Fecira: “Memleket mi Bıraktılar?”

0
26

“Dilin, onu kullananların (söyleyenlerin, dinleyenlerin, yazanların, okuyanların, çözenlerin) dışında bir gerçekliği yoktur. Yine de kullananlar ölür, kelimeler kalır. Şu fani dünyada, hayatımızdan bazı izler barındırabilecek şeyler içinde en kalıcı olanıdır dil. Üstelik hayatımızdan hangi izleri barındıracağına dair bir söz hakkımız da olamaz. Kelimelerle kurduğumuz ilişki, irade, tasarı, bireysellik gibi terimlerin kuşatamayacağı kadar temel ve bütünlüklü bir düzeyde seyreder. Belki de bugün bizim en iradi tasarılarımızı, en parlak umutlarımızı ifade etmek için kullandığımız kelimelerde gelecek kuşaklar en derin korkularımızı işitecekler; ya da tersi… Kim bilir?” (1)

Besna Ana ve Melek teyze sobanın yanına çömelmiş karşılıklı çay içiyor. Muhabbetleri öyle yalın ve öyle gündeliğe dair ki, konuştuklarını altyazıdan takip ederken aklımıza tek bir soru takılmıyor. Derken Besna Ana çayından bir yudum daha alıp kendi anadilinde dönüp bizlere diyor ki: “Bizim dilimizi güzel bilenler, her şeyi anlarlar.” O an, Besna Ana’nın anayurduna ve anadiline dair kendimizde herhangi bir izin olup olmadığını sorgulamaya başlıyoruz. O sözü Kürtçe’nin Dimilki lehçesinde dile getirişinin bizde yarattığı etkiyi düşünüyoruz. Bizdeki gerçekliğini, bize nasıl temas ettiğini, dokunduğunu sezmeye başlıyoruz. Mevsimler değiştikçe tarihi, acıları, korkuları deşiyoruz.

 

Piran Baydemir yeni belgeseli Fecira’da Dersim’in dört mevsiminde üç kadının gündelik hayatından kesitler sunuyor. Dersim-1938’de yaşananların bugünün Türkiye’sinde nerede durduğunu, anaların yüreğinden ve dilinden izlerin nasıl silinemediğini samimi bir dille anlatıyor yönetmen. Bugün en politik meselelerin dahi Besna Ana’nın ve Melek Teyze’nin gündelik hayatına nasıl sirayet ettiğini, onların politika değil de aslında hayatın ta kendisinden konuştuklarını anlıyoruz. Sürü otlarken, bir bulut dağın ardında kaybolurken ya da kar bastırıyorken Dersim’in dağlarına, onlar köy boşaltmalarını, askerlerin tacizlerini, geri dönmeyen evlatlarını, teslim edilmeyen cenazeleri öylece anlatıveriyorlar. Mevsimler değişiyor, Besna Ana’nın ve Melek Teyze’nin yalnızlığı, sessizliği, dik duruşları değişmiyor. Tıpkı filmin adı Fecira gibi… (Kürtçe’de “günün ilk ışığı” anlamına geliyor.) Onlar kadın olarak hatıralarını ve şahitliklerini her gün yeniden hatırlıyor ve yaşatıyor.

 

Devrim ise üniversite öğrencisi. Besna Ana’ya göre Türk okulunda eğitim aldığı ve Türkçe konuştuğu için Erdoğan’ın öğrencisi… Belgeselde Devrim, Munzur’a baraj yapımı sürecinde köy halkının, orada yaşayan insanların, fidanların, tüm canlıların nasıl nefessiz kaldığını anlatıyor. Süreç içerisinde gerçekleşen intiharları, düşük yapan kadınları… Ve Dersim’li bir dervişin Munzur suyunun gün gelip ters akacağını söylediğini aktarıyor. Baraj yapımından sonra hakikaten suyun ters aktığına tüm köy şahit oluyor. Derviş haklı çıkıyor.

 

Besna Ana ve Melek Teyze gelecek kuşaklara kendi anayurdundan kendi kelimeleriyle sesleniyor. Ancak kelimeler de kullananları gibi toprağa bakıyor. Dersim’in suyunda, dağlarında kayboluyor. Baydemir’in kamerası ise Besna Ana’yı, Melek Teyze’yi, Devrim’i ve dillerini usulca takip ediyor. Kamera bir ara duruyor. Melek Teyze ayakta, etrafı seyrediyor. Arkada sürü otluyor. Besna Ana, Dersim’in bu sessiz ve yalnız köyünde yere çömelmiş, eli başında dertli bir şekilde öylece bakarak soruyor: Memleket mi bıraktılar?

Biz altyazıdan okuyoruz ve buraya yazıyoruz ama seni anlayamıyoruz Besna Ana.
Hayal Perdesi yazarlarından Zeynep Turan

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse