Belge Film Nedir? 1: Joris Ivens

0
82

Birçok sinema tarihçisi Belge filmlerin başlangıcı hakkında farklı tarihler ileri sürer. Bazıları Lumiere kardeşleri başlangıç olarak kabul ederken bazıları ise aslolarak  Vertov ile belge filmciliğin başladığını söyler.

 

Esas olarak bu tartışmalara pek girmeyeceğiz. Sunu demek gerekir ki insanlık tarihinde belge bırakma geleneğine baktığımız zaman binlerce yıl öncesine gitmek gerekir. Mağaraların duvarlarına çizilen av resimleri insanın ‘belge bırakmak’ ihtiyacının bir başlangıcı olarak sayılabilirdi. Peki kökeni binlerce yıl öncesine dayanan bu belge bırakma isteğinin acaba sinemadaki karşlığı nedir? Daha net bir ifade ile ‘Belge Film Nedir?’. Unutmayalım ki “Hepimiz nesnelerin ‘gerçek’ şekli üzerine yargı vermeye alışmışızdır ve bunu öylesine düşünmeden yaparız ki, gerçekten de gerçek şekilleri görmeye başladığımızı sanırız. Fakat uygulamada, eğer resim yapmak istersek hepimizin öğrenmesi gerektiği gibi, belli bir şey, her bakış acısından farklı sekilerde görünür.”(1) 

‘Belge film nedir?’ sorusunun yanıtını farklı yönetmenlerin yaklaşımlarında arayacağız araştırmamızda. İlk olarak Joris Ivens ile başlayalım.

Joris Ivens Hollandalı bir belgesel sinema yönetmenidir. Yaşamı boyunca birçok ülke gezmiş ve buralarda belge filmler yapmıştır. Ivens’in yaptığı filmlerin birçoğu zor şartlar altında oluşmuştur. Örneğin; İspanya İç Savaşı’nı bizzat gidip yerinde görüntüler alarak filme çekmiştir. Ivens bunun yanı sıra işçilerin yaşamları ve sorunları üzerine de belgeseller çekmiştir. Örneğin; Hollanda’da inşaat işçileri üzerine çektiği bir filmden sonra başından geçen olayı şu şekilde anlatmıştır: ‘’ Amsterdam’daki gösterimlerden birinin sonunda, kadın işçilerden biri bana büyük bir heyecanla şunları söylemişti: Bana büyük bir yardımda bulundunuz.. Kocam duvarcı ustasıdır.Bazı geceler,işinden döndüğü vakit,gündüzün ne yaptığını bana anlatmak ister,ama şimdiye kadar anlattıklarını anlamıyordum;iyi bir şey değildi bu.

Bu gece filminizi gördükten sonra daha iyi anlayacağım onu. Teşekkür ederim. Ne görmüştü bu kadın ? Alıcımla birlikte, yapılmakta olan bu konutun onuncu katına çıkmıştım; ustalardan birinin yanına (bu kadının kocası) yerleşmiş ve yalnız onun çalışmasını, tuğlaları yerleştirme tarzını değil, fakat aynı zamanda duygusunu, yararlı ve yapıcı bir işi tamamlamak duygusunu, mesleğinden duyduğu övüncü, bir kenti kurmaktan duyduğu coşkunluğu da göstermeye çalışmıştım. Usta, ta aşağıda, çalışan ellerinin ötesinde, sokaktaki yaşama, insanların hareketine, Amsterdam’ın tartımına bakıyordu. Tabiatıyla bütün bunları karısına anlatabilmeyi istemişti. Gelecek sefer buna çalıştığı vakit, karısı kendisini anlayacaktı.’’(2)

Evet aslında Ivens’in başından geçen bu olay belge filmin ne olduğuna dair bize bazı ipuçları vermektedir. Öyle ki bu filmler bazen yanı başımızda göremediğimiz şeyleri bize getirmektedir. Bir inşaat işçisini anlayamayan eşinin belgeseli izledikten sonra görüşlerinin değişmesi gibi. Bunu biraz daha geniş ölçekte ele alacak olursak  aslında toplumlara da uyarlayabiliriz. Belge film şunu demelidir; Bizim birbirimizi anlayabilmemiz için aynı dili konuşup aynı renge sahip olup aynı şarkıları söylememize gerek yok, algılarımızın ve anlama isteklerimizin açık olması gereklidir sadece. Keza belge filmin ülkemizdeki işlevlerinden en önemlisi şuan budur. Bu noktada ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nı örnek gösterebiliriz.

Komşumuzun penceresinden gelen türkülere pencerelerimizi kapatmamızı değil açmamızı sağlayan bir belgeseldir Anadolu’nun Kayıp Şarkıları. Denilebilir ki ortak bir türkünün farklı tarzda yorumlanmasıdır. Belge filmler bu farklı yorumlamaları gösterir bizlere.

Bu konuya yakın olarak Ivens şu sözleri söylemiştir: ‘’ Sinema, halklar arasındaki anlayışa ve dostluğa yardım ediyor dedikten sonra sık sık konuyla ilgisi olmayan sözlere geçilmektedir. Bu cümle büyük bir gerçeklik taşır, ama bunun anlamını, genel olayları tutkuyla derinleştiren ve böylelikle dostluk gibi büyük amaca varan insancıl, bireysel ve basit değerlere çevirmek gerekir.’’(2) Sinemasözcüğünü daraltırsak aynı şeyler belge filmler için de geçerlidir diyebiliriz. Gerçekliğin derinine inilmesi insanlığın basit olaylarından da yaratılabilir. Örneğin; her gün sabah saatlerinde işlerine giden insanların görüntülerini çekerek sosyolojik çıkarımlar yapılabilir hem de hiç diyaloga başvurmadan. Sıradan olanın çekiciliği, gerçekçiliği de işte burada önem taşır. Denilebilir ki belge film sıradan ve gerçek olanın derinliğidir.

 

Ivens bir bakıma yaptığı işi ‘İnsanı Görmek’ olarak nitelendirir. İnsanı Görmek nasıl gerçekleşebilir peki? Bu durumu Ivens şöyle anlatır:

‘’ belgeci sinemada insana yer vardır, hem de nasıl!

(…)Bir belgeci, filmine başladığında, ortaklaşa bir kahramanı göstermeyi başarıp başaramayacağını, filminin ortaklaşa bir işe girişmiş bir halkın, bir topluluğun gerçek yüzünü göstermeğe gerekli soluğa ulaşıp ulaşamayacağını önceden bilemez. Kuru ve donuk bir görüntü vermek tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Canlı ve derin bir filmi gerçekleştirebilmek için bu filme tek başına insanı sokmak, kişisel hayatını göstermek gerekir.’’(2) Vertov’un ‘Kameralı Adam’ filminde yapmaya çalıştığı da budur bir bakıma. İnsanı ve kent yaşamını değişik yönleriyle göstermek.

Ivens belge filmi hayat içinde yaşayarak öğrenmiştir. Ona göre hayatın içinde şekillenmelidir.

Şüphesiz ki Belge Sinema yapımında diğer önemli bir faktör ise açıklamadır. Derdini anlatabilme önemlidir Ivens’e göre. Bu derdini anlatmayı yaparken ise nasıl argümanlardan faydalınalacağı önemlidir. Bunların hepsi belge filmin biçemini oluştururlar bir araya gelerek. ‘’ Yine bunun gibi, belge-filmi yaratmak için,güçlü bir araca sahip olduğumuzu da unutmamalıyız. Bu araç, açıklamadır. Görüntü, sözcüklerin, cümlelerin değerini değiştirir, zenginleştirir. Buna karşılık açıklamanın sözcük ve cümleleri de, görüntünün anlatımını daha yüksek bir noktaya ulaştırır. Bileşenlerden her biri tek tek alındığındaki düzeyden daha yüksek düzeyde, yeni bir nitelik ortaya çıkar. Belgeci, açıklamayı iyi kullanmakla gerçeği daha derinden kavrar. ‘’(2).  Görüntü ve metnin birbirini tamamlaması gerektiği önemlidir yani.  Böylece ne istediğini bilen bir belge film ortaya çıkacaktır.

Belge filmci olmanın zorluklarını da yaşamıştır Joris Ivens. Örneğin babasının ölümünü bile üzerinden çok süre geçtikten sonra gelen mektup ile öğrenmiştir. Hayatı ile yaptığı işin iç içe olması bir bakıma bu durumu yaratmıştır.

Simone Signoret’in ‘Tehlikeli Yaşamak’ kitabının arka kapağına yazdığı şu cümleler Ivens’in sinemasını anlamamız açısından daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum;

‘’Belgesel sinemanın kurucusu sayılan Joris Ivens 91 yaşında öldüğünde sinema tarihinde bir daha asla yeri dolmayacak büyük belgesel filmlere imza attı. Ivens, hayatı boyunca kapitalist şartlar altında film çekmenin ne kadar büyük çelişkilerle dolu olduğunu anlatan filmleri günümüz için hala hem güncelliğini taşıyan, hem de klasik birer başyapıt niteliği taşımaktadır. Yaşadığı çağın en saf, en soylu ve en büyük devrimci yönetmeniydi.’’(3)

 

Önemli Filmleri

The Bridge  (Köprü) – 1928
Regen (Yağmur) – 1929
Borinage    – 1934

Yeni Toprak

The Spanish Earth (İspanya Toprağı) – 1937)

Endonezya Çağrısı

Thw 400 Million (400 Milyon) – 1939

 

Kaynaklar
(1) Bertrand Russell, Felsefe Sorunları, Cev: Vehbi Hacıkadiroğlu, Kabalcı Yay., İstanbul, 2000, s.12
(2)   La Nouvelle Gritique, Şubat 1956Joris Ivens, Çeviren: Nijat ÖZÖN
(3)   Hans Schoots, Joris Ivens: Tehlikeli Yaşamak  Ekim 2008, Hayal Et Kitap, İstanbul, arka kapak yazısı: Simone Signoret

 

Arda KAYA

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Şirove
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne