Dağların İlk Tiyatro Sanatçılarına

0
57

Dağda ilk profesyonel tiyatroyu sahneleyen, onlardı. Bin beş yüz gerillanın önünde, Zap gibi, savaşın orta yerinde,zorlu bir alanda, Parlemento Şikeftinde sahnelediler. O anı tarif etmek mi? Bir ilkin heyecanını tarif etmenin zorluğunu, kim bilmez ki…
İlk defa, gerilla tiyatroyu dağlarda izliyordu. Ve iki kadın gerillanın çabalarıyla hazırlanmış, yarı dans fügürlü, koreografileri mükemmel, sahne düzeni esrarengiz eşsiz bir gösteri izlenecekti birazdan. Hem de tarihin, bu en eski nehrinin kıyısındaki mağarada…

 

İlk Sarya çıktı sahneye. Beyazlar içindeki bu kadın dakikalarca dans etmeye başladı. Ve etrafında döndükçe Zap nehrinin, yeşiline karışıyordu görüntüsü. Sarya ve Zap, sanki birlikte dans ediyorlardı. Herkes büyülenmişti onun bu görüntüsünden.

Ardından Baran geldi. Siyahlar içindeki Baran, Sarya ile karşılıklı dansa başladı. İnsanın içindeki iyiliği-kötülüğü, güzeli-çirkini işliyorlardı. Bir nehir ve iki kadın, yüzlerine düşmüş ayın gülüşü eşliğinde, dans ediyorlardı.

Tiyatro bittiğinde bin beş yüz gerilla tarafından ayakta alkışlandılar. O anı ne biz, ne de onlar hiçbir zaman unutmayacaktı…

Büyülü bir nehrin kıyısında iki kadın, ilk oyunlarını oynadıklarında, tarihin çok eskilerde kalmış bir sanatının yeniden doğuşunu müjdeliyorlardı. İnsanlığın ilk figürlerinin canlandığı bu Mezopotamya topraklarında, onların beden dilleriyle başka bir zamanda yeniden vücut buluyordu.

Bu kadınlarla, Kürdistan dağlarında tiyatro, yeniden canlanıyordu. Zap kıyısında yazılmamış ama, yaşanmış masalların, hikayelerin, Zap’ ın suyuna düşen ay ışığının altında oynanan dansların dirilmesiydi aynı zamanda.

Tiyatro tarihin en eski sanatıydı. Ve birçok ilkin yattığı bu dağların, bu vadilerin, bir gün bu ilklerinden birini, yani tiyatroyu iki kadından izleyeceğini kimse bilmiyordu.

Onlar farklı mekanlarda da oyunlarını oynayabilirlerdi. Ama bu iki kadını bu dağlarda tiyatro yapmaya getiren nedenler, tarih kadar eskiydi. Onlar da bunu biliyorlardı. O kızgın savaş günlerinde kimse bu dağlarda tiyatronun oynanabileceğini hiç düşünmemişken, bu iki kadın sanatlarını da sırtlarına alıp gelmişlerdi mücadelenin orta yerine…

Ve tiyatrolarının bu ortamda anlam kazanacağına inanarak başladılar yeniden. Onlar başladı, ardı geldi. Çünkü ilkler sürükleyiciydi…

Oyunları bittiğinde, ikisini çantaları sırtlarında birbirinden ayrılıyorlarken gördüm. Biri Miros’ a, diğeri ise Metina’ ya gidiyordu. Birbirlerine sırtını dayamış, iki ayrı dağa yol alıyorlardı. İkisinin belki de son görüşüydü birbirini… Bol bol kucaklaştılar, ağlaştılar, sonra da hallerine gülüştüler; ne de olsa birbirleriyle yıllar geçirmişlerdi.

Tiyatrocu olmalarının dışında onları bir araya getiren bir sürü neden daha vardı. Yöreleri, okuduğu okulları, yaptıkları çalışmaları ve en son gerilla olma kararını bile birlikte verip gelmişlerdi. Geldikten sonra bile hiç ayrılmamışlardı. Akademide birlikte kalmış, ilk eğitimini birlikte görmüş, dağa birlikte geçmiş, yine birlikte hem sanat hem de basın çalışmaları yürütmüşlerdi.

Bu kadar birliktelikten sonra yine bir araya gelip yüzlerce gerillaya tiyatro sergileyeceklerdi. Ama savaş koşulları bu imkanı gittikçe ellerinden alıyor, onları ister istemez öncelikle savaşa zorluyordu. Zaten gelme nedenleri de, sanatları için özgür bir koşul yaratmak değil miydi? İşte şimdi onun özgür zemini için yol alıyorlardı.

Ve son oyunlarını oynadıktan sonra ilk defa birbirlerinden ayrılacaklardı. Bu an, ikisi için de çok zordu. Bunu, onları tanıyan bütün gerillalar biliyordu. Bu yüzden yol üzeri olan diğer kadın gerillalar, iki arkadaşın kucaklaşmalarının bu kadar uzun sürmesini sabırla beklemişlerdi.

Sarya vurulduğunda, herkesin aklına Baran geldi. En çok onun üzüleceğini her kes biliyordu. Gerillalar önce bunu Baran’ dan saklamayı düşündüler. Ama hissetmez miydi Baran? Yine de ona bu dağların en güzel ve nazlı kızını, bu dağın ilk tiyatrocusunu, onun biricik arkadaşını kaybettiğimizi söylemek büyük bir yürek istiyordu.

Nitekim kimse yapamadı. Baran kendiliğinden öğrendi. Dağların derin uçurumları arasından kıvrılan Zap Nehri’ ne baktı. İkisinin son kez oynadıkları ve yüzlerce gerillanın izlediği oyunlarını sergiledikleri koca mağaraya… Ve o Sarya’ nın artık oralara gelmeyeceğini hissetmişti. Baran hep böyleydi. Yaşamı da, arkadaşlığı da önce hisleriyle algılardı. Hayattan aldığı bütün anlamı göz bebeklerine yoğunlaştırırdı. Öyle anlamlı bakardı ki, ne demek istediğini o söylemeden anlardın.

Bir kadın gerilla çekine çekine Sarya’ yı kaybettik dediğinde, o yine aynı bakışlarla süzdü Zap’ ı.

“Hayır, bak orada yine yüzlerce gerillanın karşısında dans ediyor Sarya.” Dedi. Biliyordu çünkü sanatın kalıcılığını. Sarya gitse de, dansı kalacaktı akıllarda… Ne de olsa yılların sanatçısıydı ve sanatın neye kadir olduğunu biliyordu.

Onlar hayatın sahnesinde de dans eder gibi yaşadılar. Nasıl ki ilk oyunları bir dansla başladıysa, bu dağlardaki yaşamları da en ağır savaş koşullarında dahi bir dans gibi sürecekti. Sahnede birlikte yer alan bu kadınlar savaşta da, yaşamda da birlikte yer aldılar. Onları buluşturan sadece sanatları değildi, ortak bir yaşamın düşüydü de aynı zamanda.

Bu yüzden Sarya ve Baran denildi mi, Zap Nehrinin onlara ortak olduğu o büyülü dans zamanı akla gelir, şimdi bile. Dağlarda yüzlerce gerillanın ayakta alkışladığı o ilk tiyatroyu düşünür, bu gün gerilalar.

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Şirove
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne