Gerayiş, Mekân ve Bellek Konteksti!

0
70

YILMAZ TEKİN

Mekânsal kontekstin, insanın zihin dünyasında yarattığı imgesel çağrışımlar bir noktada insan belleğinde hatırayı güncelleştirir. Hatıra, geçmişin, şimdinin ve belki de geleceğin ve imgesel zeminde canlandırılan soyutlamanın “an” içinde yaşayan insanda yoğunluk kazanıp kabararak yine “an”ın içinde olduğu zaman ve mekân rezistansının bellek üzerinde yarattığı etki ile insanda niteliksel bir dönüşüme yol açar. Hatıra geçmemiştir. Hatıra belleğimizde durmaktadır. Onu ortaya çıkaracak temel unsur zamanın ve mekânın saf bir itkisi ve bu bağlamın insanın zihninde oluşturacağı çağrışımdır. Filozof Henri Bergson insan belleği için yaptığı bir değerlendirmede şu yorumda bulunacaktır: “Hiçbir canlı varlık yoktur ki yavaş yavaş kendi sonuna geldiğini duyumsamasın; yaşamak yaşlanmaktır. Ancak, aynı biçimde, bir yumağın sürekli sarılmasına da benzetilebilir; çünkü geçmişimiz peşimizden gelir, izlediği yol boyunca topladığı şimdiyle durmadan kabarır. Bilinç demek, bellek demektir.” Bergson’un, “sezgi”, “zamanın özdeş olmayan yapısı” etrafında oluşturduğu kavramsal felsefi tekstin Andrev Tarkovski’nin filmografisinde önemli bir yere sahip olan Ayna filminde sinematografik bir dışavuruma kavuştuğunu iddia ediyorum. Nasıl? Ayna’da filmsel mekân bir tarlanın kenarına kurulmuş bir evin etrafında/içinde cereyan etmektedir. Karakterin geçmişi ile kurduğu ilişkide Bergsoncu “bellek” kavramı tam anlamıyla tarif ettiği şekilde ifa olunmaktadır. Filmin dar mekânı “ev” şimdidir, daha geniş bir mekân olarak tarif edilen “arazi” ise imgesel ifade olarak bellektir. Karakter anda yaşadığı sürede ve mekânın oluşturduğu çağrışımların basıncı ile ortaya dökülen hatıraları ve geçmişi ile yüzleşmektedir. Sonuç olarak; hatırladığım kadarıyla Ayna filmi olay örgüsü vb. formatının dışında semantiği/derdinin bu filmsel çizgide olduğunu düşündürtmüştü.

Bu kısa girişten sonra değerlendirmemin esasına gelecek olursam… Yönetmen Çetin Baskın ile sosyal medya üzerinden bir tanışıklığım bulunsa da şahsı ile 32. İstanbul Film Festivali kapsamında Atlas Sineması’nda gösterilen “Camilla Claudel 1915” adlı film için bilet kuyruğunda beklerken bir arkadaşımın aracılık yapması ile tanışmış bulundum. Çetin Baskın’ın filmografisinde şimdilik -emin olmamakla birlikte- Gerayiş adlı bir kısa film ve Küpeli adlı bir belgesel bulunuyor. Başka bir gün Çetin ile beni tanıştıran arkadaşımla sohbet etmek için buluştuğumda Çetin’in de tesadüfen orada bulunması nedeniyle sohbetin konusu Gerayiş adlı kısa filme geldi. Çetin’e filmini izlemek istediğimi söyledim, o da güzel bir jestle bana karşılık verdi ve çantasından çıkardığı DVD formatında basılmış olan filmini hediye etti.

Gerayiş…

Gerayiş kısa filminin İngilizce çevirisi The Search olarak yapılmış. Bunun Türkçeye yaygın olarak yapılan çevirisi “arayış”. Fakat Zazacada “Gerayiş” birkaç farklı anlamda kullanılıyor. “Gezmek”, “dolanmak”, “bir şeylere bakmak” anlamlarını içinde barındırıyor. Bu isim kullanımı bana filmdeki karakterin davranışları, bakışları ve arazide dolanması ile gayet uyumlu geldi. Karakter en derinde bir şeyler arıyor -belki dağda bulunan oğlunu arıyor, belki mekânın yaptığı itki ile belleğinde geçmişini anımsıyor- fakat yüzeye çıktığımızda aslında bir iç sıkıntısının neden olduğu bir “amaçsız arayış” durumu söz konusu. Karakterin içinde bulunduğu bu içsel sıkıntı ve arayış, filmin adı üzerinden Zazacada bulunan ve alt yapısında niteliksel olarak birkaç anlamın saklı olduğu bir isimlendirme üzerinden ironikleştirilerek vurgulanmış.

Mekânın, “Kadrajda” Düalistik Yansıması!

Sinema metodolojisi diğer sanatlara oranla kavramın en yalın haliyle ifade edersek yüzde yüz mekânın niteliğine bağlıdır. Fransız Yeni Dalga yönetmenlerinden Jean-Luc Godard bunu şu sözlerle ifade eder: “Sinema bir mekân sanatıdır.” Çetin Baskın, Gerayiş filminde Kürt coğrafyasını kadrajına ters ışık kullanımıyla elde ettiği bir “düalistik” bakışla yansıtmayı tercih etmiş. Bu tercih kanımca Kürt sosyal ontolojisi ile direk bağlantılı bir durumdur. Çünkü Kürt sosyal ontolojisi “tarihsel” yanıyla karanlık, “gelecek” yanıyla umut barındıran aydınlık bir içerik oluşturuyor. Mekân bağlamı üzerinden filmsel imaja kaydedilen bu düalistik yansıma bu kısa filmi benim açımdan özgün ve sağlam kılan unsurlardan biridir. O zaman burada yeni bir soru sorarak devam edelim: Kürt insanının belleği nedir ve bunun filmdeki tasavvuru nasıl yapılmıştır? Bu konuda yolumuzu aydınlatacak olan Henri Bergson bellek ve madde ilişkisinden iki önemli ayrıma varır: Devindirici mekanizmalar, bağımsız anımsamalar. Gerçekten bellek adı verilmeye layık olan ikinci türdür. Mekanik bir bilinç yoktur, olayların izlenimleri ve anımsama vardır. Çetin Baskın’ın filmsel imaj üzerine kaydettiği ve Kürt belleği olarak algılayacağımız birkaç temel husus var. Bergsoncu anlamıyla söylersek bu “anımsama”yı yapan bazı maddesel işlevler… Nedir? Karakterin mekânın kültürel formlarına sahip yüz hatları, giysileri, kaçak tütün ve kullanılan sigara tabakası… Bu maddesel durumlar üzerinden yapılan anımsama Kürt semiyotiğine yapılan vurgulardır. Burada geçmişi/belleği anımsatacak olan hususların madde üzerinden formlaştırılarak imaj haline getirilmesi söz konusudur. Bu saptamalarımızı destekleyecek olan ise filozof Russell’den yapacağımız şu alıntıdır: “Bellek kuramına göre, anımsanan şeyler bellekte yaşar ve böylece şimdideki şeylerle girişim halindedir. Geçmiş ve şimdi karşılıklı dışsal değildir, bilincin birliği içinde karışmıştır.” Bu hususları film üzerinden örneklendirecek olursak, yaşlı adam geçmişin yani belleğin “şimdi”de yaşamasıdır. Onun etrafında şekillenen tüm o göstergebilimsel unsurlar Kürt geçmişidir. Yaşlı adamın doğa ve at ile olan güçlü bağları onun coğrafyaya olan o sonsuz bağlılığını vurgular. Filmin bitiş sahnesinde yaşlı adamın oğlunu dağın aydınlık tarafından aşağıya doğru karanlığın -ters ışık kullanımı- olduğu tarafa yürürken görüyoruz. Yani Kürt belleğinin ve şimdide yaşananların aynı özdeş mekânlarda buluşturulması veya montaj üzerinden çapraz bir şekilde kurgulanarak her iki sahnenin üst üste bindirilmesi sonucu oluşan semantik… Çünkü an, geçmişin ve geleceğin birleşimidir. Sinematografik kavram bazen bunu tek bir planda veya tek bir mekân-imgede verebilir. Zannımca Kürt coğrafyası ve insanı üzerinden Gerayiş’te yapılan şey tam olarak Kürt belleği, anı ve geleceğinin çok kısa bir filmsel duree (süre) içinde imajlaştırılmasıdır.

Dil…

Kürt sinemacılar yoğun bir Kürtçe dil kullanımı üzerinden ortaya çıkaracakları filmsel materyalin tatmin edici olduğu yanılgısı içindeler! Burada kişisel kanaatim, sinema dil kullanımının en aza indirilmesini gerektiren bir sanat dalıdır! Çünkü sinemasal imaj zaten bir dildir. Burada dil anlatısı veya diyalogu üzerinden kodlanacak hususlar olabilir. Fakat bütün anlatımın dil üzerinden yapılması zannımca yeterli bir sinema-imaj bilgisinden yoksunluğu ifade eder. Ancak, Kürt sinemacılar için bu politik bir tutum da olabilir, Kürt dilinin uzunca bir süre yasaklı olması ve şimdi daha özgür kullanım koşullarının oluşması nedeniyle. Kürtçe dili tabii ki kullanılacak, fakat burada unutulmaması gereken husus sinema sadece bir dil değildir. Gilles Deleuze’nin sözleri ile ifade edersek: “Sinema bir göstergeler ve imgeler pratiğidir.” Bu bakış ve bilgi ile bakıldığında Gerayiş’te dil kullanımından öte Kürt semiyotiği ve Kürt coğrafyasının mekânsal bir metafora dönüştürülerek, geçmişin-şimdinin-geleceğin bellekte anımsatılmasını ve bunun doğru bir imajla filmsel materyale inşa edilmesini gayet sağlıklı buldum. Sonuç olarak Çetin Baskın’ın uzun metraj film çalışması var mı bilmiyorum, fakat böyle bir çalışması varsa bu çalışmasında kendisine sonsuz başarılar dilerim.

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Şirove
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne