanlı hilafetçi zihniyetinin etkilerini de göstermek istedik. Dêrsim hem cumhuriyetçiliğin hem de hilafetçiliğin bir sonucudur. 1514’ten itibaren özellikle Anadolu’da Kızılbaşlara yönelik hilafetçi zihniyetin geliştirdiği katliamlar, sonrasında şu tür fetvalara dönüşüyor. Kızılbaşların katli vaciptir. Osmanlı’da öyle sistematik hal alıyor ki Osmanlı’nın devamı olan cumhuriyet o zihniyetten asla kopmuyor. Türk – İslam sentezi uyguluyorlar.

 

 Soykırımın hesabının sorulmasını sağlayacak duygu yoğunluğu belgeselde öne çıkmıyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Çalışmalarımızın ana ekseni acılar üzerinden siyaset, düşünce dünyası oluşturma yerine, olgular üzerinden bir düşünce dünyası oluşturmak.  Öfke aklı devre dışı bırakıyor. Yeni bir travma yaşıyor. Orada sistemli bir düşünüş ve tedavi mekanizması oluşturacak kolektif bir akıl oluşamıyor. O nedenle travmalı toplum ve bireylerin durumunu incelerken acılar üzerinden değil, nedenler, niçinler üzerinden anlatmaya çalışıyoruz. 

 Elazığ’daki gaz derslerini belgelemeniz ve soykırıma katılmış askerlerin söyledikleri kamuoyunda hâlâ tartışılıyor.

Daha önce zehirli gaz meselesini dönemin Elazığ Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil itiraf etmişti.  Tan Gazetesi’nin Çağlayangil’in gaz kursları açtığını anlatan haberini bulduk. Tarihe kaydedilen önemli bir belge oldu. Ayrıca o dönemde istihbarat şefi olan kişiyle 2011 yılında görüşmek istedim. Konya MİT devreye girdi, adamı benimle konuşturmadı. Elinde 850 sayfa, kendi el yazısıyla belge vardı. Onun üzerine Meclis Araştırma Komisyonu’nu devreye koydum. Komisyon gitti; ama adam sınırlı konuştu. Ne diyor: “Dêrsim’de temizlik harekatı yapılması gerekiyordu, yapıldı. Dêrsim’i temizledik.” Askerlerin söylemlerinden de bunu doğruluyoruz. Bir asker, “Dêrsim, Kızılbaş’tı, temizlenmeliydi” diyor; diğer asker, “Dünyada dört kötülük var; fare, kurt, domuz ve Kürt” diyor.


ÖNDER ELALDI/İSTANBUL

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse