Hep Ölümsüz Zamanlar Diledim Senin İçin Hocam..

0
71

Uğurlamak kadar ayrılıklar da yeni anlamlar katıyor hayatımıza demiştim sana. Şimdi dönüp baktığımda sen öyle büyük bir yerde duruyorsun ki öyle ulaşılmaz oluyorsun ki uçurumlar açıyorsun hayatımızda bu gidişinle.

Sarya ONUR

Bir şiir hayal ettim
Usulca yüreklere,
Akan bir ırmak, gibi
Aşkın yüzüne
Değen bir yıldız olsun
İstedim kavgan.
Ölümsüz zamanlar
Diledim senin için
Seni en cesur
Savaşların içinde buldum
Ve sen
Rüzgâr gibi estin yüreklerimize
Bir bahar diledim
Arkadaşlığın tomurcuklarını
Açan bir ağaç
Seni sonsuz kılacak
Binlerce gülüş olsun istedim
Hayat.


Sözlerimizin gücü yetecek mi bu sevgi dolu güzel insanı, yoldaşı, kameramanı, sanatçıyı anlatmaya, şiirlerimiz onu işlemek için cesaret bulacak mı?
Tüm ifadesiz duygularımın tek ifadesi şiirdir derdim. Oysa şimdi şiirlerim bile seni anlatacak kadar cesur değil. Sen Ağrı Dağı yolculuğuna başlarken sana bir şiirde şunları yazmıştım.
“Şiirlerimin en saf haliyle seni
Şiir güzelliğinden, yolunu
En gösterişsiz, en basit mısralarla
Nasıl anlata bilirim” senin gerçeğin öyle yalın bir gerçeklik ki, yaşamın öyle gösterişiz ki anlatmaya çalışırken bile, anlatmak istediklerini yaşar gibi oluyor insan. Bu yalın ve kusursuz gerçeği en iyi
Bir arkadaş şu sözle ifade ediyordu “Seni, göklere gönderiyoruz, gökleri kurşun işlemez” demişti. Ne kadar da doğru söylemiş. Bu sözü ilk duyduğunda yüzündeki gülümseme hala aklımda duruyor. Gökyüzünün mavisini kurşun işler mi hiç heval? Bir yıldız gibi parlayan, nehirler gibi berrak ve sade yaşayan dağların dostunu, arkadaşını, yoldaşını, sırdaşını nasıl kurşun işler. Bu dağa gönül veren, bu dağlara sevdalanan her gerilla yoldaşının kalbinde yer edinmiş cesur yoldaşım kurşun nasıl işler seni… Senin olduğun zamanlar, senin yaşadığın zamanlar hep ölümsüz zamanlar oldu.
Seni hangi sözcüklerle anlatsam hepsi eksik ve yarım kalıyor. Sözlerin tarif edemediği söyleyemediği, anlatamadığı bu yalın ve sade gerçeği nasıl anlata bilirim ki? Bazen iyi bir dost, arkadaş olurken bazen de mütevazı, öğretici bir hoca olmayı hiç esirgemedi arkadaşlarından.
Yaşamın ayırdına varmış, hayallerini, özlemlerini, hedeflerini, yaşamın ayrıntılarında derinleştirmiş ve öyle yaşamayı kendisine bir ilke edinmişti. Bazı anlar vardır hayatımızda unutulmaz olan ve derin izler yaratan anlar, öyle anlarda kimi zaman çok derin paylaşımlar yaşanır, kimi zaman ise sadece sessizlik olur unutulmaz olanlar. O yaşamıyla, çalışmasıyla, arkadaşlığıyla unutulmaz denilen binlerce o an’lardan bıraktı. O anların birer izdüşümü olan kalıcı izler bıraktı kaldığı her alanda, her zamanda ve herkeste… Binlerce iz diyorum çünkü o bu dağlar da yürüdüğü her karış toprağa emek verdi. Gittiği her yerde, gördüğü her gerilla arkadaşını çektiği fotoğraflarıyla, yaptığı filmleriyle, programlarıyla, çalışmalarıyla unutulmaz kıldı. O bize hiç görmediğimiz cesur, yürekli insanların ayak izlerinde onları izleriyle anlatmanın sırrını anlatıyordu. O bize çok şey verdi çok şey öğretti, çok şey gösterdi.
Kamera eğitimim Halil arkadaştan aldım. Zorlu kış günlerinde saatlerce yürüyüp yorgunluk, soğukluk kar dinlemeden büyük bir tutkuyla bize fotoğraf ve kamere eğitimini vermeye geliyordu. Bunu yaparken gözlerindeki mutluluğu, sevinci görmek mümkündü. Her bir öğrencisini yetiştirdiğinde adeta yeni bir dünya yaratmış gibi sevinçle doluyordu içi. Söz yerini bulacaksa o anlarda kanatları olsa uçacaktı hani. O sanata ilişkin bir şeyler yarattığında yaratmaya çalıştığında mutluydu. O bunların sadece tekniğini bize göstermedi, o her fotoğraf karesinde yaşayan duygunun giziyle de tanıştırıyordu. Her karede duran inceliği, estetiği ve anlam üçlüsünü her yönden hissettiriyordu. O hem bir arkadaş, hem de bir hocaydı.
O bu yazılarla anlatılmayacak kadar dolu dolu yaşadı ve yaşattı. Onu anlatmak için onunla yaşamak onunla birlikte çalışmaya gerek yok. Onu bir kere bile görmüş olan arkadaşlarda çok derin unutulmaz izler bırakmıştır. O kadar yürekliydi ki tüm gerilla yoldaşlarının sevgisini kazanmıştır.
Onu hayatımda unutulmaz kılan bir başka olay ise 97 yılında gerillalarının düşürdüğü skorskyi görüntüleyen gerilla olmasıydı. Ve katılımımda etkileyici olan Şehit Sarya arkadaşı yakından tanıyor olmasını duymamla birlikte onu tanıma merakım daha da derinleşti. Uzun yıllardan sonra onunla Zap’ın o gizem dolu sırlarla örülü vadilerinde, yosunlu kayalıklarında, tepelerin heybetliği çarpıcılığında, uçurumların yankısında görüştüm. Halil Uysal diye okuduğum, Halil Dağı orada tanıdım. Ve ona bir keresinde heval Halil soyadını neden Dağ yaptığını sormuştum. Bana uzun uzadıya bir cevap vermişti. Önderliğin sırrını dağlarda kavradığı ve bunu ancak dağlardan her yere ulaştıracağımı anladığımdan dolayı kısacası beni ben yapan bu dağlar olduğu için DAĞ yaptım diyordu.
Ve birlikte çalıştığımız zamanlarda bana bol bol Zap anılarını anlattı. Savaşın çok yoğun yaşandığı süreçleri, neler yaşadığını, neler hissettiğini, bu havalarda dövüşenleri, vurulanları her şeyi ardıllarına da mal etmek istercesine durmadan anlatırdı. Ama özelde merak ettiğim Şehit Sarya arkadaşı anlatmasıyla aramızda sıcak bir arkadaşlığın bağları kuruluvermişti. Onun sanatçı kişiliğini anlatırken nasıl da kendinden geçerek büyük bir huşu içinde anlatmaya başlardı. Onunla Zapta yürüdüğüm tüm zamanlarımı büyülü bir güzellik sardı. Bu güzel coğrafyada bir zamanlar öyle büyük kahraman insanların yaşadığını bana öyle efsanevi bir dille anlattı ki, artık yürüdüğüm tüm patikalarda ayak izlerini, onlardan bir parça aramaya başlar oldum. İz sürdüm, masalların gerçeğini oralarda hissetmeye başladım. Kimler yürüdü burada kimler savaştı, kimler güldü, kimler düştü bu topraklara… Onunla Zap üzerine sohbetlerimiz öyle çok yoğunlaştı ki, ilk önce gelip de sevmediğim Zap’a zamanla tutkuyla bağlanmaya başladım. Yani o sadece yaptığı çalışmayı insana sevdirmiyordu yürüdüğü toprakları da insana sevdirme gücüne sahipti. Onun bu anlattıklarının büyüsünde Zapta yürürken sanki patikaların sırrını çözmüş o dağların dilini anlamanın kıvancına erişiyordum. Hemen hemen Zap’ın her karış toprağında bir anısı ve bir hikayesi vardı. Zapta öyle çok dolu yaşamıştı ki her yolculuğumuzda kesinlikle bana yeni şeyler anlatırdı ve o tepeleri bana işaret ederekten ‘bir zamanlar buralarda neler yaşadık bir bilsen’ diyerekten gülümserdi. En hüzünlü anılarını anlatırken bile kesinlikle yüzünde gülümsemesi eksik olmuyordu. Yani bende öyle derin hisler uyandırdı ki artık bir gün mutlaka bu Zap’ın gizil ruhu olan perilerle karşılaşacağıma inanmaya başladım. İşte bunun için yoldaş şimdi aramızda olmayışını düşünmek öyle zor ki, gidişin yüreklerimize bir kor düşürdü. Zirvelerine çıktığın dağlar, yürüdüğün patikalar, geçtiğin sular, arkadaşların şimdi herkes ağlıyor. Sen kalplerde öyle zirvelere çıkmışsın ki öyle büyüksün ki bu ayrılığı düşünmek kabul etmek nerdeyse imkânsız.
Uğurlamak kadar ayrılıklar da yeni anlamlar katıyor hayatımıza demiştim sana. Şimdi dönüp baktığımda sen öyle büyük bir yerde duruyorsun ki öyle ulaşılmaz oluyorsun ki uçurumlar açıyorsun hayatımızda bu gidişinle. Şimdi yine o olağan üstü güçlerin, perilerin karşımıza çıkıp da bunun bir düş olduğunu söylemesini bekliyoruz.
0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Şirove
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne