Çocuklarını gömemeyen HALKLARIN AĞIDI

0
29

‘Saul’un Oğlu’ toplama kampında öldürülen oğlunun cenazesini kendi geleneklerine göre gömmeye çalışan Saul’un hikayesi. Filmde Saul’un oğlunu gömme çabasını izlerken Cizîr’de kızını buzdolabında saklamak zorunda kalan Emine Ana’nın acısını da yeniden hatırlıyoruz

Sinemada çokça izlediğimiz Holokost filmlerden biri olan “Saul’un Oğlu” bugün vizyona giriyor. Filmin fonunda soykırımı anlatan yüzlerce filmde izlediğimiz gaz odaları, insanları küle dönüştüren fırınlar ve katledilip hendeklere atılan insanlar yer alsa da filmin odaklandığı nokta Saul’un vahşet kampında öldürülen oğlunu gömme hikayesi. Her filmin okunması ve algılanmasında yaşanılan zamanın ve coğrafyanın etkisi büyüktür. Filmde soykırımdan geçirilen bir halk gerçeği ve Saul’un oğlunu gömme çabalarını izlerken bugün içinde yaşadığımız zamanın anlam dünyası devreye girer. Hemen Kürdistan’da yaşanan vahşetle benzerlikler kurarız. Oğlunu gömmek için kampa saklanmak zorunda olan Saul ile Cizîr’de kızını buzdolabında saklamak zorunda kalan Emine Ana’nın acısı hafızanın ilk çağrıştırdıklarından. Duygu ve düşüncelerimiz bugün yaşanan katliamların etkisi altındayken bir soykırım filmini izlemek ne kadar zor olsa da bir soykırımın nasıl uygulandığını yeniden ortaya koyması ve bugün bu ülkede yaşananların ne boyutta olduğunu göstermesi anlamında önemli bir film.

Oğlunu gömmek son görevi

Hikaye 1944 yılında Auschwitz’deki binlerce Yahudinin gaz odalarında öldürüldükten sonra yakıldığı ve açılan hendeklerde katledildiği kampta geçer. Macaristan Yahudilerinden Saul Auslander kampın gündelik işleriyle uğraşan özel birimde çalışmaktadır. Belirli bir süre iş gördükten sonra katledilecekler arasında onlar da olacaktır. Birgün gaz odasından canlı çıkan bir çocuğun öldürülmesine şahit olur. Ölen çocuğun oğlu olduğunu söyleyen Saul, oğlunun otopsi yapılarak kesilecek cenazesini Yahudi geleneklerine göre gömmek için kendi hayatını tehlikeye atacak girişimlerde bulunur. Belki de çocuğunu gömmesi ölümü öncesi acılarını hafifletecek bir son görevdir. Cenazeyi, her an öldürülme korkusuna rağmen kampın içinde saklayarak çocuğunun haham eşliğinde dua edilerek gömülmesini ister. Bu ritüel onun için öyle bir noktaya gelmiştir ki özel birimdeki arkadaşlarıyla birlikte tasarladığı kaçma planlarını bile ona hiçbir şey ifade etmemektedir.

Vahşet karşısında kayıtsız

Film boyunca Saul’un oğlunun gömülmesi için gösterdiği çabayı izlerken aynı zamanda Saul’un vahşet karşısında kayıtsızlığına da şahit oluruz. Saul dışındaki bütün karakterlerde de bu kayıtsızlığı görürüz. Her gün karşılaşılan ölümün erittiği ve yeniden dizayn ettiği insanlar. Yönetmen insanlığın hem geride kalanlarda hem de fırınlarda yok edilmesi karşısında herhangi bir duygu belirtisine yer vermeyerek bu durumu karşılamaya çalışır. Bu duygusuzluk öyle bir hal almıştır ki sık sık yakın planlarla karşımıza çıkan Saul’un çocuğunu gömme istediğini izlerken bile herhangi bir duygu haline rastlamayız.

Saul_filmi_3.jpg

Saul ve Kürt analarının acısı

Yakınlarını gömemek onun yasını tutamamak bütün dünyada evrensel bir acıdır. Antik yunanda Antigone’nin kardeşinin cenazesini gömemesi yüzyıllardır bütün dünyada bir trajedi olarak sahneye koyuldu. Saul’un acısı da büyük bir vahşetin içinde kaybolmuş bir trajedidir. Tıpkı farklı coğrafyalarda yaşanan milyonlarca insanın yaşadığı gibi. Her film okuması özneldir, içinde bulunulan zaman ve mekanla çok yakından ilişkilidir. Bu anlamda Yahudilere yaşatılan soykırım ile Saul’un acısını izlerken bugün Kürdistan’da yaşanan vahşetle benzerlik kuramadan geçemiyoruz. Saul’un çocuğunu gömemesi bugün Kürdistan’da sokakta vurulan ve cenazeleri dahi alamayan, çocuklarının cenazelerini buzdolaplarında saklamak zorunda kalan anne ve babaların yaşadıklarıyla önemli bir benzerlik taşıyor. Ölüm kampında yakılan cenazeler ile Cizîr’de bir bodrum katında öldürüldükten sonra yakılan yüzlerce cenaze bu benzerliklerden birkaçı.

Saul_filmi_4.jpg

Vahşete flu perde

Odağına aldığı kişi ve nesnenin dışında çevreyi flu olarak verilmesi filmin en dikkat çeken yanlarından. Bu tercih, yaşananlar karşısında görülmek istenmeyen bir dünyanın buzlanmasıdır adeta. Vahşetin içinden sadece filmin çekilmesini sağlayacak kadar bir akışın bizlere aktarılmasına tanıklık ederiz.

Bu çabayı, yönetmenin bizleri vahşetin içinden yalıtarak hikayeyi anlatma çabası olarak da algılayabiliriz. Yönetmen izleyiciyi insanlığın kırıma uğradığı bir dünyanın içine sokarak vahşetin üzerimize sirayet edecek etkilerinden uzak tutar. Ama katliamlar yaşamış halkların filmin flu fonunda nelerin yaşandığını tahmin etmesi pek zor değildir.

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse