gototopgototop

Kürt Sineması - Sînemaya Kurdî - Kurdish Cinema

Têketin-GirişEndamtî-Üyelik

Belgefîlm - Belgesel

Qutîka Lêgerînê - Arama Kutusu

A+ R A-

Jineoloji Nedir?

Oylayın / Deng bidin
(4 oy)

Jineoloji Nedir?

Jineoloji kelime olarak kadın bilimi demektir. JİN kelime olarak Kürtçe de kadın anlamına gelmektedir. Kürtçe de yaşam anlamına gelen JİYAN’ dan türemiştir.

Başta Ortadoğu olmak üzere Hint Avrupa dillerinde bu kelime yaşam, canlılık yine ZİN ya da ZEN yani kadın anlamında kullanılmaktadır. Kadın cins olarak ilk kendi farkına varan olarak kabul edilir. Yaşama dair tüm ilkleri geliştiren kadındır. Yani yaşam ahlaki ve politik ilkeler temelinde kadın etrafında örülmüştür. Toplumsallık bu temelde gelişmiştir. Doğal toplumu ahlaki ve politik değerler ile inşa eden kadındır. Bu nedenle yaşam denilence kadın, kadın denilince yaşam ilk akla gelendir. Yaşam diğer bir anlamda da kadının bedeninde cereyan eder. Kadının hamilelik, aylık kanamaları aynı zamanda onun yaşamla bağının ve yaşamın sürdürülmesindeki rolünü de ortaya koymaktadır. Kadın hem yaşamsal değerlerin geliştirilmesi hem de bedensel olarak da yaşamla özdeşleştirilmiştir. Bu nedenle kadın ve yaşam arasında kopmaz bağlar vardır. Bu açıdan yaşam gerçekliği karşısında kadın daha fazla kapsayıcıdır. Erkek cinsine göre daha fazla sorumludur da. Kadının toplumsal doğanın hem fizik, hem de anlam olarak en geniş bölümünü teşkil ettiği tartışma götürmez. Kadının yaşamla bu kadar özdeşleştirilmesi de bundan kaynaklıdır. Bu açıdan bir kadın bilimi olan jineoloji aynı zamanda bir yaşam bilimidir de. Kadının yaşamla bağını yeniden güçlü geliştirmek kadar, yaşamın yaşanılır kılınmasında yine özgürleştirilip, güzelleştirilmesinde jineolojiye tarihi olduğu kadar güncel anlamda büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.

Önder Apo Özgürlük Sosyolojisi savunmasıyla Jineolojiyi gündemimize koymuştur. Bu konuda Önder Apo şunları belirtmektedir; “ Feminizm yerine jineoloji (Kadın bilimi) kavramı amacı daha iyi karşılayabilir. Jineolojinin ortaya çıkaracağı gerçekler herhalde teolojinin, eskatalojinin, politikolojinin, pedagojinin, velhasıl sosyolojinin birçok bölümlerine ilişkin lojilerden daha az gerçeklik payı taşımayacaktır. Kadının toplumsal doğanın hem fizik, hem de anlam olarak en geniş bölümünü teşkil ettiği tartışma götürmez. O zaman neden çok önemli olan bu toplumsal doğa parçası bilime konu edilmesin? Pedagoji gibi çocuk eğitim ve terbiyesine kadar bölümlenmiş sosyolojinin jineolojiyi oluşturmaması, egemen erkek söylemli olmasından başka bir hususla izah edilemez. Kadın doğası karanlıkta kaldıkça, tüm toplum doğası aydınlanmamış olarak kalacaktır. Toplumsal doğanın gerçek ve kapsamlı aydınlanması, ancak kadın doğasının kapsamlı ve gerçekçi aydınlanmasıyla mümkündür. Kadının sömürgeleşme tarihinden ekonomik, sosyal, siyasal ve zihinsel sömürgeleştirilmesine kadar konumunun açıklığa kavuşturulması, tarihin diğer tüm konularının ve güncel toplumun her yönüyle açıklığa kavuşmasında büyük bir katkıda bulunacaktır… Etik ve estetik bilimi kadın biliminin ayrılmaz parçasıdır… Ekonomi biliminin de kadın biliminin bir parçası olarak geliştirilmesi daha doğru olacaktır. Ekonomi baştan beri kadının asal rol oynadığı bir toplumsal faaliyet biçimidir… Feminizmi de kapsayan kadın bilimine dayalı kadının özgürlük, eşitlik ve demokratik hareketi, açık ki toplumsal sorunların çözümünde başat rol oynayacaktır.” Bu belirlemeden de anlaşılacağı gibi Önder Apo Jineolojiyi Kadın bilimi olarak yeni paradigmanın Sosyal-Bilim perspektifine oturtarak, onu Özgürlük Sosyolojisinin bir dalı olarak düşünmektedir. Bilim, evrendeki olay ve olguları sistemli araştırma, sezgiler, varsayımları da dıştalamayan, deneye dayalı düşünsel etkinliktir. Özünde felsefenin kesinleşen bilgilere ulaşmış, küçük bir bölümüdür. Kendi içerisinde mantıklı bir ilişkiler ve fikirler bütünlüğünü oluşturan her oluşum veya konu bilimin konusudur. Bilim insanın çok canlı bir evren içerisindeki karşılıklı etki-tepki, bağıntılılık ve değişim gücünün gelişkin düşünce yöntemi olmaktadır. Bunun salt analitik akla dayanmadığı, çok uzun bir tarihsel ve toplumsal gelişim ve yaşanmışlığın ürünü olarak kendisini var ettiği bir gerçektir. Bu anlamda bilim toplumsal aklın kendisini değişim ve değiştirme gücüne ulaştırmasının bir ürünüdür. Bilginin iktidar aracına dönüştürülmesiyle, kendi kökenlerinden ve toplum-doğa bütünlüğünden koparıldığı bir gerçektir. Bilginin etikten koparılması ona en büyük darbeyi vurmuş; gerçek özüne yabancılaştırmıştır. Bunun en çok yoğunlaştığı, en çıplak halde kendisini ifadeye kavuşturduğu zemin bilim olmaktadır. Bilim bu anlamda kadına karşı konumlanmış cinsiyetçiliğin en yoğunlaştığı bir alan konumundadır. Bilimin cinsiyetçi yapısının sadece kadını dıştalamak, ötekileştirmek veya yok saymaktan ibaret değildir. Başta toplumsal doğa olmak üzere, evrene, doğaya ve tarihe bakış açısında cinsiyetçiliğin farklı biçimler alarak yansıdığını görüyoruz. Bunun sadece kadını değil; toplumu, doğayı ve erkeği de istismar etmenin, kendi tarihi ve doğasından kopartarak her türlü kullanıma açık hale getirdiği günümüz gerçekliğinde daha açık hale gelmiştir. Bilim kendisini tam bir erkek tanrı gibi yapılandırmıştır. Sosyal-bilimler bu anlamda toplumu egemen erkeğe göre inşa etmenin, toplum mühendisliğini yapmaktadır. Bilimin kaynaklarının ve tarihinin pozitivist bakış açısından arındırılıp, kendisini tanrı buyruğu gibi egemen, tartışmasız ve mutlak hale getirmesi; asıl kaynağına ihaneti de temsil etmektedir. Jineoloji bir anlamda bilimin yeniden kendi öz kaynaklarına ve gerçek anlamına kavuşmasının önemli bir zemini olmaktadır.

Bilindiği gibi sosyal-bilimlerde günümüze kadar özelde kadını bilim konusu yapan herhangi bir disiplin veya dal yoktur; jinekoloji dışında. Jinekoloji tıp dalları içerisinde en genç olanlarından birisidir. Öncesi toplumsal zeminde kadın bilgeliğinin ve binlerce yıllık tecrübe ve kültüre dayalı olarak merkezileştirilmemiş, doğal bir dayanışma alanıdır ve tamamen kadının elindedir. Tıp biliminin bir uzmanlık alanı olarak jinekoloji, kadının biyolojik cinsiyet fizyolojisindeki hastalıklar ve sorunlarla ilgili bir dal biçiminde geliştirilir. Kadının doğurganlığı çerçevesinde bedenindeki işleyişler ve bunlarla bağlantılı sorunları kapsamaktadır. Çok doğal bir işlev olan doğurganlığın ve bununla bağlantılı kadının bedensel fonksiyonlarının bu denli tıplaştırılmasının sebepleri kuşkusuz kadın bedeni üzerindeki kontrolün aynı zamanda toplumun demografik yapısının iktidarcı sistemin ihtiyaç ve politikaları çerçevesinde düzenlenmesiyle bağlantılıdır. Kadın sağlığı adı altında doğum kontrolünün devletin ve tıpın elinde tekelleşmesi, kısırlaştırma veya kadın bedenini adeta bir doğum makinesine dönüştürme, aynı zamanda egemenlikli sistemin etnik temizlik ve soykırım politikalarının ya da milliyetçiliğin, ırkçı-şöven ulus-devlet politikalarının bir ürünüdür. Bu çerçevede doğum sorununun toplumsal özgürlük ve kadın özgürlüğü sorunu temelinde özellikle kadının öz bilinci ve iradesi esasına dayalı ele alınması gerekmektedir. Günümüzde rahim kanserinden tutalım birçok “kadın hastalıkları” diye adlandırılan olgular, kadın doğasına aşırı bir şekilde kontrol ve egemenlik amaçlı müdahalelerden kaynağını almaktadır. Oysa kadın doğurganlığı salt bir fiziksel-biyolojik bir işleme indirgenemeyecek denli, toplumsal, ekonomik, kapsamlı kültürel, sosyal-psikolojik, kadın için maddi-manevi bütünlüğü olan bir anlamı vardır. Toplumsal bütünlüğü, toplumsal akıl ve kültürü parçalamanın en etkili yöntemlerinden birisi, kadın doğurganlığının bir endüstri dalı gibi tıplaştırılmasıdır. Bu alanda jineolojinin kapsamlı bir sosyal-bilimsel ve özgürlüksel mücadele karar ve sonuçları olabilecek araştırma-incelemeyle ele alması kaçınılmazdır. Çocuk dünyaya getirmeyi bu denli etikten ve estetikten uzak, felsefik ve toplumsal temellerinden koparmak oldukça tehlikelidir ve kesinlikle devletçi-ataerkil sistemle bağları vardır.

Jinekoloji dışında; sosyal-bilimlerde Freud’cu psikanaliz teorilerinde kadın, histerik, eksik ve salt cinsel güç veya varlık olarak tanımlanmakta ve “tamamlanmış, hâkim, aktif” egemen erkeğin, teslimiyeti içselleştirmiş öteki ucu olarak kurgulanmıştır. Fallus-vajina zihniyetinin en çok derinleştirilip, insanın toplumsal doğasını en ilkel düzeyde içgüdü ve şartlı reflekslere indirgemenin “bilimselleştirildiği” zemin olarak psikoloji, böylesine bir rol oynamaktadır. Bunun en çok da kapitalist modernite ile birlikte gelişerek hızla popülarite ve bilimsel “otorite” haline gelmiş olması; ikisinin bağını güçlü kurmayı gerektirir.

Psikoloji de dâhil bütün bilim dallarında kadın bir nesne ve ataerkil sistemin meşruiyet zeminini yaratmanın ideolojik aracı konumundadır. İdeolojik egemenlikle birlikte kadın emeği, düşünce ve iradesi üzerinde kapsamlı bir egemenlik sisteminin bilim eliyle geliştirildiğini ayrıntılı ve derinlikli bir şekilde değerlendirmek gerekiyor. Bu anlamda kadına ilişkin geliştirilen ve mutlak bilimsel bilgi olarak lanse edilen her türlü “bilimsel veriye” her koşulda kuşku ile bakmak, reddetmek ve alternatif sosyal bilim çerçevesinde bilgiyi esas almak esastır. Bunun sosyal-bilimlerin hem oluşum ve kurumlaşma biçimi, hem de egemenlikli-devletçi ve ataerkil zihniyet yapısıyla alakalı olduğu açıktır. Pozitivizm ve liberalizmin kaleleri halinde olan sosyal-bilimin kadın cephesinden köklü bir eleştirisi ve değerlendirilmesi jineolojinin en temel çalışması olmaktadır. Bu kapsamda sosyal-bilimlerde kadın bakışı ve felsefesi ile yöntem sorunu ve bilgi-iktidar çizgisinin köklü bir çözümlenmesi kaçınılmazdır. Toplumu tarihselliğinden kopartmada, kadınla birlikte toplumu nesnelleştirmede, özbilinci ve toplumsal hafızayı silmede, toplumu ve kadını iradesizleştirmede ve egemenliğin meşruiyetini sağlamada Sümer rahiplerinden daha geri bir rol oynayan sosyal-bilimlerin hem deşifre edilmesinde ve hem de alternatifinin güçlü inşa edilmesinde jineolojinin rolü önemlidir. Bilimin özde ne olduğu, toplumsal işlevi ve bilginin toplumsal karakteri yeni baştan bir anlamda tanımlanmak durumundadır. Bu çerçevede bilimi diğer düşünce biçimleriyle diyalektik bir bağ içerisinde tanımlamak ve bütünselliğini yaratmak gerekiyor. Bu noktada kadının tarihinin, düşünce, varlık ve yaşam tarzının yeniden ele alınması önemli olmaktadır. Jineolojinin en kapsamlı bilimsel çalışmaları kadın varlık bilimi ve tarihi alanında yürütülmesi gerekiyor. Özellikle kadın varlığının felsefe ile bağlarının köklü bir şekilde kurulması, günümüzde var olan bilinç çarpıtmalarını ve aşırı büyümüş analitik zekâ biçimlerinin sınırlandırılmasında ve geriletilmesinde önemli rol oynayacaktır. Bilimin bu denli felsefeden, inanç ve sezgilerden, anemistik-mitolojik düşünce yapısından koparılarak egemen bir tarz haline getirilmesinde bilgi-iktidarının kadın karşıtlığı ile bağlarının kurulması ancak jineolojinin köklü bir kadın varlıkbilimini geliştirmesi ile mümkündür. Bilimin doğru ve toplumsal bir tanıma kavuşmasında, etik ve estetik ile bağlarının güçlü kurulmasında önemli bir yeri vardır. Bir anlamda bilimi aşırı analitik ve egemen erkek aklından çıkartıp kadın ve toplum eksenine oturtmak, bilimi hakikati çarpıtmanın yolu ve yöntemi olmaktan çıkarıp, hakikate ulaşmanın ve bu uğurda mücadelenin temel bir zemini haline getirmek gerekiyor.

Modernist sosyal-bilim anlayışının ve yapılanmasının özellikle 20. Yüzyılın son çeyreğinde yoğun bir eleştiriye tabi tutulduğu bir gerçektir. Bu konuda önemli bir eleştiri gücünün ve zemininin ortaya çıktığı bir gerçektir. Bu eleştirilerin bir sistematiğe kavuşmamasının, yine bilgi-iktidar çizgisini ve sistemini aşamamalarının sebeplerinin özellikle kadın kurtuluş ve özgürlük sorununa bakış açıları ile bağlarının olduğu belirtilebilir. Bir ana akım veya sistem haline gelmemiş olmaları özellikle kadına yaklaşım ve kadının toplumsal kimliğini ve onunla bağlantılı özgürlük sorunlarını doğru bir şekilde tanımlayamamalarıdır. Bunda kuşkusuz bu çevrelerin bütün emeklerine ve alternatif sistem arayışlarına karşın, egemenlikli ataerkil yapıdan beslenmiş olmalarının etkisi çok fazladır. Post modernist akım ve eleştirilerin bu çerçevede jineoloji tarafından güçlü değerlendirilmesinde, eleştirilmesinde ve giderek daha kadın eksenli ve toplumsal bir zemine oturtulmasında ve sistem kazanmasında önemli bir çıkış sağlatacağı belirtilebilir.

Bilim özünde ekolojik, feminen ve oldukça esnek bir zekanın ürünüdür. Kadın bilimi, başta varlıkbilim alanında doğadaki bütün varoluşları da içerisine alacak biçimde giderek doğanın uzantısı ve onun farklılaşan bir parçası olarak kadının doğa ile ilişkisi, kadın biyolojisi, varlık felsefesi, doğal diyalektik çerçevesinde duygusal zekâ ile analitik zekânın gelişimi ve birbiriyle olan ilişkilerinin bilimsel tanımını içermektedir. Jineolojinin en uzun süre kapsamında kültürel sosyoloji, yapısal sosyoloji, pozitif sosyoloji ve özellikle özgürlük sosyolojisi çerçevesinde güçlü bir sosyal-bilimsel konumlanmayı gerçekleştirmesi gerekiyor. Jineolojinin bu sosyolojik bakış açısına güçlü bir şekilde oturması, onu alternatif sosyal-bilimler içerisinde hem en dinamik ve hem de özgürlük ölçüsünde temel bir dal haline getirecektir. Buna göre;

A- Uzun süre sosyolojisi çerçevesinde; kültürel toplumda kadın varoluşu, kadının kültür, dil, sanat, din gibi temel toplumsal dokularla olan bağı, bu bağlamda kadın-çocuk ilişkisi, kadın-erkek ikilemi, ilişki ve çelişkileri, cinselliğin gelişim tarihi, cinselliğin etik-estetik ve ekonomi ile bağları, kadının toplumsallaşmadaki rolü, aile olgusu, ekonomi, etik-ekoloji-estetik gibi toplumsal alanların kadın ekseninde gelişimini ve günümüzdeki etkilerini de kapsayacaktır. Jineoloji bunların ve benzeri konuların ayrıntılı bir şekilde ele alınmasını ve bilimsel verilerle birlikte anlambilim olarak geliştirilmesini kapsamaktadır.

B- Yapısal sosyoloji çerçevesinde; kadın eksenli toplumsallığın yapısallık kazanmasının temelleri, neolitik anaerkil toplumun maddi ve manevi kültür olarak hem mitolojik ve hem de düşünce sistematiği, politik ve ahlaki organların kurumlaşması, kadın eksenli toplumsallaşmada yapı-işlev ilişkisi, ana-tanrıça kültürünün arkeolojik ve tarihsel yönleriyle bilimsel dayanaklarının ortaya çıkarılması ve tanımını kapsamaktadır. Jineoloji aynı zamanda bütün bu yönlerin günümüze olan etki ve yansımalarını da derinlikli ortaya çıkaracaktır.Yapısal sosyoloji çerçevesinde kadın eksenli toplumsallığın anti-tezi konumundaki devletli-ataerkil uygarlık yapısallığının temel kuruluş dayanakları, din-devlet-iktidar-hanedanlık-üretim-sınıf-işbölümü gibi konularda kadının statüsünün güçlü çözümlenmesi gerekiyor. Kadın emeği ve ekonomi-cinsellik-aile-etik-estetik gibi konularda kadının sömürgeleştirilme tarihi ve mekanizmalarını, kadın cephesinden verili sistemin eleştirisi, kadın-iktidar ilişkisi, kadın-ahlak, kadın-politika bağı; merkezi uygarlık sistemi içerisinde kadının varoluş-direniş formlarını ve tarihini kapsamaktadır. Bu çerçevede merkezi uygarlık içerisinde kadına içerilen derin köleliğin kapsamlı ve derinlikli değerlendirilmesiyle birlikte, kadına “içerilmiş olan kölelik kodlarının” çözümlenmesi gerekiyor.

C- Pozitif sosyoloji kapsamında; sistemsel değişim ve reform süreçlerinde kadının rolü, kadının egemenlik amaçlı savaşlardaki kullanımı, bunların kadın üzerindeki etkileri, kadın-üretim, kadına dönük toplumsal cinsiyetçiliğin formları, her süreçte kadına dönük iktidar mekanizmalarının sistemin yapısal sorunlarıyla bağları, bunlardaki değişimler, her dönemin egemen kadın modelleri ve sistem ile bağları, demografyadaki değişimlerin kadın sömürüsü ile bağları, çeşitli toplumsal-tarihsel olaylarda kadının rolü gibi daha kısa ve orta süreli olay ve olguları kapsamaktadır.

D-Özgürlük sosyolojisi kapsamında; kadın özgürlüğünün felsefik-teorik ve bilimsel çerçevesi, kadın özgürlüğünün toplumla olan bağları, kadın özgürlüğünün ve direnişinin tarihsel gelişim çizgisi, feminizm, egemenlikli sosyal-bilim anlayışının ve bilgi yapısının kadın eksenli eleştirisi ve alternatif sosyal-bilim anlayışının kadın özgürlüğü ekseninde değerlendirilmesini içermektedir. Bu temelde duygusal-analitik zekânın dengeli birlikteliğine ve sentezine dayalı bilgi yapısının gelişimi, demokratik aile olgusu ve özgür birlikteliğin esasları, bilim-etik bağının kurulması, bu temelde kadın anlambilim ve yorum biliminin geliştirilmesi gibi kapsamlı konuları kapsayacaktır. Pozitif kuruculuk temelinde politikanın demokratikleştirilmesi, kadın özgürlük perspektifinin toplumsal özgürlük perspektifi ile buluşması-sentezi, özgür kadın toplumsallaşmasının inşa sorunları, görevleri ve demokratik uygarlık ile ilişkileri, ittifak anlayışı ve başka konu ve inceleme alanlarını kapsamaktadır.

Bu temelde hem kadının tanımı, toplumsal kimliği, hem sömürgeleştirilme tarihi ve yaşadığı yabancılaşma, hem de özgürlüğünün teorik-felsefik ve sosyal-bilim çalışmasını güçlendirecek bir çalışma olmaktadır. Bunun kapsamlı ve uzun vadeli bir Aydınlanma ve Değişim gücünü açığa çıkaracağı ve koşullayacağı ortadadır. Dolayısıyla bunun bir birim çalışmasını aştığı zaten anlaşılmaktadır. Fakat çalışmanın kendi içerisinde bir birimleşmeyi gerektirdiği, genel bir örgütlenme ve perspektif ile bu çalışmanın yürütülemeyeceği de bir gerçektir.

Kadın günümüze kadar da tanımlanamamıştır. Etrafında mitoloji-din-felsefe-sanat ve bilim alanlarında çok geniş bir bilgi yapısı ve sistemli kurgular inşa edilmesine karşın; kadın varlığı hep karanlıkta bırakılmıştır. Kadının ne olduğuna dair sayısız imge, sembol ve yargı yaratılmıştır. En sistemli ve derinlikli ideolojikleştirme kadın etrafında geliştirilmiştir. Denilebilir ki, başka hiçbir varlık bu denli ideolojik olarak kurgulanmamıştır. Çok ileri düzeyde yüceltme kadar aynı ölçüde derin bir alçaltmanın da nesnesi konumundadır. Hem tapınılan, hem de lanetlenen, hem masumiyetin-ahlakın, hem de ayartıcı şeytansı özelliklerin ve kirliliğin cisimleştiği bir kimlik olarak kurgulanan kadın, mitolojilerin de, dinlerin de, felsefe ve sanatın da vazgeçilmez öğesidir. Kadın, etrafında adeta bir dünyanın, toplumun ve insanın bilinç ve ruh olarak yeniden kurulduğu bir araç halindedir. İster negatif –iktidar anlamında-, ister pozitif –toplumsal yapıcılık anlamında- olsun kadın, etrafında yaşamın, toplumun ve insanın bilinç ve ruhunun kurulduğu bir kimliktir. İlk kimlik edinimi kadından kaynağını alır. Erkeğe ve onun egemen pozisyonuna göre oluşturulan kadın kimliğinin kabul edilmesi bir yana, bunun köklü ve radikal bir eleştirisinin yapılması jineolojinin en temel görevlerindendir. Kadını erkeğe göre değil; tamamen toplumsal kimliği ve varoluşu ile tanımlamak ve bunun bilimsel temellerini güçlü kurmak gerekiyor. Bu anlamda toplumsal cinsiyetçiliğin oluşturduğu kimlikler ve roller kabul edilemez. Bu aynı zamanda stratejik mücadele gerekçesidir. Jineolojiyi gerçek anlamda kadın bilimi haline getirecek olan onun verili kadın kimliklerini kabul etmemesidir. Bu konuda köklü ret ölçülerinin bilinçte, yaşam anlayışında, beğeni, davranış ve duygularda radikal bir şekilde gelişmesine ihtiyaç vardır. Bu ret ölçüleri gelişmeden kadının hakikati ile buluşması ve kendisini bilimsel bir öz-ifadeye kavuşturması mümkün değildir. Bu anlamda jineoloji verili kölelik statüsünde tutulan ve bu statü ile bütünleşmiş olan kadını kabul etmemektedir. Ne altta kalmış, ezilen ve teslimiyetçi kadını, ne de erkeğe benzeşen, toplumsal cinsiyetçi rolü red etme ve özgür irade ve düşünce adına cinsiyetçiliği tersinden geliştiren kadını kabul etmek mümkündür.

Bu temelde jineolojinin en temel çalışmasından birisi; kadın varlıkbiliminin geliştirilmesi olmaktadır. Kadının gerçekten ne olduğu, nasıl tanımlanacağı, kendisini nasıl var ettiğinin, evrenle, doğa ve toplumla olan ilişki ve çelişkilerinin güçlü bir varlık felsefesine kavuşturulması bu kapsamdadır. Erkeğin karşısında, erkeğin olmadığı veya erkeğin kendi güvensizlik, kıskançlık ve her türlü zayıflık duygusunu yansıttığı ve onu küçülttükçe, ezdikçe, ona sahip oldukça kendisini büyüttüğü bir nesne gibi tanımlanmasını kabul etmemektedir. Aynı şekilde bu tür çelişki ve diyalektiğin kuruluşunun başka her türlüsüne, efendi-köle, beyaz-zenci, özne-nesne gibi ayrımlara karşıdır. Bu karşıtlıkla birlikte, fakat kendi gerçek tanımına kavuşmasının çok büyük bir araştırmayı, yoğunlaşmayı ve her şeyden önce yetkin bir felsefik çalışmayı gerektirdiği bir gerçektir. Varoluşun doğal diyalektiğini kadında tanımlamak, egemen paradigmanın kısır ve öldürücü düalizminin aşılmasını gerektiriyor. Diyalektiğin pozitif ve kurucu niteliğinin en fazla kadın varlığında tanımlanabileceğini belirtebiliriz.

Kadın özgürlüğünün çok kapsamlı egemenlikli uygarlık sistemini kadın cephesinden ideolojik ve sosyal-bilimsel açıdan çözümlemesi kadar, alternatif toplumsal sistem inşasını ve düşünce sistematiğini de geliştirmesi önemlidir. Bilimciliğe karşı bilimi toplumsal-tarihsel zeminde yeniden tanımlayacak, özellikle bilimler arası disiplinlerde aşırı parçalanmaya ve kategorileştirmelere karşı kadını da toplumu da bütünsel ve komple bir bakış açısı ile ele alacaktır. Dolayısıyla jineoloji bir nevi yeni bilim anlayışının bilimler-arası bütünlüğün ve ortaklaşmanın da zemini olmak durumundadır. Bilimcilik ve egemenlikli sosyal-bilim anlayışından Jineolojiyi ayırt eden en temel özellik onun aynı zamanda etikle birlikte bir mücadele ve özgür yaşam projesinin temellerini atmasıdır. Kadın özgürlük sorununun geldiği noktayı böyle izah edebiliriz.

Önder Apo “en eski sömürgenin başkaldırısı” olarak tanımladığı feminizmin kapsamlı ve derinlikli bir değerlendirmesi jineoloji kapsamındadır. Feminizmin ortaya çıkardığı değerleri kapsayacak ve kadın bilinçlenmesi ve sorunun ortaya çıkarılmasında sergilediği direnişi kendi mirası olarak görecektir. Bununla birlikte feminizmin toplumsal cinsiyetçi çözümlemelerinde pozitivizmi aşamayan, egemen erkek ve devletli uygarlığı güçlü sistemsel bütünlük içerisinde çözümleyemeyen yönleri, bunun nedenleri, verili kadın tanımlamalarıyla bağları da jineoloji tarafından kapsamlı ve radikal bir şekilde çözümlenmesi önemli olmaktadır. Dolayısıyla jineoloji aynı zamanda feminizmin egemenlikli sistemin etkilerinden ve sınırlarından arındırmanın, alternatif kadın özgürlük perspektifini ve sistematiğini kurmanın da zemini olmaktadır. Kadın özgürlük sorununun bu anlamda tarihsel-toplumsal perspektife kavuşturulmasında kadının toplumsal bir yoğunluk olarak araştırılması ve bilimsel bir ifadeye kavuşması önemli bir çıkış sağlatmaktadır. Örgütlenme ve yaşam tarzı, felsefik yapılanma ve militanlık anlamında feminizmin yaşadığı ciddi sorunları, toplumsal zeminden kopan, merkezi uygarlığın bütünsel sistemsel ele almayan çözümlemeyen, kendisini sistemiçileşmekten kurtarmayan yönlerini güçlü bir eleştiri ve değerlendirmeye tabi tutmak önemli olmaktadır. Bir yönüyle giderek marjinalleşen, egemen siyaset zemininde liberalizm temelinde sistemiçileşen ve özgürlük amacından uzaklaşan feminist akım ve hareketleri bu çerçevede ele almayı gerektiriyor. Bir yönüyle de özellikle 85 sonrası feminist hareket içerisinde olan veya olmayan, fakat güçlü bir akademik çalışmanın geliştiğini belirtmek gerekiyor. Bu çerçevede özellikle Kadın Akademisyen çevrelerde yoğun bir tartışma ve çok sayıda kadın araştırma grupları ve merkezleri oluşmuş durumdadır. Kendi içerisinde elit ve toplumsal dayanakları zayıf kalmış olsa da, fakat zihniyet anlamında egemen paradigmayı ve sistemi çözümleme, ekonomi ve politikayı kadın eksenli ele alış çabaları küçümsenmeyecek düzeydedir. Jineoloji bu tür çalışmalara büyük değer ve önem vermekle birlikte bu tür çevrelerle ortak tartışma ve ortaklaşma zeminlerini ve platformlarını oluşturmayı hedeflemektedir.

Fakat temelde Jineoloji Alternatif Kadın Akademiler yapılanmasını esas alacaktır. Buna göre jineoloji;

a) Kadın Bilim Merkezleri,
b) Kadın Siyaset Akademileri,
c) Kadın Estetik Enstitüleri,
d) Kadın Dili ve Edebiyatı Fakülteleri,
e) Kadın Sosyal-Bilim Akademileri,
f)Kadın Kültür Akademileri,
g) Kadın Güzel Sanatlar Akademileri,
h) Kadın Tarihi Akademileri,
ı)Özgür Kadın Akademileri (özellikle Kadın Özgürlük Felsefesini ve Yaşam Projelerini oluşturacak),
i)Kadın-Çocuk Sağlık Merkezleri veya Doğal Şifa Araştırma Merkezleri

gibi doğrudan toplumsal aydınlanmayı ve değişimi esas alan merkezlerin oluşumunu geliştirmeyi hedefleyecektir. Bunun kapsamlı bir özgün-özerk yapılanmayı gerektirdiği açıktır.Kadın varlığını bütün boyutlarıyla bilimsel bir ifadeye kavuşturmak; tarihe, topluma, doğaya ve evrene dair bütün bilgi yapılarını kapsamlı ve sistemsel bir eleştiri ve yorumdan geçirmeyi gerektirir. Çünkü kadın evrensel, toplumsal, tarihsel ve kaynağını doğadan alan bütünsel bir varlıktır. Fizik-bitki-hayvan ve kültür gibi varoluşların hepsi kadın varlığında iç-içe ve bütünlüklü bir varlık halinde özetlenmektedir. Kadın varlığının tanımlanması çok köklü ve radikal bir bilgi ve zihniyet değişimini gerektiriyor. Jineoloji bu çerçevede kadının sömürgeleşme tarihinden ekonomik, sosyal, siyasal ve zihinsel sömürgeleştirilmesine kadar konumunun açıklığa kavuşturulmasını esas alacaktır. Jineoloji; tarihi ve güncelliği içerisinde kadının sistemli bir bilinç örgüsüne kavuşmasıdır. Bu anlamda sorunun bilimsel ifadeye kavuşmasını sağlayacaktır. Sorunu görünür kılmak önemli bir boyutunu oluşturmakla birlikte Önderliğimizin de belirttiği gibi kurtuluşunu da gerçekleştirmek jineolojinin diğer önemli boyutunu oluşturmaktadır. Çözüm açısından kadının başta bilgi yapısı olarak epistemoloji olmak üzere psikoloji, fizyoloji, antropoloji, etik- estetik, ekonomi, demografya alanlarında daha ayrıntılı ve bilimsel veri ve değerlendirmelere ihtiyaç vardır. Yürüttüğümüz ilk tartışma itibariyle jineolojinin Önderliğin ilk etapta belirttiği etik-estetik, ekonomi ve demografya gibi alanları esas almak kadar, zamanla ihtiyaçlar dâhilinde tüm alanları kapsayacak bir şekilde çalışma geliştirmek gerektiği vurgulandı. Kadın özgürlük sorununun çözümü ancak bu yönlü kapsamlı, bütünlüklü örgütlenmeler ve yapılanmalarla mümkündür.

Kadın biliminin ayrılmaz bir parçasını da etik ve estetik alanı oluşturmaktadır. Ahlaki ve politik toplumun asıl öğesi kadın, yaşamın etiği ve estetiği açısından hayati rol oynar. Yaşam karşısında her zaman büyük sorumluluklara sahip olan kadın düşünce, ruh dünyası ile etik ve estetik açısından güçlü bir uygulayıcı da olmaktadır. Etik ve estetik toplumun yaşam anlamını yaratan kültür oluşturucu temel öğe olarak en güçlü temsilini özgür kadın şahsında gerçekleştirecektir. Kadının yaşam karşısındaki sorumluluğu erkeğe göre daha kapsamlıdır. Yaşamın güzelleştirilmesi ve özgürleştirilmesi olarak estetik ve etik, kadın açısından varoluşsal bir konudur. Yaşamın anlamlı ve güzel kılınması açısından etik ve estetik değerler temelinde kadının doğal bir duruşa ihtiyacı vardır. Estetik ve etik yaşamın özgür ve güzel kılınmasında temel ölçüleri ortaya koymaktadır. Özgürlük estetik ve etikle ilkelere ve biçimlere kavuşur. Kadın doğallığı uygarlık sisteminin gelişimi ile başkalaşıma uğramıştır. İktidarcı-devletçi zihniyet ve ona dayalı gelişen mülkiyetçi yaklaşımlar kadının doğasını çarpıtmış, sanal yaşam ve yeni modeller empoze ederek etik ve estetik değerlerden uzaklaştırmıştır. Bunun yerini cinsiyetçi özellikler almıştır. Kadının kendi doğallığına ve asıl tanımına kavuşabilmesi ancak tüm mülkleştirici anlayış ve yaklaşımlardan kurtulması ile mümkündür. Namusu varoluş ilkeleri ve temel direnç noktaları olarak tanımlayacaksak, o halde en temel etik ilke “namusumuz özgürlüğümüz” ilkesidir. Kadın kendi gerçeğine ve kimliğine değer verdiği oranda bu bağımlılıklardan kurtulabilir ve kendisini daha güçlü kılabilir. Kimlik bilinci temelinde etik ve estetik değerlerin işlevini daha iyi kavrayan kadın, ilk başta kendisi ile bir uyumu, dengeyi sağlar. Bu temelde Jineoloji cinsiyetçi yaklaşımlar temelinde tanımlanan, sıfatlanan kadın bedenini daha güçlü tanımak, cinsiyetçi yaklaşımları köklü bir eleştirisel yaklaşımla çözümlemek ve aşmakla yükümlüdür. Bu anlamda güzellik kavramını kadın açısından tüm cinsiyetçi tanım ve sıfatlardan arındırarak yeniden tanımlayabilmelidir. Özün biçim ile bütünleşmesi ve kendisini güzel düşünce, güzel söz ve güzel davranış halinde ortaya koyması kadın için en büyük hakikat arayışı ve mücadelesini ifade etmektedir. Güzel düşünmenin kaynağı felsefedir. Felsefe duygusal zekâ ile analitik zekânın uyumlu ve dengeli birlikteliğini sağlayacak bütünlüğü ve esnekliği ifade etmektedir. Kadın için felsefenin sadece bilgi sevgisi değil, aynı zamanda güzellik kaynağı olarak tanımlanması bu anlamda önemlidir. Bu gün kapitalist modernitenin kozmetik ve moda endüstrisindeki yatırımcıları kadın bedenini kadavralara bölerek her parçasına bir değer biçmektedir. Filmlerde, televizyonlarda ve reklamlardaki görüntüler kadının bir meta olarak çirkince kullanımın sonucudur. Bunu meşru kılan diğer bir alan da cinsiyetçi medyadır. Tüm bu cinsiyetçi politikalarla kadının ruh ve beden sağlılığı daha fazla bozulmakta ve zayıf kılınmaktadır. Jineoloji tüm bu sorunlara eğilerek kadın etik ve estetik kuram ve örgütlenmeler temelinde çözüm gücünü de açığa çıkaracaktır. Toplumsal vicdan ve ortak akıl olarak etik yine yaşamın güzelleştirilmesi, kendi doğallığına kavuşturulması açısından estetik jineolojinin en fazla uğraş alanlarından birisi olacaktır. İyi, güzel ve doğru bir yaşamın nasıl olduğuna ve nasıl gelişeceğine dair köklü yoğunlaşma ve perspektiflerin ortaya çıkarılması gerekiyor. Güçlü bir etik ve estetik bilinci ve örgütlenmesi ile demokratik modernite inşa çalışmaları daha güçlü bir öz ve biçim kazanacaktır.


Ekonomi jineolojinin temel bir parçası olarak ele alınmaktadır. Ekonomi toplumun temel demokratik eylemi olarak kadın öncülüğünde geliştirilmiştir. Bu açıdan ekonomi kadının doğal toplumsal mesleği ve eylemidir. Toplumsallaşmanın en temelde ana ve çocuk arasındaki ilişki üzerinden gelişmesinden kaynaklı, hem kadının genel anlamda yaşamda oynadığı rol, hem çocuğu karşısında hem de toplumsallaşmada harcadığı emek, kadının statüsünü belirlemiştir. Kadın ekonomiyi toplumsal bir faaliyet olarak geliştirdi. Toplumun kendisi maddi ve manevi üretim ve ilişkiler üzerinde geliştirilmiştir. Yani emek üzerinden geliştirilmiştir. Bunda kadın emeğinin daha belirgin bir yeri vardır. Toplumsallaşmanın kendisi en büyük emektir. Bu emek aynı zamanda kadının kendi değerini ortaya koymaktadır. Kadın öncülüğünde toplumsal bir eylem olan ekonomi, uygarlık sistemi içinde kar ve sermaye aracı haline dönüştürülerek tekelci zihniyetin hâkimiyeti altına alınmıştır. Böylelikle toplumsal eylem olan ekonomi, aynı zamanda demokratik bir alan olmaktan çıkarılarak tekelci güçlerin hâkimiyeti altına alınmıştır. Endüstriyalizm kapitalist modernite ile birlikte bir tekel olarak toplum üzerinde hegemonyasını sürdürmektedir. Kültürel, zihinsel, dil ve etnik yapılanma ve birçok olgunun üzerinde etkide bulanarak, toplumun temel varoluş ve kendine yeterli doğal yaşam alanı olan tarımı yok olmayla karşı karşıya bırakmıştır. Kent ve köy ilişkisi bu temelde kopartılarak, karşı-karşıya getirilmiş, ekonomi kar-sermaye kıskacına alınmıştır. Toplum işsizlikle, açlıkla, yoksullukla iktidara bağımlı hale getirilmiştir. Kadının ev içindeki emeğini görmezden gelen, yok sayan ve basitleştiren yaklaşımda tefeci, tüccar ve tahakkümcü zihniyetten kaynaklanmaktadır. Bu sistem ve zihniyetten kaynaklı kadın kutsal eylemi olan ekonomiden uzaklaştırılmış, ucuz bir iş gücü olarak ele alınmıştır. Yaşanan bu sorunlar karşısında Jineoloji ekonominin asıl yürütücü gücü olan kadının analık emeği üzerinden yeniden bir emek-değer teorisini geliştirmeyi esas alacaktır. Bu temelde ataerkil zihniyetin kadın emeği üzerinden toplumda yarattığı toplumsal cinsiyetçiliğin ortadan kaldırılması, yeniden demokratik temelde bir gelişimi, paylaşımı ve örgütlenmeyi geliştirilmesi temel mücadele gerekçelerinden olmaktadır. Bu mücadele ile kök emek üzerinden geliştirilen tüm ötekileştiren farklılaştırmaların, yabancılaştırmaların, özünden kopuşun ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır. Ekonomiyi yeniden kadın eksenli doğru tanımlayacak, gerçek işlevine kavuşturacak; tefeci, tüccar, para, sermayedar ve devlet tekelinden alıp tekrardan kadın öncülüğünde toplumun kılmanın güçlü değerlendirilmesi ve bilimsel kılınması Jineolojinin en temel görevlerinden olmaktadır. Kendi kendine yeterli olabilecek bir ekonomik örgütlülükle ekonomik yeterliliği sürekli olarak devlet ve iktidar güçlerinden beklenmesini kıracak ve yeni toplumsal yapılanmaları bu temelde güçlü bir ekonomik bilinç ediniminde önemli bir yeri olacaktır. Bu anlamda Jineoloji ekonomi alanında yaşanan iktidar kaynaklı sorunları doğru bir çözümleme gücünü ortaya koymak kadar bu sorunların aşılması ve alternatiflerinde yaratılmasını da kapsamak durumundadır.


Kadın biliminin önemle üzerinde duracağı diğer bir alan da demografya alanı olacaktır. Bu gün toplum ve doğa açısından tehlike arz eden bu sorunun doğru tarihsel-toplumsal boyutlarıyla açığa kavuşturulması jineolojinin kapsamındadır. Kadın üzerindeki sınırsız sömürünün kendisini en fazla dayandırdığı alanların başında cinsel alan gelmektedir. Oysa kadın etrafında örülen ahlaki ve politik toplumda insanın cinselliği kapsamlı toplumsal kural ve tabulara bağlanmıştır. Kutsallaştırılmış ve kültürel kılınmıştır. Zaten bunlar olmasa toplumsallık gelişemez. Üreme amaçlı bir cinsellik durumu vardır. Çocuk doğurması, çocuklar için emek harcaması, ana-kadına aidiyetlerinin temel nedenidir. Hem doğurması hem de beslemesi kadına bu kimliği vermiştir. Bu anlamda cinsel güdü en eski öğrenimlerin başında gelerek, toplumun tekrar kendini üretme potansiyeli olmuştur. Önderliğimizin belirttiği gibi bir nevi soyun tükenme tehlikesine karşı ve ölüme bir cevap olmaktadır. İnsanın üremesi ve çoğalması bir toplumsal ihtiyaç olmaktadır. Bu ihtiyaç kadının söz hakkı ve iradesi esas alındığında toplumsal yarar temelinde gelişmiştir. Ancak kadın iradesinin ve söz hakkının yok sayıldığı ataerkil zihniyet ve yapılanmalar içinde kadının en fazla sömürgeleştiği ve kadın doğasının en fazla başkalaşıma uğradığı alan cinsel alan olmaktadır. Cinsellik iktidarcı-tahakkümcü sistemle tam bir egemenlik ve bir iktidar alanı haline getirildi. Bu açıdan mevcut cinsellik bir iktidar, şaha kalkmış erkeklik olmaktadır. Kendisini kadının sahibi olarak gören erkek, cinsel alanda kaba, vahşileştiren ve yok edici bir iktidar anlayışının da sahibidir. Cinsellik alanında erkeğin yaklaşımı bu temelde iktidarcıdır. Sorumsuz, bireyci ve tahakkümcü yaklaşımlara sahiptir. Kadın bedeni ve cinselliği, kendisine ait olmayan bir nesne haline getirilmiştir. Bu anlamda jineolojinin kadın cinselliğini ele alması ve kadının bedenini ve özgüvene-özbilince dayalı cinselliğini güçlü bir şekilde tanımasını ve kabul-red ölçülerini özgürlük temelinde yeniden tanımlanmasını gerektiriyor.


Erkeğin temel yaklaşımı hanedanlık kültürü gereği çok çocuklu bir aile yapılanmasıdır. Ailecilik ve ailenin çok erkek çocuğa sahip olması, esas olarak hanedan ideolojisinin köşe taşıdır. Çok çocuklu olmak aile içinde erkeğin, toplum içinde devletin mülkiyetini güçlendirir. Böylelikle kadın ve çocuk erkeğin dolayısıyla devletin mülkü haline getirilir. Bu temelde sadece kadının düşüncesi, duygusu değil bedeni de temel bir sömürge aracı haline getirilmiştir. Aile kurumunun içerisinde bulunduğu ataerkil yapı ile birlikte, günümüzde yaşadığı iflas ve çıkmaz bu kurumun yeniden güçlü bir şekilde çözümlenmesini dayatmaktadır. Başta kutsanan ataerkil çekirdek aile, şimdi ne ekonomik, ne kültürel ve ne de ahlaki olarak sürdürülebilir konumdadır. Aileyi demokratik uygarlığın eşitlikçi ve demokratik bir unsuru haline getirerek kendi gerçekliğine kavuşturmada jineolojinin oynayacağı rol, bunun bilimsel-etik çerçevesini, yol-yöntemlerini güçlü kurabilmektir. Tüm bu cinsiyetçi politikalar erkeğin en fazla da cinsel alanda tahakkümü güçlendirmektedir. Kadın hem biyolojik var oluş hem de iktidar ve devletsel var oluş için çok çocuk doğurma aracına dönüştürülür. Bu temelde uygarlık sistemi içinde kadının fiziksel ve ruhsal çöküşü iç içe gelişir. Bu yaklaşımların kendisiyle yol açtığı ciddi sorunlar salt kadınla sınırlı değildir. Aşırı insan nüfusu yani demografik sorun etkilerini tüm toplumsal doğa ve ekolojik çevre üzerinde de göstermektedir. Uygarlık sistemi içerisinde gittikçe derinleşen ekolojik krizle birlikte yakıcı bir sorun haline gelen demografik sorun, tüm sosyal bilimlerin olduğu kadar kadın bilimin de temel gündemlerinden biridir. Uygarlık ve modernite tarihi boyunca içgüdüsellik en ilkel bir soy sürdürme yöntemi olarak geliştirilmiştir. Jineolojinin ortaya çıkaracağı gerçekler toplumun ahlaki ve politik düzeyini, toplumsal var oluşları daha gelişken nitelikte sürdürme potansiyelini ortaya çıkaracaktır. Demokratik kültür bu alanda kapsamlı bir değişimi gerektirmektedir. Toplum ve doğa karşısında büyük sorumluluklara sahip olan kadının, toplumu ve doğayı tehdit eden bu demografik sorunu çözmesi de temel sorumluluklarındandır. Kendisine bunu amaç belirleyen Jineoloji, kadının verili yapılanmasını aşmada, yaşamın her alanında özgür düşünce ve irade ile katılmasını da gerçekleştirmeyi sağlayacaktır. Kadının bu alanda söz ve irada hakkı temelinde geliştirilecek demokratik ve özgür yapılanmalar ile çözüm ve alternatif yapılandırmaları ortaya çıkaracaktır Kadın yaratacağı demokratik konfederal sistem içinde bu hakka daha güçlü sahip edebilecektir. Jineoloji bu alanda kadın söz ve irade sahibi olması açısından ahlaki ve politik bilincin gelişiminde önemli bir rol oynayacaktır.


Jineoloji tarih bilimiyle ilişki içinde olmak durumundadır. Kadın özgürlük sorununu tarihe dayandırmak çözüm gücünü geliştirir. Olaylar zihniyetten kopuk gelişmediği gibi sonuçları sadece o dönemlerle sınırlı kalmamıştır. Devlet kurumlaşmış iktidar olarak herhalde tarih bütünselliğinde ele alınmayı gerektirir ki gerçeği görünür olsun. Tarihi ölü kabul etmek sorunları gizlemek isteyen iktidarcı zihniyetin yaklaşımıdır. Bilimin iktidarcılığı sosyal bilimlerin de hastalığıdır. Jineoloji aynı zamanda bunun eleştirisini en güçlü yapmanın ve doğru olanı ortaya koymanın çalışması olmak durumundadır. Buradan hareketle antropolojiyle hem eski toplumların doğru tanımlanması, hem de kültürel antropolojiyle toplumsal gelişimin temel öğelerinin anlaşılması açısından ilişki içinde olmak jineoloji açısından da bir ihtiyaçtır. Bunu yaparken sosyal bilimlerin kendi dalları arasındaki kopukluğu gidermenin ve alanı bütünlüklü hale getirerek insan ve toplum gerçeğini bütün yönleriyle tanınır hale getirmenin temel çalışması olacaktır. Dolayısıyla bu anlayışa dayalı bir bilgi disiplininin gelişmesi sosyal bilimin mevcut çıkmazını aşmaya yol açacaktır. Dolayısıyla jineoloji sadece kadınla ilgili değil, kadın eksenli bakışın bilimsel temele kavuşmasıyla tüm toplumun sorunlarını, esasta da yaşamın anlamını içeren bir nitelikte olacaktır.


Doğa kadının yaşamdan ve özgürlüğünden uzaklaştırılmasıyla birlikte insandan uzaklaştırılan, denetim altına alınan bir alandır. Parçası olunandan koparılmak insanı önemli oranda tanımsızlaştırdığından yabancılaştırmıştır da. İnsan zihniyeti, yaşam tarzı evren-insan denkleminin çok uzağındadır. Böyle bir idrakten yoksunluk daha fazla yabancılaşma ve doğayı tahribe yönelmenin esas nedenidir. Kuşkusuz idrak edebilmenin ortadan kalkması kendiliğinden gelişmedi. İktidarcı zihniyet ve kurumlaşmasının “kadın doğa gibidir” tespiti her ikisinin de kendisine sunulan bir alan olduğunu beyan etme tutumudur. Doğaya ne yapıyorsa kadına da aynısını uygulamaktadır, ya da terside doğrudur. O halde insanın yabancılaşması sapmanın ürünüyse jineoloji kadın doğa, insan doğa bağını gerçek ifadesiyle ortaya koymalıdır. Bu anlamda jineoloji en temelde ekolojiyle ilişki içerisinde, bu alana duyarlı hatta ortak bir çalışmayla kendi ilgi alanını örgütleyecektir. Özgürlük sorunu kadın-doğa diyalektiğini iktidarın bakışıyla değil özgürlüğün bakışıyla yeniden ele alışa dayalı çözüm bulabilir. Bu konuda söylenecek çok fazla şey vardır ve jineoloji kapsam itibariyle elbette bunlara daha derinlikli yaklaşacaktır.


Sosyal bilimin diğer bir dalı olan siyaset bilimi topluma ve yaşama rağmen üst yapıyı inceleyen bir dal olarak örgütlendirilmektedir. Devletleri, kurumlar arası ilişkileri siyaset olarak değerlendirirken sivil toplum tanımı ve siyaset yapma biçimini de aslında devlete meşruiyet kazandıran alt yapı şeklinde ele almaktadır. Toplumun ortak irade ve akıl gücü olarak politikayı eksenine almayan siyaset bilimi kadın varlığının sivil toplum iradesinin çok uzağındadır. Dolayısıyla kadını, toplumu, yaşamı incelemek, doğru bilgiye dayalı açığa çıkarılmış gerçekliği irade olarak görmek jineolojinin siyaset bilimine getireceği yeniliktir. Toplumsal gerçeği merkez alan jineoloji siyaseti iktidar alanı olmaktan çıkarmayı amaç edinmelidir. Bu anlamda jineoloji siyaset biliminin karşısında eleştirici ve düzeltici bir işlev ve role sahiptir


Kadın özgürlük mücadelesinin hızla evrenselleşmesi jineolojinin toplumlara mal olarak yaygın gelişimiyle bağlantılıdır. 21. Yüzyıl bu anlamda bir kadın yüzyılı olmaya daha fazla adaydır. Kadın olmak bu noktada daha fazla cesaret ve heyecan vericidir. Kadın özgürlük mücadelesi yeni aşaması olan Jineoloji ile daha geniş bir sınıra dayanmıştır. Bunun bilinci ve sorumluluğu temelinde kadın olmanın anlamı ile başta Kürt kadınları olmak üzere tüm kadınları Jineoloji çalışmalarını geliştirmek temel sorumluluklarımızdan olmaktır. Bu bilinç ve sorumluluk temelinde kadın ortak değerlerinin buluştuğu ve gelişen özgürlük bilinci ile anlam kazanarak ilerleyeceği Jineoloji’yi büyük bir heyecan, sevinç ve çaba ile karşılıyoruz.

Bu kategoriden daha fazlası / Zêdetirîn: « Hunera Jinên Kurd Hebû tune bû »

Şirove Bike - Yorum Ekle

Security code Nû bike - Yenile - Refresh

Ji Sînemaya Kurdî Peşniyarî - Kürt Sinemasından Öneriler

Ji Sînemaya Cîhanê Peşniyarî - Dünya Sinemasından Öneriler

Temaşekirin-İzleme:1179

The Amityville Horror (1979)

Temaşekirin-İzleme:995

Doom

Temaşekirin-İzleme:1043

Ağır Roman 1997

Temaşekirin-İzleme:1256

Narnia Günlükleri - Prens Kaspiyan

Temaşekirin-İzleme:1149

Filmê The Mechanic 2011

Temaşekirin-İzleme:6740

Chained – Tutsak

Temaşekirin-İzleme:948

While You Were Sleeping (1995)

Temaşekirin-İzleme:1501

Kış Ayazında Savaş

Temaşekirin-İzleme:1359

Romance and Cigarettes (2005)

Temaşekirin-İzleme:62096

Salò o le 120 giornate di Sodoma

Temaşekirin-İzleme:3348

Dayereh The Circle Warxan Daire

Temaşekirin-İzleme:1083

KANALİZASYON

Temaşekirin-İzleme:1107

Satılık Gözyaşları

Temaşekirin-İzleme:1629

Dr. Strangelove

Temaşekirin-İzleme:6978

Lagaan: Evvel Zaman İçinde Hindistan’da

Fîlmên Nû - Yeni Eklenenler

Kanlı Postal

Kanlı Postal

Vizyon tarihi 11 Eylül 2015 Yönetmen Muhammet Arslan Oyuncular: Cansu Fır...

Fîlmên Ku zedetirîn hatine ecibandin - En Beğenilen Fimler

Shirin

Shirin

Rating: 6.8 / 10 from 950 users Yayınlanma Tarihi: 20 January 2010 (France) Ülke: Iran...

Filmên ku dawî hatine temaşekirin - En Son İzlenen Filmler

онлайн фильмы

Têketin-Giriş

Şu anda 106 konuk çevrimiçi


Endamtî-Üyelik

Şu anda 106 konuk çevrimiçi

*
*
*
*
*

* İşaretli alanların doldurulması gerekir.