gototopgototop

Kürt Sineması - Sînemaya Kurdî - Kurdish Cinema

Têketin-GirişEndamtî-Üyelik

Gotarên Nû- Yeni Eklenen Makaleler

Previous Sonraki
Temsîliyeta Kurdan Di Sînemaya Kurdî û Tirkî de Temsîliyeta Kurdan Di Sînemaya Kurdî û Tirkî de Pazartesi, 24 Nisan 2017 16:16 DESTPÊK Di nîveka duyem a sedsala 20an de, bi belavbûna sînemayê û firehbûna warê sînemayê re mijar û rewşên ku di nav edebiyat û hunerên...
Nêrînek Li Ser filmê Lawirên Şevê Nêrînek Li Ser filmê Lawirên Şevê Cuma, 24 Şubat 2017 13:46   Filmê lawirên şevê (2016) filmê  Tom ford  yê dûyemîn e , piştî fimê wî  mêrek bitenê (2009) Tom ford sînerîyo yê &...
Tutuklanmadan Önce İzlemeniz Gereken 21 Zindan Filmi Tutuklanmadan Önce İzlemeniz Gereken 21 Zindan Filmi Pazartesi, 13 Şubat 2017 00:00 Soykırım kelimesi, ne ilk kez kullanıldı ne de son kez kullanılacak. İnsanlığın başlangıcından bu yana toplumu yöneten erkin, belli bir kesi...
Dünya sineması artık Kürtçe izlenecek Dünya sineması artık Kürtçe izlenecek Salı, 10 Ocak 2017 12:48   Dünya sineması artık Kürtçe izlenecek 8 bini aşkın filmi Kürt sinemaseverlerle buluşturan Kürtçe film izleme sitesi awirek.c...
‘Kürt sinema geleneği direniş alanıdır’ ‘Kürt sinema geleneği direniş alanıdır’ Perşembe, 05 Ocak 2017 16:47 Kürt sinema geleneği her geçen gün dünyada varlığını büyütürken, Kürdistan’da yaşanan yaşam koşullarına, varoluşa, çok kültürcülüğe ve en ...
En Muhteşem 11 Gerilla Direniş Filmi En Muhteşem 11 Gerilla Direniş Filmi Cumartesi, 15 Ekim 2016 22:33 Gerilla mücadelesi, ne ilk kez gelişti ne de son kez gelişecek. Devletçi uygarlığın başlangıcından bu yana toplumu yöneten erkin, belli bir ...
Beyaz perdede katliam: 1960 Amûde Sineması Beyaz perdede katliam: 1960 Amûde Sineması Cuma, 23 Eylül 2016 10:34 KATLİAM ÖNCESİ BÖLGEDEKİ SOSYOPOLİTİK DURUMSuriye’de 1946 yılında Fransız birliklerinin geri çekilişiyle beraber 25 yıllık manda döneminin...
Suzan A. DEMİR: İyi insan, iyi devrimci, iyi sinemacı Suzan A. DEMİR: İyi insan, iyi devrimci, iyi sinemacı Pazartesi, 29 Ağustos 2016 09:29 Rojava'da sert bir hayat var. Orada kafeler, restoranlar falan yok. Orada ölüm kalım mücadelesi veriliyor ve karşıdaki düşman olağanüstü...
“Telif Hakkı” Saçmalığı “Telif Hakkı” Saçmalığı Cuma, 01 Temmuz 2016 17:01     “Filmin, ulusal ve uluslararası platformlarda ortaya çıkarma potansiyeli..” “Fikri mülkiyetleri ihlal yasası gereği size ...
Bir Andrei Tarkovsky röportajı: “Filmlerim ifade biçimi değil, bir duadır” Bir Andrei Tarkovsky röportajı: “Filmlerim ifade biçimi değil, bir duadır” Cuma, 27 Mayıs 2016 10:18 Andrei Tarkovsky ile 28 Nisan 1986’da, Paris’teki hasta yatağında gerçekleştirilmiş bir röportaj: İnsanlığın sizi hayal kırıklığına uğrattı...
Başka bir faşizm Başka bir faşizm Cuma, 13 Mayıs 2016 16:40 İnsanın kendi çelişkisiyle yüzleşmesi kolay değildir. Dış bir etken olmadan kimse çelişkisiyle yüzleşmek istemez. Empati, bu yüzden bir sa...
Angry young men: Öfkeli genç adamlar ve özgür sinema Angry young men: Öfkeli genç adamlar ve özgür sinema Cuma, 13 Mayıs 2016 16:01 1956 yılında öncülüğünü Lindsay Anderson’un yaptığı bir grup genç, yeni bir sinema akımı başlatırlar. Bu gençler daha önce çeşitli dergi v...
Sinema edebiyat ilişkisi üzerine Sinema edebiyat ilişkisi üzerine Perşembe, 12 Mayıs 2016 11:52 MKM tarafından yapılan İstanbul 2. Kürt Kültür ve Sanat Festivali’nde edebiyatın diğer sanat dallarıyla ilişkisi üzerine bir panelde sinem...
Özgür Sinema Özgür Yaşama Çağırır Özgür Sinema Özgür Yaşama Çağırır Perşembe, 12 Mayıs 2016 09:55   Özgürlüğün olmadığı yerde sinemadan nasıl bahsedebiliriz? Köleliğin sineması ne olabilir? Sen yok sayılıyorsun, kimliğin, kültürün...
Sinema ve Toplum Sinema ve Toplum Çarşamba, 11 Mayıs 2016 11:35 Sanatçıların, filozofların, sanatla ilgilenen insanın kısacası sanat üzerine düşünme etkinliğinde bulunan herkesin sanatın amacı, kaynağı ...
17 Ressam Filmi 17 Ressam Filmi Salı, 10 Mayıs 2016 09:48 1-Frida (2002) Frida, Meksikalı sürrealist ünlü ressam Frida Kahlo’nun sanat ve yaşam hikâyesini konu al...
“V For Vendetta”: Sonsuz Bir “Başkaldırı” “V For Vendetta”: Sonsuz Bir “Başkaldırı” Salı, 10 Mayıs 2016 09:36 “V for Vendetta” adını taşımakta olup 2005 yılına ait olan ABD-Almanya ortak yapımı film, 2006’da tüm dünyada gösterime girdi. Wac...
Yönetmenler Hakkında Bilinmesi Gerekenler Yönetmenler Hakkında Bilinmesi Gerekenler Salı, 10 Mayıs 2016 09:25 ALFRED HITCHCOCK (1899-1980) KÖKENİ: İngiltere, 1960’dan sonra Amerika. BİLİNMESİ GEREKENLER: Sadece incelikle düşünülmüş gerilimli ve h...
Oğullar ve Annelerinin Şarkıları Oğullar ve Annelerinin Şarkıları Salı, 10 Mayıs 2016 09:18 Ali ve annesi Nigar’ın büyük kentte köklerini arayışlarını belgesel havasında veren Annemin Şarkısı şüphesiz ki yurtsuzluk üzerine&nb...
Gelişen Kürt Sineması Gelişen Kürt Sineması Salı, 10 Mayıs 2016 08:56 Yıllarca evinizin arka bahçesinde sakladığınız ve orada beslediğiniz ve yaşama alanı olarak sadece orayı gösterdiğiniz bir çocuğun yıllar ...
Afrika Sinemasına Seyahat Afrika Sinemasına Seyahat Salı, 10 Mayıs 2016 08:51 Her şeyin bulunmadığı ama her kelimenin, her bakışın,her hareketin altında bir şeylerin yattığı bir yer.– Robert Bresson ...
Ortadoğu Sinemasının 15 Şaheseri Ortadoğu Sinemasının 15 Şaheseri Pazartesi, 09 Mayıs 2016 17:08 Mecid Mecidi, Cafer Panahi, Asghar Farhadi gibi iyi sinemacıların her ne kadar sansüre uğrasalar da ortaya çıkardıkları iyi örneklerle gel...
En Muhteşem 18 Demokratik Uygarlık Direniş Filmi En Muhteşem 18 Demokratik Uygarlık Direniş Filmi Pazartesi, 09 Mayıs 2016 16:38 Direniş kelimesi, ne ilk kez kullanıldı ne de son kez kullanılacak. İnsanlığın başlangıcından bu yana toplumu yöneten erkin, belli bir kesim...
İran Sinemasında Shirin İran Sinemasında Shirin Pazartesi, 09 Mayıs 2016 16:34 Bir çok sitede, bir çok programda vs. İran sineması ve İran sinemasının gelişimi,değişimi gibi konular işlenmekte.&nbs...
Kürt Sinemasında 11 Yönetmen Kürt Sinemasında 11 Yönetmen Pazartesi, 09 Mayıs 2016 16:15 Kürt Sinemasında, 10 Kürt Yönetmen Sanatsal çalismalari ile uluslararasi basarilar elde etmis/eden ve dünyanin degisik yerlerinde faaliyet ...
Cins Kafaların Statükocu Zihniyeti Eleştirisi: 3 Idiots Cins Kafaların Statükocu Zihniyeti Eleştirisi: 3 Idiots Cumartesi, 07 Mayıs 2016 09:36 Bollywood Sineması olarak dabilinen ve son yıllarda adını iyideniyiye duyuran Hint Sineması,önemli yapıtları ve yönetmenle-riyle sesi...
Kürt sineması da yıkımdan payını alıyor Kürt sineması da yıkımdan payını alıyor Perşembe, 05 Mayıs 2016 14:06 Hazırlayan: Sevda AYDIN SUNUTürkiye’de düzenlenen festivaller ve sinema günleri sansürle anılır hale geldi. Sansür makasını yakından tanı...
Dilekî bi duande: Xelîlê Çiyayî Dilekî bi duande: Xelîlê Çiyayî Cuma, 01 Nisan 2016 17:51 Xelîl, di hemû çalakiyên xwe de afirîner û hilberîner bû. Li gor min Xelîl duande bi xwe bû. Duande hinek jî bi kedê derdikeve holê. Heger...
Bir Yanımız Orwell, Bir Yanımız Vietnam Bir Yanımız Orwell, Bir Yanımız Vietnam Cumartesi, 26 Mart 2016 13:10 Hollywood’un abartılı felaket filmlerinde olur: New York’un her zaman karınca yuvasını andıran ana meydanı Times Square’de in cin top oynu...
Sinema ve psikanaliz Sinema ve psikanaliz Çarşamba, 16 Mart 2016 10:16 1925 yılında MGM’nin G’si, Samuel Goldwyn, Freud’a, çekilmesi tasarlanan bir filme senaryo yazması için 100.000 dolar teklif etti. Filmde ...
Sinemanın ulusu mu olmalı coğrafyası mı? Sinemanın ulusu mu olmalı coğrafyası mı? Çarşamba, 16 Mart 2016 09:49 Lumiere Kardeşlerin 28 Aralık 1895’te bir trenin istasyona girişini görüntüleyerek başlattıkları sinema sanatı zaman içinde insanın yaşamınd...
Türk dizileri ırkçılık fabrikası Türk dizileri ırkçılık fabrikası Çarşamba, 16 Mart 2016 09:43 Türkiye’de ciddi toplumsal sorun haline gelen, her fırsatta toplu linçlere ve ‘Türk değerlerine sahip olmayan’ ötekilerin psikolojik ve fizi...
Sinemada İspanya İç Savaşı Külliyatı Sinemada İspanya İç Savaşı Külliyatı Salı, 15 Mart 2016 11:02 Hayatımda hiç unutamadığım repliklerden biri Geleceğe Dönüş’te çılgın profesör Emmett Brown’ın Marty’ye söylediği “zamanda bir kırılma oldu”...
Vatan, Millet, Sinema Vatan, Millet, Sinema Cuma, 11 Mart 2016 12:12 “Tarihî film” denince aklımıza ilk gelen şeyin “Türklerin düşmanlarıyla mücadelesini” konu alan filmler olması Türkiye’ye özgü bir durum d...
Sinemacı, Sadece Sinemacı mıdır? Sinemacı, Sadece Sinemacı mıdır? Cuma, 11 Mart 2016 12:09 Simon Kuper'in futbolla ilgili ünlü kitabının klişeye dönüşen Türkçe başlığını uyarlayarak söylersek: Sinema, sadece sinema değildir elb...
Dziga Vertov'un Sinema Dili Üzerine Dziga Vertov'un Sinema Dili Üzerine Cuma, 11 Mart 2016 12:03 Bugün modernizmden bahsederken, merkezi Avrupa olan, bilim ve teknolojideki gelişmeleri, laikliği, bireyciliği ve küreselleşme gibi toplum...
Brecht'inYabancılaştırmasından Hareketle Dogville Aramızda Çizilen Sınır Brecht'inYabancılaştırmasından Hareketle Dogville Aramızda Çizilen Sınır Cuma, 11 Mart 2016 10:22     Sahne bugünde yüksektedir ama artık dipsiz bir uçurumdan yükselir gibi değildir, bir kürsüye dönüşmüştür. Şimdi amaç, bu...
Aura’sini Kaybeden Sanat Yapıtı Aura’sini Kaybeden Sanat Yapıtı Cuma, 11 Mart 2016 10:16   Aura’sini Kaybeden Sanat Yapıtı; Ya da Hi̇çsi̇zleşen Sanat. Benjami̇n’i̇n Sanat Kavramını ve Yeni̇den Üreti̇lebi̇li̇rli̇ği̇ Anlamada...
Uyuyan Ses:  Sinemasal bakışta İspanya Dönemi  ve Erdoğan Faşizmi Uyuyan Ses: Sinemasal bakışta İspanya Dönemi ve Erdoğan Faşizmi Perşembe, 10 Mart 2016 21:49 Bu yazı  mezar başlarında sessice ağlayan, mahkumlar için kendilerini feda eden, Hendeklerde, karakollarda, hapishanelerde ve infaz man...
Sinemaya Yolculuğum… Sinemaya Yolculuğum… Pazar, 14 Şubat 2016 00:09 Bir gün bir film yapacağımı hiçbir zaman düşünmedim. Bunu hayal bile etmedim… Şayet dağa çıkmasaydım, gerilla olmasaydım, Kürt halkının de...
Neden mi dağ sineması? Çünkü… Neden mi dağ sineması? Çünkü… Pazar, 14 Şubat 2016 00:04 Jinda Baran Dağ  "Yıllardır bir filmi seyreder gibi ya da bir filmi görüntüler gibi yürüyorum dağ başlarında. Bu savaşı anlatmanın b...
Sizin Semtte Anlatamadınız, Öteki Semtin Çocuklarını Sizin Semtte Anlatamadınız, Öteki Semtin Çocuklarını Cumartesi, 13 Şubat 2016 23:09 Fazla acımasız görünmemek için ‘büyük çoğunluğu’ diye vurgulayacağım Batılı sanatçılar, topluma öncülük misyonu yüklenen sanattan çok, mad...
Sudan Korkan Adamlar Filmi Bağlamında Kuşak İzlenimleri; Sudan Korkan Adamlar Filmi Bağlamında Kuşak İzlenimleri; "Yankı Yerine Ses Olmaya Niyetli Yeni Kuşak" Cumartesi, 13 Şubat 2016 21:03 Başka bir kuşak geldi ve sorunun konumunu değiştirdiJean Paul Sartre   Türkiye Cumhuriyeti ve PKK gerillaları arasındaki çatışmalarda...
Di neqeba şîn û şahiyê de sînema Di neqeba şîn û şahiyê de sînema Cuma, 01 Ocak 2016 18:19 Em bipejirînin yan jî nepejirînin, wê şîn û şahî her bi hev re hebin li Kurdistanê. Ev e rastiya herî dijwar ya jiyana Kurdan. Her...
Rüzgarın Hatıraları Rüzgarın Hatıraları Cumartesi, 12 Aralık 2015 09:31   Son filmi ‘Rüzgarın Hatıraları’ ile Ermeni Ressam Aram’ın hikayesi üzerinden Türkiye’de baskı altında yaşayan aydınların hikayesin...
Kazım Öz: Sinemada doğal hale gelmiş dolaylı bir sansür var Kazım Öz: Sinemada doğal hale gelmiş dolaylı bir sansür var Pazar, 15 Kasım 2015 00:25 Sinema Kolektifi çerçevesinde film çekmeye başladınız. Bu kolektif MKM’nin (Mezopotamya Kültür Merkezi) bünyesinde oluştu sanırım. Tam ola...
Halil Uysal Sinemasında Mekan ve İnsan Halil Uysal Sinemasında Mekan ve İnsan Pazartesi, 10 Ağustos 2015 22:51 Halil Uysal sinemasının, edebiyatının kenti yoktur. O kenti tanımaz. Kentlileri tanımaz. Kentlerden sakınır. Kendisi aslen kentli olan; İz...
İbrahim Halil’in sözleri... İbrahim Halil’in sözleri... Pazartesi, 10 Ağustos 2015 21:41 'Metrelerle değil tutkununadımlarıyla ölçüyoruz  yolları...belirsizliğin sihri çekiyor ruhumuzu bizden uzağa...hangi uzaklıkta...
Soryayı Taşlamak Soryayı Taşlamak Salı, 09 Haziran 2015 21:46   Tüm varolma savaşı veren kadınlar için;Bizi kendi kaderlerimize teslim etmediler,Yaktı,yıktılar bile bile...Sağır,dilsiz ettilerFe...
Dilê Sînema Dilê Sînema Perşembe, 28 Mayıs 2015 16:49     Piranî însanên me, ji sînema re wek hunereke yek ji hûnerên xweşikahiyê, ango estetîkê dinêrin. Birastî jî wek wêne, resm,...
 Tehma Gilyazan An Na Tehma Mirinê.!? Tehma Gilyazan An Na Tehma Mirinê.!? Pazartesi, 27 Nisan 2015 21:01 "Rihê min, li dû jiyana abadîn neçe, tu yê çewa qada derfetan bixeritînî li wê binêre." Pîndaros   Albert Camus di serê pirtûka xw...
Çöl Dansçısı Çöl Dansçısı Cuma, 27 Mart 2015 23:42     Yüreğinizin derinlerine dokunacak,İran sokaklarından günümüze uzanan Cumhuriyetten,İslam Cumhuriyet devriminin arasında kayb...
Hunera sînemayê û zimanekî dîtbarî? Hunera sînemayê û zimanekî dîtbarî? Salı, 03 Mart 2015 23:07   "Ravekirina fîlmekî zor e ji ber ku têgîhiştina wî hêsan e." -Christîan Metz-   Mixabîn, carna tenê têgîhiştina tiştan têr...
Sinemayı komünle köylere taşımalıyız Sinemayı komünle köylere taşımalıyız Pazartesi, 16 Şubat 2015 01:05 Sinema komününe ilişkin konuştuğumuz OSAD’dan İlhan Bakır, komünle sinemanın her aşamasında dayanışma içinde üretimi esas kılmayı istedikl...
Êlîe Faure: Rewşenbîr û Dildarekî Sînemayê! Êlîe Faure: Rewşenbîr û Dildarekî Sînemayê! Pazar, 01 Şubat 2015 01:28 "Di dawiyê de sînema, di rewşeke civakî, ku ji kurahî ve vediguhere de, dixwaze dîrokîbûna xwe pêk bîne..." Êlîe Faure
Li Ser Bîrewariyan Straneke Dilsoj: Awêne Li Ser Bîrewariyan Straneke Dilsoj: Awêne Pazartesi, 19 Ocak 2015 22:31   "Tu ê her tiştê xwe wenda bikî; lê ji bîr neke, tu nikarî bîranînên xwe wenda bikî.  Ew ê her tim te mehf bikin..." Zaven B...
R. Bresson: Havênê Sînemaya Felsefîk û Modêl'ê Sînemaya Dilpak! R. Bresson: Havênê Sînemaya Felsefîk û Modêl'ê Sînemaya Dilpak! Cumartesi, 27 Aralık 2014 10:03 "Gava ez fîlmê xwe çê dikim, ez zêde nafikirim bê ka ez ê çibikim; tenê beriya ez rave bikim, dixwazim hin tiştinan hîs bikim û ez dixwazim ...
Were Dengê Min Were Dengê Min Cuma, 19 Aralık 2014 23:35 Fîlma bi navê “Were Dengê Min” ji hêla çêkirina xwe ve bi awayekî hevpar û kolektîf hatiye çêkirin. Di encamê de derdikeve hemberî temaşev...
Ulusal Sinemaların Ulusal Sinemaların "Konuşma Dili" ve Sınır Kavramları Sorunu 1 Pazar, 14 Aralık 2014 23:10 Tarihsel, güncel ve politik bir sorun olduğu için, Kürt Sinemacılar, “Kürt Sineması”nın tanımlanması için “dil” ve “sınır” kavramlarına ço...
Kürt Sineması Kürt Sineması Çarşamba, 19 Kasım 2014 23:48   Yıllarca evinizin arka bahçesinde sakladığınız ve orada beslediğiniz ve yaşama alanı olarak sadece orayı gösterdiğiniz bir çocuğun...
"Türkiye Sineması" Demenin Anlamsızlığı Çarşamba, 19 Kasım 2014 23:00 Sinemacılar onyıllar boyunca hep devletin resmi söylemiyle konuştuğu için, bu topraklarda hep “Türk Sineması” varoldu. Sonra Kürt sinemacı...
Politik Filmler Politik Filmler Pazar, 16 Kasım 2014 20:32 Açlık grevleri, askeri darbeler, derin devlet oyunları, IRA, ETA mücadelesi, etnik ayrımcılık, faşizme direniş ve illa ki savaşlar her daim ...
Kürt Sineması ne değildir? Kürt Sineması ne değildir? Salı, 11 Kasım 2014 23:29 Gri sisler içerisinde sırtını bize dönmüş, küçük bir çocuk resmi… Resmin hemen üzerinde büyük harflerle ‘Yurtsuzluk, sınır ve ölüm’ ilanı…...
Mohra Heftemîn: Xwedê û wext xelet hatiye xitimkirin! Mohra Heftemîn: Xwedê û wext xelet hatiye xitimkirin! Pazartesi, 10 Kasım 2014 22:28 Şovalye: Tu kî yî?Mirin: Ez mirin im.Şovalye: Tu ji bo min hatî?Mirin: Ev demek dirêje bi te re me.Şovalye: Ez niha fêhm dikim.Mirin: Tu a...
Hembêzkirina Kamera û Kolanan: Neo Realismo! Hembêzkirina Kamera û Kolanan: Neo Realismo! Pazar, 02 Kasım 2014 10:37 "Hilgire kameraya xwe û dakeve kolanan..."   Beriya mirov li sînemaya welatekî birêne, pêwîste mirov şert û mercên civakê baş zanib...
Stranên Welatê Dayîka Min Stranên Welatê Dayîka Min Pazartesi, 27 Ekim 2014 13:24 Behman Ghobadî ji Rojhilatê Kurdistanê ye, beriya fîlma bi navê “Dema Hespên Serxweş” gelek kurtefîlmên serkeftî kêşandine....
Ciwan û Hunera Azad Ciwan û Hunera Azad Pazar, 19 Ekim 2014 16:37 Jiyan rastiyeke zindî ye, her tim û bi her awayî didome. Tişt an jî kesên ku jiyanê watedar dikin yên ku jiyanê şîrove dikin, dinirxînin û...
Mustafa Sağlam Röportajı Mustafa Sağlam Röportajı Pazar, 19 Ekim 2014 10:55 “... Sinemayla ilgili bilmemiz gereken ve Kürt sinemasını tartışırken hatırlamamız gereken ilk şey, sinemanın bir toplumun kim...
Erol Mîntaş û Klamên Dayikên Me Erol Mîntaş û Klamên Dayikên Me Cuma, 17 Ekim 2014 16:54 Li ser metafora Teyrê Tawis û Qijikê; Di fîlm de li ser vê metaforê pir tê sekinandin. Qijik, ji bo weke teyrê tawis xweşik bê xuyanê, p...
Sansürün Sansürün "Önlenebilir Yükselişi" Cumartesi, 11 Ekim 2014 11:14 Türkiye’de, son dönemde gerçekleştirilen protestolara katılan insanlara devlet ve işbirlikçilerinin (Emniyet Güçleri,TSK,Hükümet, Jitem, H...
Di Civakê de Erkên Sînemayê Di Civakê de Erkên Sînemayê Pazar, 05 Ekim 2014 11:56 Di roja me de di nava disîplînên hunerê de, qada herî pêş sînema ye. Sînema, xîtabê girseyeke pir mezin dike. Ji ber vê sedemê erk û peywi...
Li Ber Kobanî Ango Were û Bibîne! Li Ber Kobanî Ango Were û Bibîne! Pazar, 28 Eylül 2014 12:45   "Belê me baş dizanibû           Lê belê wan nizanibû ku             &nbs...
Ulus inşasında sinemanın rolü Ulus inşasında sinemanın rolü Salı, 23 Eylül 2014 20:40 Viktor Hugo 19. yy en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen ünlü romanı Sefiller’i 1862 yılında yayınlandığında, Jean Valjean’ın öy...
Zimanê Sînemayê Zimanê Sînemayê Cumartesi, 06 Eylül 2014 11:24 Di van demên dawî de, li ser sînemaya Kurd gelek nivîs hatin weşandin. Piranî ya van nivîsan jî, li ser hebûn an jî tunebûna sînemaya Kurd...
Huner, Taybetmendi̇ya Ci̇vakî ya Herî Berxwedêr e! Huner, Taybetmendi̇ya Ci̇vakî ya Herî Berxwedêr e! Cumartesi, 06 Eylül 2014 09:04 Estetîk dîmena civakê ya şênber dide diyarkirin. Ango tiştên ku bi çav têne dîtin in. Xweşikbûn jî hem milê şênber û hem jî milê muceret ve ...
Görüntü Yönetmeni Ne Yapar? Görüntü Yönetmeni Ne Yapar? Pazar, 24 Ağustos 2014 18:19 Görüntü Yönetmeninin Sorumlulukları 1. Çekim Öncesi A. Düşünsel Araştırma Ve Planlama- Ön görüşmeler sırasında yönetmenle senaryonun bütün...
Sanat Yönetmeni Ne İş Yapar ? Sanat Yönetmeni Ne İş Yapar ? Pazar, 24 Ağustos 2014 18:17 1. Çekim Öncesi a. Araştırma, Planlama ve Tasarım- Ön görüşmeler sırasında yönetmenle senaryonun bütün boyutlarını ve yönetmenin filme ya...
EGÎD: “Kilîtê Kou, Qomîdê Maneno” EGÎD: “Kilîtê Kou, Qomîdê Maneno” Perşembe, 14 Ağustos 2014 21:52 ARDÎN DÎREN "Ez vê nivîsê bi boneya salvegera 15'ê Tebaxê diyariyê Egîd'ên ciwan dikim; ku îro li Şengal û Rojava çerxa şoreşê fireh dige...
Kültür sineması Kültür sineması Çarşamba, 18 Haziran 2014 11:46 “Yazar olan biz hepimiz aynı zamanda kendi köklerini belirli bir dereceye kadar kaybetmiş insanlarız” Osman Sembene Afrika sinemasının ‘...
Qapsûl Qapsûl Çarşamba, 04 Haziran 2014 22:02 Derhêner Yakûp Tekîntangaç di sala 1980’an de li Agiriyê ji dayîk dibe. Li zanîngeha Wanê ya Yuzuncu Yilê perwerdeya beşa kîmyayê dixwîne ...
Her Teyr Bi REF'ê Xwe Re Difire.!? Her Teyr Bi REF'ê Xwe Re Difire.!? Pazar, 01 Haziran 2014 22:06   "Pergal dafikeke, kesên ku bi refên xwe re nefirin dikevin vê dafikê û xwîn dibin..."  Ev demek dirêje haya me jê hebû ku li...
Derbûyina Ji Bihûştê Derbûyina Ji Bihûştê Perşembe, 22 Mayıs 2014 20:48 Ji ber van sedeman bila sînemager keda xwe, hunera xwe, proje û fîlmên xwe di van pêşbirkan de nehelînin û xwe tune nekin. Ji xwe modern...
Soma'yı İyi Anlamak İçi̇n Soma'yı İyi Anlamak İçi̇n "Bori̇nage" Belgeseli̇ İzlenmeli̇! Salı, 20 Mayıs 2014 20:53   DEVRİMİCİ BİR YÖNETMEN: JORİS İVENS Kamerasını silah gibi kullanan ve filmleriyle mevcut sistemin yaptırımlarını sorgulayan ...
Burkîna Faso, Sînema û Kurdîstan... Burkîna Faso, Sînema û Kurdîstan... Pazartesi, 19 Mayıs 2014 17:19 Afrîka...ew parzemîna jibîrbûyî û dûrî me. An jî ew parzemîna ku me, wê ji xwe dûr xist. Afrîka, ew parzemîna ku toqê lanet lê ketiye û ro...
Bilimsel Sinemanın İlkeleri ve Araştırma Yöntemleri Bilimsel Sinemanın İlkeleri ve Araştırma Yöntemleri Salı, 13 Mayıs 2014 21:56 “Sinema insanlığa hiçbir şey öğretmez. Çünkü insanlık hiçbir şey öğrenmeyeceğini son 4000 yılda ispatlamıştır” ‘An...
Bizum Hoca: Anlaşıldı örtmenim! Bizum Hoca: Anlaşıldı örtmenim! Pazartesi, 12 Mayıs 2014 19:22 Filmde, devletin gönderdiği imamın gecikmesi nedeniyle bir hafta imamsız kalan Karadeniz köyünün imamlığına "Bizum Hoca"nın bir haftalığına ...
Dağlarda tiyatro, dağlarda müzik Dağlarda tiyatro, dağlarda müzik Salı, 06 Mayıs 2014 23:02 Dağlarda tiyatro izledim ve müzik dinledim, bir aya yakın bir süre onlarla yolculuk ettim, patikalarda yürüdüm. Onlara göre bireycilik san...
Modern Bir Dengbêjin Kamerasından Evdalê Zeynikê ve Hayatı Modern Bir Dengbêjin Kamerasından Evdalê Zeynikê ve Hayatı Pazartesi, 05 Mayıs 2014 22:20 Genç sinemacı Bülent Gündüz'ün ünlü Kürt ozanı (dengbêj) Evdalê Zeynikê'nin hayat üyküsünü konu alan belgesel filmi, genis çerçeve'den bakıl...
Sinema ve Bilim Sinema ve Bilim Cumartesi, 03 Mayıs 2014 23:14   Bilimin içinde var olan olgusal değerler düşünüldüğünde;  Sinemanın ihtiyacı olan muhtevayı ne tür bir doğrultuda elde etmesi...
Sînemaya Sêyemîn..! Sînemaya Sêyemîn..! Salı, 29 Nisan 2014 22:38   Li hember Birdoziyên Fermî, Dîroka Derewkar û Sînemaya Xapînok Hişyarbûneke Giyanî; Sînemaya Sêyemîn..!   "Pêwîste em, vê j...
Bir Varmış Bir Yokmuş: Büyüklere Masallar Bir Varmış Bir Yokmuş: Büyüklere Masallar Cumartesi, 26 Nisan 2014 08:50 Ali Reza DÜRÜ Son filmi He Bu Tune Bu (Bir Varmış Bir Yokmuş) filmiyle İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma kapsamında gösterilen, ...
Reha Erdemî ‘’Yaşam’’ Reha Erdemî ‘’Yaşam’’ Pazartesi, 14 Nisan 2014 21:58 Jîn Gava ku we wateyek da wê peyvê ango hûn bi Kurdî fikirin; ‘’yaşam’’ dibe ‘’jîn’’ , kadin jî dibe ‘’jin’’ wan peyvan hevceye ku mirov ...
Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol Pazar, 13 Nisan 2014 21:21 Mandela galiba film olamayacak biyografilerin başında geliyor. O kadar çok şey yapıp, o kadar bedel ödemiş biri ki sadece kronolojik bazlı...
Akîra Kurosawa: Li Rashomon Firoşkarekî Donê Beqan...! Akîra Kurosawa: Li Rashomon Firoşkarekî Donê Beqan...! Pazar, 13 Nisan 2014 20:26 "Derhênerekî pak ancax, bi senaryoyeka baş dikare berhemeka bêhempa biafirîne. Dîsa derhênerekî ne pak, bi senaryoyeka ku zêde baş be jî n...
Anlamlı Toplum İçin Anlamlı Tiyatro Anlamlı Toplum İçin Anlamlı Tiyatro Cumartesi, 12 Nisan 2014 23:49 Ekin KIZILIRMAK Bütün sanatsal üretimler içeriğindeki anlamla toplumsal düşünüş biçimini yansıtır. Toplumsal düşünüş ve bu düşünceye göre...
Miraz Miraz Salı, 01 Nisan 2014 20:21 Derhêner Rodî Yuzbaşi, di sala 1979’an de li Agiriyê ji dayîk bûye. Li zanîngeha Erziromê beşa sînemayê xwendiyê. Derhêner Rodî Yuzbaşi, d...
Çiyayên Bakur li Benda Kamerayên Nû ne Çiyayên Bakur li Benda Kamerayên Nû ne Salı, 01 Nisan 2014 20:03 “Êş û jan hemû dibin hêza sedema bersiva bawerî û hunera te. Êdî bi hezaran Xelîl hene, bi kamerayên xwe, bi rêhevaltiyên xwe meşa te dido...
Dağ Sineması Dağ Sineması Salı, 01 Nisan 2014 19:41 Kendi içerisinde birçok anlamı ve özgünlüğü barındıran bir tanımlama olarak Dağ sineması -başlangıç için- ne kadar Kürdistan dağlarına dai...
İçimizden bir parça tiyatro İçimizden bir parça tiyatro Salı, 01 Nisan 2014 08:50 Dilan Özbey / Siirt E Tipi CezaeviDoğal toplumda sanat kutsaldı. Dinsel törenlerde, kutsal günlerde insanlar iki grup şeklinde karşılıklı ...
Sirta La Gal Ba Sirta La Gal Ba Cuma, 28 Şubat 2014 21:00 Shahram Alîdî, li Rojhilatê Kurdistanê ji dayîk bûye.  Di biçûktiya xwe de têkiliyên xwe bi hunerê re daniye. Di demên pêş de ji aliy...
Li Eniya Rojava Tiştek Nû Tune ye... Li Eniya Rojava Tiştek Nû Tune ye... Pazar, 23 Şubat 2014 23:26 “Ev çîrok, ne gilî û gazin ne jî mikur hatin e. Bibe bibe serpêhatî ye, lewre; mirin, ji yên ku pê re rû bir û dimînin re, ne serpêhatî ye...
Vî Zemanî Her Kesek Mîmarê Sînemaya Xwe ye! Vî Zemanî Her Kesek Mîmarê Sînemaya Xwe ye! Cuma, 07 Şubat 2014 11:15   "Ger hun li çîroka xwe xwedî dernekevin, wê hin kes derkevin û dest bi gotina çîroka we bikin."          ...
Gava Leqleqê Ya Derengmayî Gava Leqleqê Ya Derengmayî Pazartesi, 27 Ocak 2014 20:12 Di sînemaya Angelopoulos de hebûna rêwîtiyên kûr û bêdeng nayên niqaşkirin. Ev hebûn, di kesayetî û derûniya mirovan de xwe dide der, bi n...
Sinema Sanatı ve Sinema Eğitimi Sinema Sanatı ve Sinema Eğitimi Cuma, 24 Ocak 2014 23:44 Yazar: Metin Gönen Film yapmayı öğrenmek, paradoksal olarak, öncelikle film seyretmekten geçiyor. Bu nedenle Paris Sinematek’inin efsan...
Ji Dil Heya Fram: Di Sînema de Jin Ji Dil Heya Fram: Di Sînema de Jin Pazartesi, 20 Ocak 2014 17:14 Gulistan Şivan Xelîl   Jin û sînema… Dema ku em vê mijarê binîrxînin û bidin gotin, ji aliyê tevgera azadiya gelê Kurd ve gelek&nbs...
Baweriya Te Neçû, bi Me re Dînîtî Naskir... Baweriya Te Neçû, bi Me re Dînîtî Naskir... Pazar, 19 Ocak 2014 14:01   Dibînim ku gavek berî gavekê, dixwazî xwe bigihînî wir. Tu şidandî yî. Zahf şên î, bêhnçikiyayî, mîna kevanê yî ey rêwî ...
Dema Jin Hezbike Dema Jin Hezbike Pazar, 19 Ocak 2014 13:42 Di dîrokê de gelek şer hatine kirin, gelek têkoşîn hatine jiyîn, gelek berdêl hatine dayîn, gelek serkeftî hatine destxistin û hê jî berde...
Türk Filmlerinin “Yeni” Kürt Kadınları 2 Türk Filmlerinin “Yeni” Kürt Kadınları 2 Cumartesi, 18 Ocak 2014 11:20 Zozan Sima Jîn Nasıl Kurtulur? Kürt kızları okul okumamış olmalarından kaynaklanan cehalet ve devletin ‘yanlış politika’larından kaynaklı ...
Türk Filmlerinin “Yeni” Kürt Kadınları 1 Türk Filmlerinin “Yeni” Kürt Kadınları 1 Cumartesi, 18 Ocak 2014 11:16 Zozan Sima Kürt kadınları ve Kürt kadın gerillalarının mücadele ve yaşamları bölgede ve uluslararası alanda giderek ilgi odağı haline gelir...
Ben uçtum, sen kaldın Ben uçtum, sen kaldın Pazartesi, 13 Ocak 2014 10:47 Başlangıçta “Kayıp Mezar” ismiyle düşünülen film, yönetmenin Maxmur yolculuğuyla birlikte “Ben uçtum sen kaldın” ismini aldı. Kürdistan’ın c...
Theo Angelopoulos Sineması Theo Angelopoulos Sineması Cumartesi, 11 Ocak 2014 13:04 Dünyanın sinema tarafından kurtarılabileceğine inanmak isterim”Theo Angelopoulos Kendine has sinema dili ile sinemaya başka bir göz ile de...
Angelopoulos; Ne rojek heta dawîyê bêdawîtî... Angelopoulos; Ne rojek heta dawîyê bêdawîtî... Cumartesi, 11 Ocak 2014 09:19 “ Her ku teknolojî pêşda diçe wijdan jî paqijiya xwe wenda dike” (Theo Angelopoulos) Angelopoulos...an jî Theo..Bi pênasek din"Helbestva...
Rê: rastî, bawerî û azadî… Rê: rastî, bawerî û azadî… Perşembe, 09 Ocak 2014 20:35 Rêwîtiyekê bifikirin ku ber bi azadiyê ve wek aveke herikbar biherike. Rêwîtiyeke dijwar û xwe bawer… Li hemberî hemû rê û rewîtiyên ku be...
Deng:  Giyana Sînemayê! Deng: Giyana Sînemayê! Pazartesi, 30 Aralık 2013 00:20 “Deng,  ne ji bo bive nûtî û mode kete sînemayê. Ji ber ku sînemaya bêdeng,  zor da ser sînorên vegotina hunera plastîk, derbasi...
Die Falscher-Sextekariya Dewletê Die Falscher-Sextekariya Dewletê Perşembe, 26 Aralık 2013 23:43 Fîlmên wiha her tim bûne sedema lêpirsîna nirxên ehlaqî û civakî. Di bûyerên dîrokê de, binpêkirina mafên mirovahiyê, qetilkirin û komujiy...
Dağlarımız, ovalarımız, nehirlerimiz bizi bekliyor... Dağlarımız, ovalarımız, nehirlerimiz bizi bekliyor... Çarşamba, 25 Aralık 2013 21:07 Festival kelimesini duyduğumuzda çoğu zaman aklımıza gelen ilk şey ‘şenlik’ veya ‘eğlencedir’. Bunu film festivali olarak düşündüğümüzde i...
Sînemaya Rastîn Sînemaya Li Çiyayan e Sînemaya Rastîn Sînemaya Li Çiyayan e Pazar, 15 Aralık 2013 13:34   Alî ONGAN / BEHDÎNAN Şehîd Xelîl Dag (Xelîl Uysal) ji bo huner û hunermendiyê sekn û kesayetiyeke bi mînak e.  Şopandina cihê...
Angelopoulos û Mêrga ku Digirî Angelopoulos û Mêrga ku Digirî Cumartesi, 14 Aralık 2013 01:26 Feridun Birgül /Amed Theo Angelopoulos, derhênerekî Yûnanî yê navdar e. Di beşa sinemaya hunerî de nûjenekî herî serkeftî tê dîtin. Ne te...
Bombardıman altında sanat: Dağ sineması Bombardıman altında sanat: Dağ sineması Cumartesi, 14 Aralık 2013 01:02 Sanat ve sanatçılıkta Halil Dağ örnek bir kişilik ve duruştur.Coğrafyasına,halkına,gerillaya ve Kürt kültürüne aşık bir insanın ayak iz...
Şoreşa Bêdeng Şoreşa Bêdeng Çarşamba, 04 Aralık 2013 19:16 Dokûmentera “The silent Revolution” (Şoreşa Bêdeng) yekemîn xebata dokûmenterî ya demdirêj e ku derbarê Kurdên Rojava de hatiye çêkirin, p...
Ken Loach û Bayê Azadiyê Ken Loach û Bayê Azadiyê Salı, 03 Aralık 2013 12:32   Ken Loach ji Îngîlîztanê ye. Di nava sînemagerên Îngîlîztanê de cihekê bilind ji xwe re girtiye. Mijarên fîlmê wî zêdetir li ser civ...
Katolîkekî Wextî Wî Derbasbûyî: Martîn Scorsese! Katolîkekî Wextî Wî Derbasbûyî: Martîn Scorsese! Pazar, 01 Aralık 2013 22:32 Ardin Diren "Karekterên wî dişibin Îsa! Çarenûsa Îsa parve dikin. Bêçare û   neçar in. Dixwazin hin tiştan biguherînin. Lê mixa...
Vizöre uzun bakış: Angelopoulos ve akan zamanı Vizöre uzun bakış: Angelopoulos ve akan zamanı Çarşamba, 27 Kasım 2013 14:07 Her sayfasına bir resim çizilmiş kitapların hızla çevrilmesiyle sabit görsele hareket izlenimi katarak ilk sinemasını oluşturan insanoğlu,...
Hedef: Hükmetmeyen sinema Hedef: Hükmetmeyen sinema Çarşamba, 27 Kasım 2013 13:54 Birkaç gün önce birçok gazetenin, Bugün gazetesinden Metin Arslan imzasıyla “KandilWood” diye servis ettiği haber ilginç! PKK’nin filmler ...
Saklı Daima Geri Döner Saklı Daima Geri Döner Cuma, 22 Kasım 2013 14:41 1920’lerde Vertov film kamerasını keşfedici mekanik bir göze benzetirken, Eisenstein sinemanın, montajın izleyici üzerindeki çarpıcı etkis...
 V for Vendetta - Sonsuza Kadar Özgürlük V for Vendetta - Sonsuza Kadar Özgürlük Cuma, 22 Kasım 2013 14:33 Birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde... V for Vendetta, gelecekteki İngiltere'de geçiyor. Terör, savaş ve bir virüsün...
Dziga Vertov'un Sinema Dili Üzerine Dziga Vertov'un Sinema Dili Üzerine Cuma, 22 Kasım 2013 14:30 Alparslan Nas Bugün modernizmden bahsederken, merkezi Avrupa olan, bilim ve teknolojideki gelişmeleri, laikliği, bireyciliği ve küreselle...
1961 Paris Katliamı ve 1961 Paris Katliamı ve "Saklı" Anılar Cuma, 22 Kasım 2013 14:26 Alparslan Nas Fransa ve Cezayir ilişkileri, geçmişte ve bugün sosyal bilimcilerin ele aldığı önemli konu başlıklarından biri olmuştur. İk...
Sinemacı, Sadece Sinemacı mıdır? Sinemacı, Sadece Sinemacı mıdır? Cuma, 22 Kasım 2013 14:22 Simon Kuper'in futbolla ilgili ünlü kitabının klişeye dönüşen Türkçe başlığını uyarlayarak söylersek: Sinema, sadece sinema değildir elbet...
Gezici Festival Gezici Festival Cuma, 22 Kasım 2013 14:18 GELENEK DEVAM EDİYOR, GEZİCİ FESTİVAL YOLLARA DÜŞÜYOR! 15. GEZİCİ FESTİVAL 4-10 Aralık 2009, Ankara 11-17 Aralık 2009, Artvin ...
Postmodernizm Ve Sinema Postmodernizm Ve Sinema Pazar, 17 Kasım 2013 00:56 1.BÖLÜM: MODERNİZM VE POSTMODERNİZM KAVRAMI Günümüzde çok sık tekrarlanan bir sözcük olan postmodernizm kavramı mimariden, sosyal bilim...
Gelecek Uzun Sürer.. Gelecek Uzun Sürer.. Cumartesi, 16 Kasım 2013 00:41 Gelecek, Kana Boğulup Toprak Bununla Doymuşsa, Uzun Sürer Daha iyi bir gelecek iddiası uğruna bugün ve bugünde yaşayanların sadec...
Çağın Toplum Mühendisliği ve Sinema Çağın Toplum Mühendisliği ve Sinema Cumartesi, 16 Kasım 2013 00:37 İnsan beyninin algı aşamasının ilk basamağında bile önce göz organının işlevselliğini konuşturması gözün insan bedeni açısından önemini or...
Minimal Sularda Maksimum Trajedilere Yolculuk: Rêç / İz Minimal Sularda Maksimum Trajedilere Yolculuk: Rêç / İz Cumartesi, 16 Kasım 2013 00:30 Kürt coğrafyasında yaşanan şizofrenik (devlet kaynaklı) tarih ve bu tarih belleğindekikayıtlara ilişkin yapımlarıyla kötü bir sezon geçire...
Çoğunluk Filmi, La Boétie ve Gönüllü Kulluk Çoğunluk Filmi, La Boétie ve Gönüllü Kulluk Cumartesi, 16 Kasım 2013 00:24 Çoğunluk Filmi, La Boétie ve Gönüllü Kulluk (Tam Metin) Yazar: Metin GÖNEN Tepenin Ardı (2012) ve Çoğunluk (201...
Jîn, Yaşam İradesi ve Özgürlük Jîn, Yaşam İradesi ve Özgürlük Cumartesi, 16 Kasım 2013 00:11  Jîn, Yaşam İradesi ve Özgürlük Yazar: Metin GÖNEN Sine-Tasvir Jîn (2013) filmi, her şeyden önce, doğaya, yaşama ve öz...
Devletin Akılsızlığına Bir Deli Tokadı: Meş Devletin Akılsızlığına Bir Deli Tokadı: Meş Cuma, 15 Kasım 2013 23:58 Deli deliyi görünce sopasını saklarmış. Devlet Kürdü görünce ne olur elbette bilinir ya biz diyelim aklını saklar ve de başlar bir akıl...
Hepimiz Sinemacıyız! Hepimiz Sinemacıyız! Cuma, 15 Kasım 2013 23:43 Yasak Koyma! Sinema Yap, Özgür ve Demokratik Bir Toplum Yarat! Özgür Sinemacılar Manifestosu Aristoteles’in dediği gibi; kurmaca (fictio...
Film karanlıkta seyredilir ama... Film karanlıkta seyredilir ama... Perşembe, 14 Kasım 2013 12:34 "Film karanlıkta seyredilir ama anlamak için aydınlık bir zihin gerekir"   Büyü ve girdap. Sinema denilince aklıma gelen ilk iki keli...
Başkanın Adamları: Başkanın Köpekleri! Başkanın Adamları: Başkanın Köpekleri! Perşembe, 14 Kasım 2013 00:02   “Yalan söyleyin. Mutlaka inanan çıkar. Yeterince sık söylenen yalan, sonunda gerçek hale gelir.”(Hitler'in propaganda bakanı ...
Stanley Kubrîck û Full Metal Jacket Stanley Kubrîck û Full Metal Jacket Salı, 12 Kasım 2013 22:51   Yên ku Stanley Kubrîck nizanibin dê bêjin, ev fîlm jî, fîlmeke ji rêzê ye ku li ser buyerên şerê Vîetnamê hatiyê kêşandin. Ya din ...
Rûmeta Mirovahiyê Wê Îşkencê Têk Bibe! Rûmeta Mirovahiyê Wê Îşkencê Têk Bibe! Çarşamba, 06 Kasım 2013 12:21   ey pakrewan ey xwîn-şêrînê biqasî tehma dirrîreşkaney di şerran de cirrnexweşê biqaskurîbeşkante çermê xwe rakişandiye ji dêvla m...
Nirxandinek li ser fîlma Nirxandinek li ser fîlma "Keştiyên ji kaxizan" Pazar, 03 Kasım 2013 10:40   Galaya fîlma bi navê "keştiyên ji kaxizan" di yekê sermawezê de li Navenda Çanda Cegerxwîn de hat pêşkêşkirin. Piştî buyerekê gerî...
Ezel'in Ramiz'i değil Sürü'nün Hamo'su Ezel'in Ramiz'i değil Sürü'nün Hamo'su Perşembe, 31 Ekim 2013 23:30 Bu yazı, ne bir Tuncel Kurtiz güzellemesidir, ne de O'nun ardından bir ağıt niteliği taşıyan, "ölüye övgü" seremonisidir. Bu yazı, sadece ...
İyi Filmler Dünyayı Değiştirir İyi Filmler Dünyayı Değiştirir Perşembe, 31 Ekim 2013 23:28 Vize almak için gittiğim Amerikan elçiliğinde hekimliğimle ilgili hazırladığım onca belgeye sıkıntılı ve şüpheli nazarlarla bakan zenci gö...
JÎN: Li Mêrsîn'ê çîrokek Qendîl'ê!! JÎN: Li Mêrsîn'ê çîrokek Qendîl'ê!! Perşembe, 31 Ekim 2013 23:19 Bêguman jiyana gerila û gerîlatiyê ji gelek mirovan re tiştek bi efsûn û têr meraq e. Çiya û jiyana çiya ji zafek mirovan re bu ye kul û d...
Duvarın ardı Duvarın ardı Salı, 29 Ekim 2013 18:54 Yönetmen Christian Petzold, Barbara adlı filminde Berlin Duvarı’yla ikiye bölünmüş dönemin Almanya’sında Doğu Almanya diye tabir edilen ‘t...
AHMET SONER: Son on yılda Kürt sineması AHMET SONER: Son on yılda Kürt sineması Pazar, 27 Ekim 2013 20:38 Doksanlı yılların ikinci yarısından sonra Mezopotamya Kültür Merkezi’nin başlattığı Sinema Atölyeleri, Kürtlerin sinema aşkını alevlendird...
M.MÜJDE ARSLAN: Genç Kürt sinemasının cesur kadınları M.MÜJDE ARSLAN: Genç Kürt sinemasının cesur kadınları Pazar, 27 Ekim 2013 20:34 ‘Kürt sineması var mıdır?’ tartışması bugün hala yer yer devam etse de genç bir sinemamız olduğuna inanmamız ve büyütmenin yollarını konuş...
Kürt sineması ekol yaratıyor Kürt sineması ekol yaratıyor Pazar, 27 Ekim 2013 20:27 “Yakın zaman önce kaybettiğimiz bir arkadaşımızın, Taha Kerimi’nin filmlerini gördükten sonra, kendi kendime dedim, Kürtler sadece Kürt sine...
Rojava ve Antalya Rojava ve Antalya Perşembe, 24 Ekim 2013 18:06 M. Hadi Sümer / Ortadoğu Sinema AkademisiTarih 13 Kasım 1960. Yer Batı Kürdistan’da (Rojava) Amudê şehri. Bir sinema salonuna film izleme ...
Küçük Mizgin’in cennet düşleri Küçük Mizgin’in cennet düşleri Salı, 22 Ekim 2013 15:46 Karpuz Cenneti politik bir meseleyi biraz naif, biraz daha dolaylı olarak bir çocuğun gözünden trajikomik bir şekilde anlatıyor. Yönetmen Gü...
Fecira: “Memleket mi Bıraktılar?” Fecira: “Memleket mi Bıraktılar?” Cumartesi, 19 Ekim 2013 20:27 “Dilin, onu kullananların (söyleyenlerin, dinleyenlerin, yazanların, okuyanların, çözenlerin) dışında bir gerçekliği yoktur. Yine de kulla...
Tarih, Sinema ve Kılıçları Çekmek Tarih, Sinema ve Kılıçları Çekmek Cumartesi, 19 Ekim 2013 20:14 "Tarih" bir bilimdir, "Sinema" da bir sanat... Bilimler sonuçlarını "dir/dır" diye ispatlamak, sanat/sanatçı ise, "bence, şöyle bir şey" y...
Devrim ve İsyan Filmleri Devrim ve İsyan Filmleri Cumartesi, 19 Ekim 2013 20:08     Bu toz duman dağıldıktan sonra şimdi tam da film izleme, düşünme ve üzerine konuşma zamanıdır. Haftalık Antrakt Sinema Ga...
Nîqaşek ji bo sînemageriyê Nîqaşek ji bo sînemageriyê Cuma, 18 Ekim 2013 11:15 Sînema, ji bo temaşegeran çê dibe. Temaşeger jî bi dîtina xwe, şîroveyên xwe ya erenî an jî neyînî tînin ziman. Lê sinemager, nikare tenê ...
Kürt sinemacılar tarihlerini yazıyor Kürt sinemacılar tarihlerini yazıyor Perşembe, 17 Ekim 2013 21:53 Kürt sinemacılar tarihlerini yazıyor. Sinemacıları yazıyor Kürtlerin tarihini. Kürtlerin tarihini sinemacıları yazıyor. Vurgulamada bir an...
Kürt Sinemasının Kadınları Kürt Sinemasının Kadınları Perşembe, 17 Ekim 2013 11:21 Türkiye’de Kürtler söz konusu olunca politikacı ve gazetecilerin nasıl da bir tahakküm dili kullandığını, bilirsiniz. Bir de ben Kürt sine...
Sinema, biraz da Chaplin demektir! Sinema, biraz da Chaplin demektir! Çarşamba, 16 Ekim 2013 23:40 19. yüzyılın sonlarında Victoria’nın İngiltere’si varlıklı ailelerin dillere destan yaşamları ile korkunç bir yoksulluğun pençesinde kıvrana...
Nazi Dönemi Alman Propaganda Sineması Nazi Dönemi Alman Propaganda Sineması Çarşamba, 16 Ekim 2013 23:37 “Entelektüellik, insan bilinci için büyük bir tehlikedir.” Joseph Goebbels Propaganda, toplumların bütünleşme süreçleri içerisinde b...
Ölüm Oruçlarını Sinemada İzlemek Ölüm Oruçlarını Sinemada İzlemek Çarşamba, 16 Ekim 2013 23:20 Röportaj: Murat Tolga Şen 1- Ölüm Oruçları ilk kez Adana’da yarışan Simurg belgeseliyle gündeme geldi ama şimdi sol sinemanın yeni duyarl...
Filmmor, Kadın ve Anne Le Ny Sineması Üzerine Filmmor, Kadın ve Anne Le Ny Sineması Üzerine Çarşamba, 16 Ekim 2013 23:12 Kadın ve Şiddet… Yan yana görmeye ne kadar alışık olduğumuz iki kelime değil mi? Birbiriyle ne kadar ilintili, sımsıkı bağlarla bağlanmış,...
Ingmar Bergman Ingmar Bergman Çarşamba, 16 Ekim 2013 23:06 INGMAR BERGMAN (14 TEMMUZ 1918 – 30 TEMMUZ 2007) “Her duygu, her hareket, her fiziksel rahatsızlık, kullandığım her sözcük için büyük bir...
Savaş Korku Filmleri Savaş Korku Filmleri Çarşamba, 16 Ekim 2013 23:03 Daha önce de söylemişimdir, savaş/korku (horror/war) olarak isimlendirilen türe karşı aşırı bir düşkünlüğüm vardır. Tür dahilindeki filmleri...
İzlemeniz Gereken 15 Western İzlemeniz Gereken 15 Western Çarşamba, 16 Ekim 2013 23:01 Westernler ya da bizde daha çok sevilen adı ile kovboy filmleri özellikle seksenler çocuklarının dövüş filmleri ile birlikte en sevdiği tü...
Sinema Tarihinin En Kötü 50 Filmi Sinema Tarihinin En Kötü 50 Filmi Çarşamba, 16 Ekim 2013 22:57 Geçen gün Youtube’da gezinirken çok eğlenceli bir videoya denk geldim. Sinema tarihinin en kötü 50 filminin listelendiği bu videoda, ...
Salazar Dönemi Filmleri Salazar Dönemi Filmleri Çarşamba, 16 Ekim 2013 22:55 Türkiye’de Mayıs sonu ile Haziran ayında yaşanan olaylar, tarihimiz açısından çok önemli bir kavramı ortaya çıkardı: Gezi Ruhu. Kimi çevrele...
Doğada Geçen 20 Hayatta Kalma Filmi Doğada Geçen 20 Hayatta Kalma Filmi Çarşamba, 16 Ekim 2013 22:53 Hayatta kalma içgüdüsü, sadece insanların değil, yeryüzündeki bütün canlıların davranışlarını yöneten en büyük itici güçtür. İzlediğimiz p...
Tek Mekanda Geçen 20 Film Tek Mekanda Geçen 20 Film Çarşamba, 16 Ekim 2013 22:51 İzlediğimiz filmler genellikle pek çok farklı mekanda, kimi zaman eşsiz manzaralar eşliğinde, kimi zamansa teknolojinin de yardımıyla yapa...
Müziksiz Saf Sinema Müziksiz Saf Sinema Çarşamba, 16 Ekim 2013 22:47 Sinema filmlerinde müzik kullanmanın, görüntüyle anlatımın eksiğini kapatmaya yaradığı, müzik kullanmadan yapılan anlatımın daha değerli ve ...
50. Altın Portakal’ın Eleştirisi 50. Altın Portakal’ın Eleştirisi Çarşamba, 16 Ekim 2013 22:37 Yarım asır boyunca, Yeşilçam’ın en güzel eserlerini seçkisinde bulunduran, en önemli yönetmenlerini ödüllendiren ve Türkiye’nin en itibarl...
Salon Sineması Salon Sineması Çarşamba, 16 Ekim 2013 20:23       Bütün dünyayla aynı anda canlı olarak izleyebileceğiniz 3 şey var: Birincisi savaş. Emperyalist müdahaleciliği, ...
“ÇÎRKÎN QRAL” “ÇÎRKÎN QRAL” Salı, 15 Ekim 2013 22:27 Di navbera qutbûna te de si sal derbas bûn. Lê hîna jî ciwanên Kurd bi navê te dixemilînin hêviyên xwe û her yek ji wan dixwazin bibin Yilma...
Belgefîlma li ser Sînemaya Yugoslavyayê Belgefîlma li ser Sînemaya Yugoslavyayê Pazar, 13 Ekim 2013 20:33   Belgefîlma bi navê Cînema Komunîsto (Sînemaya Komunîst) a ji aliyê Mila Turajlic hatibû kişandin, li Fransayê tê pêşwazîkirin. Di ...
Sinema ve Düşünce Devrimi Sinema ve Düşünce Devrimi Salı, 10 Eylül 2013 18:22 Neden sinemanın bir düşünce devrimi yaptığına artık inanmıyoruz?   M. Hadi Sümer / Ortadoğu Sinema Akademisi   Sanatın biç...
Çend gotin li ser dîroka sînemayê Çend gotin li ser dîroka sînemayê Perşembe, 05 Eylül 2013 19:54 Sînemayê, yekemîn gava xwe di 28 ê Kanûnê, sala 1895 an de li Parisê davêje. Heger mirov bi du birrên gelekî mezin û serekî sînemê binav b...
Kapitalist Sistem En Kültürsüz Sistemdir Kapitalist Sistem En Kültürsüz Sistemdir Perşembe, 05 Eylül 2013 19:51 İnsanlık, kültür, toplumsallık ve insani değerler açısından en kötü sistem kapitalizmdir. Cihan Eren Devletçi kültür içinde en etkili ...
Kısa Film Sorgusu; Arin İnan Arslan Kısa Film Sorgusu; Arin İnan Arslan Çarşamba, 28 Ağustos 2013 22:12   Diyarbakır’da, İstanbul’da insanlar omuz omuza vermiş Kürt Sineması’nın, Türk Sineması’nın kaderini değiştirmeye çalışırken, birli...
Toplumsala Dayanan Bir Fenomen: Sinema – 2 Toplumsala Dayanan Bir Fenomen: Sinema – 2 Çarşamba, 28 Ağustos 2013 22:09 Yazının daha önceki ilk bölümünde Kürt sinemasının daha çok öznel yaratım süreçlerine ve film çeken sinemacılara dair bir tartışma yürüter...
Toplumsala Dayanan Bir Fenomen: Sinema – 1 Toplumsala Dayanan Bir Fenomen: Sinema – 1 Çarşamba, 28 Ağustos 2013 22:06   Son yıllarda Kürt sinemasının doğuşu, ortaya çıkışı ya da gelişimi ile ilgili gerek festivallerde, gerek bazı platformlarda ve çok...
Bihuştek li ser ruyê erdê: Cannes Bihuştek li ser ruyê erdê: Cannes Pazar, 25 Ağustos 2013 00:02 Cannes, an jî navenda bihuştê ya ser ruyê erdê… 64 salên bihêz bi tevlibûnek mezin berdewam e û didome. Heyanî niha gelek fîlm û derhêner ...
Gerçeğin Dili Olarak Sanat Gerçeğin Dili Olarak Sanat Salı, 20 Ağustos 2013 19:21 Verdiğimiz, söylediğimiz her şeyi militanlarımız almışlarsa; onu dile getirmeyi, bir tarza dökerek vermeyi, devrimin bir kuralı olarak da be...
Sanatın Devrimci İşlevi Sanatın Devrimci İşlevi Salı, 20 Ağustos 2013 19:04 Devrimci mücadelemizin gelişmesiyle birlikte sanatın hem devrimdeki işlevi açımlanmış, hem de yanlış anlayışların devrimdeki olumsuzlukları ...
Kültür Sanat Çalışmalarının Sorunu! Kültür Sanat Çalışmalarının Sorunu! Salı, 20 Ağustos 2013 19:01 Kültür ve sanat emekçileri yüzünü bir halkı savunmaya dönmelidir. Dünyada tüm kültürel çalışmalar orijin çalışmasıyla başlar, kök arayışıyla...
Zerê; Fîlmê Yekemîn Derhaqê Êzdiyanda Zerê; Fîlmê Yekemîn Derhaqê Êzdiyanda Cumartesi, 10 Ağustos 2013 00:02   Fîlmê yekemîn derheqa êzdiyanda fîlmekî dramayî bi navê “Zerê” (sala 1926) şanoger, sênarîst û derhênerê sovêtêye bi e...
Sînemaya Rastî; Jiyana Rastî Sînemaya Rastî; Jiyana Rastî Cumartesi, 20 Temmuz 2013 15:54 We Di Semta Xwe De Behsa Zarokên Semta Din Nekirin Bi navbeynkariya televîzyonê filmên ku mirov bi hesanî dikare bigihêjiyê, derveyî dîroka...
Fîlmên Yilmaz Guney li ber Pozê Çiya bi Dawî Dibin Fîlmên Yilmaz Guney li ber Pozê Çiya bi Dawî Dibin Cumartesi, 20 Temmuz 2013 15:51 Yilmaz di dema xwe de ji bo dîtina pirsgirêkên civakî çav çêkirin. Lê dilê wî ji bo şervaniya azadiyê lêdida. Siwarbûna wî ya li hespê û tiv...
Kürt Tiyatrosu Kürt Tiyatrosu Cumartesi, 20 Temmuz 2013 15:07 1918’de İstanbul’da Evdirehîm Rehmî Hekarî’nin “Kovara Jîn” için kaleme aldığı Memê Alan piyesi, Kürt tiyatro edebiyatının ilk örneği olarak...
'Yeşil Film'lere Mecbur Değiliz! 'Yeşil Film'lere Mecbur Değiliz! Cumartesi, 20 Temmuz 2013 14:41 Eğer sinema sanatsal özüne kavuşturulacaksa, bu konumundan, yani toplum dışılığı ve karşıtlığı konumundan çıkarılması, toplum ve toplumsallı...
Yedinci Sanatla İkinci Sanatın İzdivacı Yedinci Sanatla İkinci Sanatın İzdivacı Cuma, 19 Temmuz 2013 20:26 "KİMİ YÖNETMENLERLE KİMİ MÜZİSYENLERİN ADI BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ OLARAK ANILAMAZ" 19. Yüzyıl'ın sonlarında ortaya çıkan sinema, 1900'lü yı...
"Sinemanın Namusu ya da Yeni Gerçekçilik" Cuma, 19 Temmuz 2013 20:21 "DEVRİMCİ OLAN GERÇEĞİN KENDİSİDİR!.." Çukurova'nın geniş tarlalarıyla halaya durmuş bir akşam kızıllığı saatidir. Torosların ardına doğr...
Hamlet ! Hamlet ! Cuma, 19 Temmuz 2013 00:04 Di roja me ya îro de, hûnera bi navê civaka Kurdistanê tê pêkanîn û hûnermendên kû ew pêktînin, bi zêdetirê xwe di nava xeletî û çewtiyên me...
Şano; Xweza, Jin û Temaşevan Şano; Xweza, Jin û Temaşevan Cuma, 19 Temmuz 2013 00:01 Şano bi ew şêwazê ku afirandiye ve, temaşevanên xwe di afirîne û digre nava xwe. Ango şano û temaşevan bi hev hene. Şano bi temaşevanên xw...
Di Sînema Kurd de sî û rastî Di Sînema Kurd de sî û rastî Perşembe, 18 Temmuz 2013 23:57 Êdî di Kurdistanê de ti hunermend nikare hilberîna azadiya gelê Kurd înkar bike. Ger ku îro bahsa hunerê jî tê kirin mirateya ku sî û penc s...
Xwe ‘Buyin An Nebuyin’ Xwe ‘Buyin An Nebuyin’ Perşembe, 18 Temmuz 2013 23:55 Bila avên qirêj tevlî rûbarên me nebin û wekî hindek rûbaran di germahiya havînê de neçikin. Ne civakê ne jî xwe bixapînin. Harûn DİCLE ...
Kayıp Özgürlük Filmi Bir Devlet Filmi Olmaktadır Kayıp Özgürlük Filmi Bir Devlet Filmi Olmaktadır Perşembe, 18 Temmuz 2013 23:46 Umur Hozatlının (Atilla Halis) kayıp özgürlük filmiyle kritiğe başlayabiliriz. Kişi olarak Kürt filmini aşırı kritiğe alma yanlısı değildi...
Post Yeşilçam Dedikleri Türkiye – IV Post Yeşilçam Dedikleri Türkiye – IV Perşembe, 18 Temmuz 2013 23:38 Bilgi ve aşk rekabeti aslında üstü örtük olsa da, Türkiye’deki geleneksel cumhuriyetçilerle Fethullah ekibinin arasındaki kavganın sinemaya ...
Post Yeşilçam Dedikleri Türkiye -III Post Yeşilçam Dedikleri Türkiye -III Perşembe, 18 Temmuz 2013 23:29 Devlet zaten bu sürecin politikasını devleti ele geçirmiş çete guruplarının belirlediğini belirtiyor ve bunu özellikle bir politika değerind...
Post Yeşilçam Dedikleri Türkiye-II Post Yeşilçam Dedikleri Türkiye-II Perşembe, 18 Temmuz 2013 23:24 Yeşil çamı post-yeşilçam olarak aştırmak isteyen kuşak yeşilçamın gerisinde olup, belirsiz bir yöne doğru yol almaktadır. Zeki SARI Di...
Post Yeşilçam Dedikleri Türkiye-I Post Yeşilçam Dedikleri Türkiye-I Perşembe, 18 Temmuz 2013 23:22 Postmodernizm sanatı, karşısında hiçbir tepki yaratmadan toplumu iğdiş etme aracıdır. Öğretilmiş çaresizlikler vahşi bir psikoloji yöntemidi...
Hep Ölümsüz  Zamanlar Diledim Senin İçin Hocam.. Hep Ölümsüz Zamanlar Diledim Senin İçin Hocam.. Perşembe, 18 Temmuz 2013 23:02 Uğurlamak kadar ayrılıklar da yeni anlamlar katıyor hayatımıza demiştim sana. Şimdi dönüp baktığımda sen öyle büyük bir yerde duruyorsun ki ...
Kendin 'Olmak Ya da Olmamak' Kendin 'Olmak Ya da Olmamak' Perşembe, 18 Temmuz 2013 22:59 Tiyatro ve tiyatrocuların görevi yaşamın dili olmaktır ve bu dili öz-diliyle halka taşırmak ve buluşturmaktır. Biz tiyatrocuların en çok ü...
Kendini Tanıtan Sinema: Kürt Sineması Kendini Tanıtan Sinema: Kürt Sineması Pazar, 14 Temmuz 2013 00:30 Gecikmiş bir sinema Ortadoğu’da 40 milyondan fazla bir nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Kürtler sinemasahnesine oldukça geç adım atmışlard...
Sinema ve Mitoloji Sinema ve Mitoloji Cumartesi, 13 Temmuz 2013 19:29 Yazar:Fırat Sayıcı Mitoloji sinemaya aktarılırken genelde iki yol izleniyor. Ya doğrudan mitolojik hikayenin filmini çekmek ( Beowo...
Kapitalizmin Maskesini Düşüren Filmler Kapitalizmin Maskesini Düşüren Filmler Cumartesi, 13 Temmuz 2013 19:20 Yazar:Serdar Akbıyık Açıkçası bu öyle bir konu ki sayfalarca sürecek kadar film adı çıkarabilirim size. Fakat belirli bir kategori ...
En İyi 10 En İyi 10 "İlk Aşk" Filmi! Cumartesi, 13 Temmuz 2013 19:12   Kız Arkadaşım (My Girl) / 1991 Kız Arkadaşım, 90 larda büyümüş her çocuğun gönlünde yer etmiş bir ilk aşk hikayesidir. Küçük bi...
Mizgin Müjde Arslan'la Kürt Belgesel Sineması Üzerine* Mizgin Müjde Arslan'la Kürt Belgesel Sineması Üzerine* Cumartesi, 13 Temmuz 2013 19:05 Kürt Belgesel Sineması’nı nasıl tanımlıyorsunuz?   Benim buna bugün getirebildiğim tanım kayıt altına alma. Kürtlerin, Türkiye’de, ...
Kazım Öz'le Kürt Belgesel Sineması Üzerine* Kazım Öz'le Kürt Belgesel Sineması Üzerine* Cumartesi, 13 Temmuz 2013 19:01 Türkiye’de Kürt Belgesel Sineması’nı nasıl tanımlıyorsunuz?   Aslında yeni yeni doğuyor. Başlangıcından, doğumundan, çocukluğundan,...
Ayça Çiftçi'yle Kürt Belgesel Sineması Üzerine* Ayça Çiftçi'yle Kürt Belgesel Sineması Üzerine* Cumartesi, 13 Temmuz 2013 18:45 Çok genel bir sorudan başlayacağız. Türkiye’de Kürt sineması ya da Kürt belgesel sinemasını nasıl tanımlarsınız?   Bu oldukça tartı...
Ji bo jiberkirinê xira bikin Ji bo jiberkirinê xira bikin Cumartesi, 13 Temmuz 2013 17:24 Mizgîn Mujde ARSLAN / STENBOL Çalakiyek, ji bo hebûnê pêk bînî fîlmê çêdikî, tişta ku em dikin ev e. Em tenê bi fikarên estetîkî fîlm çên...
Ezberleri bozmak için film yapıyoruz Ezberleri bozmak için film yapıyoruz Cumartesi, 13 Temmuz 2013 17:20   Son yıllarda kadınların belgesel alanında iyi işler çıkardığını görüyoruz. Belgesel, sinemanın diğer türlerine göre daha özgür bir...
Tuğba Özer ile Kısa Film Hakkında Tuğba Özer ile Kısa Film Hakkında Cuma, 12 Temmuz 2013 22:10   Animasyon filmi ile Çevre Film Festival’inde ödül alan Tuğba Özer ile İki Ağaç ve Kısa filme dai CineShort – A.polat Kendinizi k...
Bir duruş olarak Kürt sineması Bir duruş olarak Kürt sineması Cuma, 12 Temmuz 2013 17:07 Kürt sinemasında Bahman Ghobadi'nin "Dema Hepsên Serxweş" filmiyle Cannes Film Festivali'nde Altın Kamera ödülünü aldığı 2000 yılı milat a...
Di Sînema Kurd de sî û rastî Di Sînema Kurd de sî û rastî Pazartesi, 01 Temmuz 2013 00:31 Hunera sînema li devê deriyê Kurdan dixe. Wê ne şaş be ku em bêjin gelê Kurd di riya hunera dîtbîniyê de, dikare ji nû ve serweta dîroka x...
Halil Uysal Dağ Sineması Halil Uysal Dağ Sineması Pazar, 26 Mayıs 2013 23:10 “Bir başlasam bütün zaman duracak ellerimde, çok iyi biliyorum. Yola bir koyulsam su gibi akacak her şey avuçlarımın arasından, biliy...
Küba Sineması Küba Sineması Pazar, 19 Mayıs 2013 21:49 Ignacio RAMONET 1971 Nisan'ında Havana'da toplanan ilk eğitim ve kültür kongresinde, delegeler, Kuzey Amerika'nın egemenliği sırasında Küb...
Kuma: Rahatsız, Dinamik ve Röntgenci Bir Film Kuma: Rahatsız, Dinamik ve Röntgenci Bir Film Cuma, 17 Mayıs 2013 21:45 Film Künyesi Yıl: 2012 Yönetmen: umut dağ Oyuncular: Begüm Akkaya, Nihal Koldaş FİLMİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ.
Fransız Siyasal Sinemasında Angaje Gruplar Fransız Siyasal Sinemasında Angaje Gruplar Salı, 14 Mayıs 2013 15:23 1968 Mayısı: Siyasal Sinema Nedeni 1968 Mayıs'ı siyasal sinemaya taze bir kan getirmiştir. Fransa'da öğrencilerin ayaklanmasısyla başlaya...
Dünden Bugüne Western Filmleri Dünden Bugüne Western Filmleri Salı, 14 Mayıs 2013 15:14 Kimse "western" tanımlamasının nereden geldiğini tam olarak bilmez. Her ne kadar "west-batı" kelimesinden türetilmiş olsa da Amerika'nın g...
Ünlü Sinema Yönetmenleri Ünlü Sinema Yönetmenleri Cuma, 10 Mayıs 2013 00:00 Sinemaya ilgi duyan geniş kitleleri ölçü alırsak yönetmenler her zaman perde gerisinde kalmaya mahkum oldular. Örneğin bir Scorsese başyap...
Kürdistan Sinemasında Mekân Olarak Dağ ve Halil Uysal... Kürdistan Sinemasında Mekân Olarak Dağ ve Halil Uysal... Çarşamba, 08 Mayıs 2013 14:31 YILMAZ TEKİN "Kürt Sineması mı? Kürdistan Sineması mı?" başlığını taşıyan değerlendirmemde kavram olarak Kürdistan Sineması tanımının alt...
Li Stenbolê şanoyeke kurdewarî: DestAR-Theatre Li Stenbolê şanoyeke kurdewarî: DestAR-Theatre Salı, 07 Mayıs 2013 22:23 Salihê Kevirbirî DestAR-Theatre, di Şanoya Kurdan de ji îdîayan bêhtir,girîngîyê dide jîyana ceribandinên teatral Koma Şanoyê ya...
Awirek li ser şanoya kurdî Awirek li ser şanoya kurdî Salı, 07 Mayıs 2013 22:22 Tevahîya bisporên şanoyê, dîyar dikin ku şano ango tîyatro ji şahîyên Dionisosê derketiye. Di serdema kevnar de gorî û pêşkêşî ji bo Dioni...
Di navbera jîyan û mirinê de çîroka jineka kurd Di navbera jîyan û mirinê de çîroka jineka kurd Salı, 07 Mayıs 2013 22:15   Fîlmê derhêner Reha Erdem ya bi navê JÎN, ku di raya giştî ya tirk û kurdan de dihat meraqkirin, li festîvala fîlma...
Fîlmeke kurdî ku bêhna 'Yeşilçam'ê jê tê: Doz Fîlmeke kurdî ku bêhna 'Yeşilçam'ê jê tê: Doz Salı, 07 Mayıs 2013 22:12   Fîlma Doz, ku tê de stranbêj Dîyar û Zozan dilîzin, yek ji wan berheman e, ku di van salên dawîyê de li Kurdistana Başûr bi budçey...
Sînemaya kurdî li gor kîjan prensîban dikare bê bi nav kirin? Sînemaya kurdî li gor kîjan prensîban dikare bê bi nav kirin? Salı, 07 Mayıs 2013 22:08 Yilmaz Özdil Yekemîn projeksîyona sînemayî 22yê kanûna 1895ê li Parîsê, li Grand Caféyê, ji alîyê du birayên bi navê Auguste û Louis ...
"Min wî dît" Salı, 07 Mayıs 2013 22:03 Şev nîvê şevekê… malbateke kurd ku xwedî sê zarok… bavekî welatparêz... vegera ji dawetekê… jîtem û kuştina bav û dê… çavên zarokên kurd y...
Kurd û Hollywood Kurd û Hollywood Salı, 07 Mayıs 2013 21:57 Du wênekêşên şerr, Frank û David, radihijin mekîneya xwe ya wêneyan û li dunyayê digerin û wêneyên pevçûn û kuştinan dikişînin. Ev herdu w...
"Zerê" 88 salî ye… Salı, 07 Mayıs 2013 21:52 Ali Güler Fîlmê Zerê 85 salî ye… Gava derhênerê ermenî Hamo Beknazaryan yekemîn fîlmê kurdî Zerê kişand, sal 1926 bû. Sînema cîhanê jî hî...
Sînemaya kurdî li reng û dengê xwe digere Sînemaya kurdî li reng û dengê xwe digere Salı, 07 Mayıs 2013 21:49   Sînemaya kurdî herçiqas çend sal piştî destpêka dîroka sînemaya cîhanê gavên xwe yên yekem avêtibe jî, ji ber pirsgirêkên netewî b...
CostaGavras CostaGavras Salı, 07 Mayıs 2013 12:47 7 mayıs saat 09:30 dA Costa-Gavras, 1933 Atina doğumlu ve Yunan kökenlidir. 1952'de Fransa'ya yerleşmiş, Sorbonne'da Edebiyat okuduktan so...
Sessiz Sinema (1895-1930) Sessiz Sinema (1895-1930) Salı, 07 Mayıs 2013 00:32   SİNEMA ÖNCESİ DÖNEMSinemanin tarihi büyük patlamayla başlamadı.Tek tek hiç bir olayın -ister Edison'un 1891'deki patentli kinetosc...
“Kürt Sineması: Kendi Sesini Görmek” “Kürt Sineması: Kendi Sesini Görmek” Salı, 07 Mayıs 2013 00:04   Sinema her ne kadar sanatsal bir uğraşı olsa da, aynı zamanda ekonomik ve teknik bir altyapının üstünde yükselen bir endüstri...
Dzîga VERTOV û Sîne-Çav Dzîga VERTOV û Sîne-Çav Pazartesi, 06 Mayıs 2013 23:54 Ferîdûn BÎRGUL / AMED “Aşkerekirina rastiyê ji sivikbûyînê dûrtir e, jixwe rastî sivik e.”   Tecrubeya wî ya yekemîn, “Komîteya Fî...
Küresel Kapitalizmde Bir “Zerre” Küresel Kapitalizmde Bir “Zerre” Pazartesi, 06 Mayıs 2013 01:48 Ö. Nilay Erbalaban Gürbüz 49. Antalya Film Festivali ve 3. Uluslararası Malatya Film Festivali’nden senaryo, oyunculuk, kurgu, görüntü yö...
Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ve Sinema Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ve Sinema Pazartesi, 06 Mayıs 2013 01:41 (Bir Üçüncü Dünya Sinemasına Doğru: Üçüncü Dünyadaki Ulusal Kurtuluş Mücadelelerinin Bir Parçası Olan Sinemanın Gelişimi Üzerine Notlar ve...
Militan Sinema mı? Siyasal Sinema mı? Militan Sinema mı? Siyasal Sinema mı? Pazartesi, 06 Mayıs 2013 01:36 Jean Patrick Lebel Écran, n° 31, Aralık 1974, p. 55 ('Cinéma militant' ? 'Cinéma politique' ? De quoi s'agit-il ?) “Militan sinema” ya...
Sinema ve Diyalektik Sinema ve Diyalektik Pazartesi, 06 Mayıs 2013 01:33 Godard ve Dziga Vertov Grubu Jean-Luc Godord yaşamaktadır ve Paris'te yeni bir filmi gösterilmeye başlanmıştır. 1971 Haziran'ında, tehlik...
Propaganda Yapan Sinema Propaganda Yapan Sinema Pazartesi, 06 Mayıs 2013 01:24 Arş. Gör. Dr. Battal ODABAŞ Siyasal olayları anlatan, ama bunu yaparken sanatsal kaygılardan uzakta belli bir siyasal amacın gerçekleşmesi...
Yol filmi ve erkek ideolojisinin iflası Yol filmi ve erkek ideolojisinin iflası Cumartesi, 04 Mayıs 2013 23:55   YILMAZ TEKİN Yol filmi, yaratıcısı Yılmaz Güney'in kafasında ilk şekillendiği vakit filmin adı Yol değil Bayram’dır. Bu ismin ned...
Türkiye Sineması Neden Bölündü? Türkiye Sineması Neden Bölündü? Cumartesi, 04 Mayıs 2013 23:52 YILMAZ TEKİN Türkiye sosyo-politik, ekonomi-politik nitelikleri gereği sosyal, siyasal ve sanatsal konularda çeşitli bölünmelerin yaşandı...
Kürt Sinemacılar, Bir Sinema Manifestosu Yayınlamalı! Kürt Sinemacılar, Bir Sinema Manifestosu Yayınlamalı! Cumartesi, 04 Mayıs 2013 23:48 Kürt sineması kavramını son on yıldır sıklıkla duyuyoruz. Çeşitli akademik tartışmalarda ve yapılan sinema sohbetlerinde bu kavrama yöneli...
Kürt Sineması Nedir, Ne Değildir? Kürt Sineması Nedir, Ne Değildir? Perşembe, 02 Mayıs 2013 23:39 Bir önceki yazımda Kürt sinemacılarının bir manifesto yayınlaması gerektiğine dair düşüncelerimi kısa bir değerlendirme halinde dile getir...
12 Eylül ve Mavi Ring Filmi 12 Eylül ve Mavi Ring Filmi Perşembe, 02 Mayıs 2013 23:34   YILMAZ TEKİN Avrupa sineması çok erken döneminde kıta kaynaklı totalitarizm, faşizm ve soykırımla bir noktada hesaplaşmasını tama...
Jim Jarmusch Sineması Jim Jarmusch Sineması Perşembe, 02 Mayıs 2013 23:28         Jim Jarmusch Sineması, Stranger Than Paradise ve Deleuzeyen Bir Bakış   YILMAZ TEKİN Sinema üzerin...
Koparılmış Kürt Çiçekleri * ve Pera Berbangê Koparılmış Kürt Çiçekleri * ve Pera Berbangê Perşembe, 02 Mayıs 2013 01:29 “Kuru kengerler gibi rüzgarın önünde savrulupduruyoruz. Rüzgar bile bizimle dalgasını geçiyor…” Pera Berbangê Taş binaların içinde mutlu...
Gerayiş, Mekân ve Bellek Konteksti! Gerayiş, Mekân ve Bellek Konteksti! Perşembe, 02 Mayıs 2013 01:23 YILMAZ TEKİN Mekânsal kontekstin, insanın zihin dünyasında yarattığı imgesel çağrışımlar bir noktada insan belleğinde hatırayı güncelleşt...
Bir Düşünme Faaliyeti Olarak İnsanın İmaj Yaratması Bir Düşünme Faaliyeti Olarak İnsanın İmaj Yaratması Perşembe, 02 Mayıs 2013 01:21 YILMAZ TEKİN Politik, felsefi, estetik bir nosyon olarak sinema, modern insanın bilinç-bilinç ötesi dünyasında etkili bir anlatım biçimi ...
Was, Kişisel Olan Politik, Politik Olan Kişiseldir! Was, Kişisel Olan Politik, Politik Olan Kişiseldir! Perşembe, 02 Mayıs 2013 01:15 YILMAZ TEKİN Alman oyun yazarı Bertolt Brecht kendi tiyatrosunun uyguladığı dramatik kuralları sıralarken "tarihselleştirme" nosyonunu da...
‘Maskeli’ Tiyatro ‘Maskeli’ Tiyatro Çarşamba, 01 Mayıs 2013 11:04   Tiyatro alanındaki devlet politikaları iyi anlaşılmadan sistem dışı bir tiyatro geliştirmek oldukça zordur. Devlet kendi tekelle...
Texte Reş, Ghobadi ve Kürt Sineması Texte Reş, Ghobadi ve Kürt Sineması Salı, 30 Nisan 2013 23:18 Texté Reş. Kara Tahta. Ne yapılabilir kara bir tahtayla? Yazı yazılabilir örneğin. Evet yazı yazılır kara tahtaya ve bununla özdeşleşmişti...
Kürt Sineması mı Kürdistan Sineması mı? Kürt Sineması mı Kürdistan Sineması mı? Salı, 30 Nisan 2013 14:06 YILMAZ TEKİN Bir süredir hem kendime sorduğum hem de çevremdeki insanlarla tartışmaya çalıştığım bir konudur Kürt Sineması... Bu konuda y...
Helebçe – Zarokên wenda Helebçe – Zarokên wenda Cuma, 26 Nisan 2013 11:12 Bi Elmanî Halabja - Die verlorene KinderBi îngîlîzî Halabja – the lost children Rêzên jorîn navê fîlmeke kurdî ye. Qirkirin û yekîtî...
Amûdê û sînemeya şewitî? Amûdê û sînemeya şewitî? Cuma, 26 Nisan 2013 11:08 Navê Amûdê ji sala Toşê de bi şewatê derketibû. Di 1937ê de, Sûriya di bin sêwana Fransiyan de bû û balefirên xaçhilgiran Amûdê û gundên d...
Çarpıcı bir belgesel; Can Baz Çarpıcı bir belgesel; Can Baz Perşembe, 25 Nisan 2013 16:33 Genç yönetmen Özay Şahin’in İstanbul’da yaşamakta olan Konyalı tinerci Kürt çocuğun ve sokaklarda müzik yapan Grup Siya Siyabend üyesi gen...
Kürt Film Festivalleri’nin Önemi Kürt Film Festivalleri’nin Önemi Perşembe, 25 Nisan 2013 16:18 Her geçen gün yedinci sanat olarak da bilinen; tiyatro, resim, fotografçılık, şiir, roman ve müzik gibi sanatları da içinde barındıran sin...
Kürt Filmini Nasıl Tanımlamalı? Kürt Filmini Nasıl Tanımlamalı? Perşembe, 25 Nisan 2013 16:15 Özellikle Bahman Ghobadi’nin filmlerinin uluslararası alanda ödüller almasinin ardından, Kürt filmleri ve sineması adından daha çok sözett...
Andrey Arsenyeviç Tarkovski (1932-1986) Andrey Arsenyeviç Tarkovski (1932-1986) Perşembe, 25 Nisan 2013 14:05 “Ne olursa olsun; yalnızca bir mal olarak tüketilmek istenmeyen her türlü sanatın amacı; hiç şüphesiz kendine ve çevresine hayatın ve in...
Tarkovsky Sineması, Sanatı ve Stalker Filmi Tarkovsky Sineması, Sanatı ve Stalker Filmi Perşembe, 25 Nisan 2013 14:02 Andrei Tarkovsky, sinema sanatını bir avuç filmiyle tepeden tırnağa dönüştürmüş büyük bir yönetmen; sanatın ve insan varlığının amacı üzer...
Shakespeare’iN Globe Tiyatrosu Shakespeare’iN Globe Tiyatrosu Pazartesi, 22 Nisan 2013 21:41 Engin batı kültürü içinde, ondan etkilenmemiş, onu anmamış, onun bir cümlesini veya bir eserini kullanmamış bir tek sanatçı dahi yoktur. R...
Politik Filmler Serisi Politik Filmler Serisi Çarşamba, 17 Nisan 2013 19:20 Dünya coğrafyasında her toprak esaretin bir gerçeklik ve özgürlüğün de hayal olarak kaldığı düşüncelere evsahipliği yapmıştır. Düşünceler ...
Kanlı Sinema Kanlı Sinema Çarşamba, 17 Nisan 2013 18:55 Defalarca yazılıp çizilmiştir, "sinema tarihinin en vahşi filmleri" adı altında sayısız listeler, eleştiriler bulunur. Tüm bu listelerin o...
Bahman Ghobadi ve Kürt Sineması Bahman Ghobadi ve Kürt Sineması Çarşamba, 17 Nisan 2013 18:45 Bahman Ghobadi ismi sinemaseverler için ”Kaplumbağalar da Uçar” filmiyle akıllara kazınmıştır. Kürt yönetmen sinemaya adım attığı ilk ...
Kültür Kültür Salı, 16 Nisan 2013 16:55 Kültür, tarihsel süreç içinde toplumların, uygarlıkların, çıkışlarında yer edinmiş ve vazgeçilmez bir kavram olarak hala günümüzde sıcaklı...
Sessiz Filmler Dosyası Sessiz Filmler Dosyası Pazartesi, 15 Nisan 2013 12:36 Michel Hazanavicius’un sinema seyircisini alıp bir nostalji fırtınasının içerisine bıraktığı ödül rekortmeni filmi The Artist ile birlikte y...
Kakşar Oremar: Folklor ya da bir halkın yaşam öyküsü Kakşar Oremar: Folklor ya da bir halkın yaşam öyküsü Pazartesi, 15 Nisan 2013 12:14 Folklor kelimesi, Folk (millet, halk) + Lore (bilgi) sözcüklerinin birleşiminden oluşan İngilizce Folklore kelimesinden geliyor. Geniş anl...
Bi Mîzgîn Arslan re li ser Bi Mîzgîn Arslan re li ser "Kirasê Mirinê" hevpeyivîn Cumartesi, 13 Nisan 2013 22:48 Gülizer Temel Hun dikarin qala xwe bikin? Mîzgîn Arslan kî ye? Ez gûndekî  Mêrdînê ji dayîk bûm. Gundê me g...
Sinemanın Adını Koymak: Dilini Arayan Kürt Sineması Sinemanın Adını Koymak: Dilini Arayan Kürt Sineması Cumartesi, 13 Nisan 2013 22:45 Serin bir ikindi vakti Diyarbakır’a indiğimde tepemde jetler uçmaktaydı. Anayasa Mahkemesi Demokratik Toplum Partisi’ne açılan kap...
Ghobadi Filmlerinde Kürt Kadını ve Temsili Ghobadi Filmlerinde Kürt Kadını ve Temsili Cumartesi, 13 Nisan 2013 22:37 Murat Barin Bahman Ghobadi filmleri, Kürdün hayatını temsil etmesi bakımından oldukça gerçekçi ve sade filmlerdir. Onun filmlerinde Kürtl...
Kürt tiyatrosu kurumsallaşmalı Kürt tiyatrosu kurumsallaşmalı Cumartesi, 13 Nisan 2013 22:27 Ali Rıza Kılınç / Mehmet ÇakmakçıKürt tiyatrocularla Kürt tiyatrosunun içinde bulunduğu koşulları ve geleceğini konuştuk 
Bağımsız sinema (nedir, ne değildir) Bağımsız sinema (nedir, ne değildir) Cumartesi, 13 Nisan 2013 22:17   Bağımsız sinema "sözünü ilk kez 1960'lı yıllarda duymuştum. John Cassavetes'in ilk filmi "Shadows" (Gölgeler) için söyleniyordu bu...
Kürt Sineması / Yazan: Mizgin Müjde Arslan Kürt Sineması / Yazan: Mizgin Müjde Arslan Cumartesi, 13 Nisan 2013 22:03 Kürt sinemasında Bahman Ghobadi nin Dema Hepsên Serxweş filmiyle Cannes Film Festivali nde Altın Kamera ödülünü aldığı 2000 yılı milat alı...
Faşizm Üzerine 12 Film Faşizm Üzerine 12 Film Cuma, 12 Nisan 2013 02:00  Not: Filmleri İzlemek İçin Turuncu Yazılı Başlıklarına Tıklayınız Dünyaya savaşlar, acılar, ölümler ve büyük zihinsel hastalıklar g...
Sergey M. Eisenstein Sergey M. Eisenstein Perşembe, 11 Nisan 2013 09:11 Sergey M. Eisenstein, 23 Ocak 1898’de Çarlık Rusya’nın Baltık kıyısındaki sömürgesi Letonya’nın Riga kentinde dünyaya gelir. Mimar-mühendi...
Tanrıyı Tartışan Filmler Tanrıyı Tartışan Filmler Perşembe, 11 Nisan 2013 09:02 Kimisine göre ‘acı ama gerçek’ kimilerine göre ‘sadece gerçek’, tanrı bir şekilde sinemacıların kariyerlerini etkiliyor. Da...
Sinemada Ses Unsuru Sinemada Ses Unsuru Perşembe, 11 Nisan 2013 08:58 Sinemasal anlatıcının işitsel ve görsel olmak üzere iki temel yapısı vardır ve sinemasal anlatıcı bu başlıkların altında yer alan ses...
Dramatik Sanatlar Nedir? Dramatik Sanatlar Nedir? Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:50 Dramatik Sanatlar : İnsanın, eyleme dönüşmüş ifadelerle kendini veya bir olayı, bir olguyu anlattığı sanatlardır: Tiyatro, opera, müzikal ...
Shakespeare Döneminde Tiyatro Shakespeare Döneminde Tiyatro Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:47 Shakespeare’in Londra’ya gidip meslek yaşamına başladığı yıllarda İngiltere’de oldukça canlı bir tiyatro ortamı yeşermişti bile. Gerek şii...
Feminist Tiyatro Feminist Tiyatro Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:42 Yeni kadın özgürlüğü hareketinin 1970’lerin ortalarında güçlenmesiyle birlikte, aralarındaki çeşitli farklılıklara karşın, kadın­larla kad...
Sinemada Akımlar Sinemada Akımlar Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:36 Sinema denilen büyülü perde oyunları LUMİERE kardeşlerin yaptığı SİNAMASKOP denilen aletle birlikte doğmuş ve dünyada meydana gelen her ye...
Şiir ve Sinema Şiir ve Sinema Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:32 Octavio Paz şöyle demişti: "Zincire vurulmuş bir adamın, dünyayı parçalayacak gücü kazanması için gözlerini kapaması yeter";ben de bu sözü...
Toplumsal Tip Olarak Çocuğun Sinemada Temsili Toplumsal Tip Olarak Çocuğun Sinemada Temsili Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:28 Çıkış noktamız bu kez Jean-Pierre Faye'ın oldukça sıcak ama bir o kadar da ağır felsefi bir karakter taşıyan bir Heidegger metni... Daha d...
Dünya Sinemasında İlkler Dünya Sinemasında İlkler Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:25 Kinetoskop’u keşfeden ilk mucit: Thomas Edison (1892). İlk film gösteriminin yapıldığı mekan: Paris’te Capucines Bulvarı’ndak...
Sinema ve Edebiyat Türleri Arasında Görülen Etkileşimler Sinema ve Edebiyat Türleri Arasında Görülen Etkileşimler Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:15 Sanat, biçim-içerik ilişkisinin birlikteliğiyle var olmaktadır. Biçimsel  öğelerle içeriksel öğelerin yoğrulması sanat yapıtının olu...
Kısa Film Nedir, Ne Değildir? Kısa Film Nedir, Ne Değildir? Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:09 1996 yılında “kısa film”in ne olduğunu soruşturan bir kitap yayınlanmıştı. Yazar “kısa film nedir?” sorusu için dönemin bilinen sorularını...
Sinema ve Tv’de Çekim Ölçekleri Sinema ve Tv’de Çekim Ölçekleri Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:03   İnsanın anatomisini esas alan çekim ölçekleri, sanatın kabul gören binlerce yıllık mirasından alınarak devinimli görüntüye de akta...
Sinematografi Üzerine - 1 Sinematografi Üzerine - 1 Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:02 Sinemada çok önem verdiğimiz bir unsur sinematografi, peki nedir bu unsur, bırakalım şimdi sözlüklerdeki edebi klişe tanımlamaları ve sine...
Sinemanın Doğuşu Sinemanın Doğuşu Pazartesi, 08 Nisan 2013 21:00 İnsanların ilk sinemayla tanışmaları nasıl oldu? Öyle ya,insanlar hiç bilmedikleri bir dünya ile tanışıyorlar ve bu dünyanın nimetlerinden...
Kuantum Fiziğinin Şiiri: Sinema Kuantum Fiziğinin Şiiri: Sinema Pazartesi, 08 Nisan 2013 20:57 Ah şu bilmek, ne enteresan şeydir öyle… Sanat tarihini, bilmenin ışığından ayırmanın bizi gaflete düşürdüğü kesindir. Bil- mek, bil-im, b...
Sinema ve Psikoloji - 1 Sinema ve Psikoloji - 1 Pazartesi, 08 Nisan 2013 20:52 Sinema, büyüleyen, insanları gerçek yaşamdan kısa süreliğine uzaklaşıp bir düş dünyasında gezinmemize, filmdeki karakterlerle özdeşleşip k...
Dramaya Karşı Bir ‘Kameralı Adam’ Dramaya Karşı Bir ‘Kameralı Adam’ Pazartesi, 08 Nisan 2013 14:56 Dziga Vertov’un 1929 yılı tarihli ‘’Kameralı Adam ‘’adlı filmi dünya sinema tarihinde önemli bir yer tutar. Özelikle kendisinden sonra gel...
Yolcuya Yolcuya Salı, 02 Nisan 2013 16:26 Halil ve yürümek. Güneşin ilk ışınlarını yakalamaya ya da dağlara bulanan o koyu sislere yetişmeye çalışan, her şeyin o ilk ve saf haline do...
Kürt Sinemasına Bakış Kürt Sinemasına Bakış Pazar, 31 Mart 2013 00:09 İlk Kürt sinema filmi olan Zarê, aynı zamanda Ermeni sinemasının kurucusu sayılan Ermeni yönetmen Hamo Beknazaryan(1892-1969) tarafından ç...
 "Bîranîna Şehîdên Sînema Amûdê" Pazar, 31 Mart 2013 00:00 Amûdê, li başûrê-rojavayê Kurdistanê bajarekî biçûk e. Li herêma ku bajarê Amûdê lê ye, kîjan dever bê kolan, şopa bûyerên dîrokî yên gir...
Reha Erdem’in Jîn’ine eleştirel bir Kürt bakışı Reha Erdem’in Jîn’ine eleştirel bir Kürt bakışı Cumartesi, 30 Mart 2013 23:52 Bir film düşünün; bir Kürt, Ege köylülerinin yaşamı üzerinden evrensel bir konuyu işliyor. Egeliler hakkında birçok şey okumuş dinlemiş, i...
Kürt Sinemasına Eleştirel Bakış Kürt Sinemasına Eleştirel Bakış Cumartesi, 30 Mart 2013 23:13 Kameralar henüz gerçeği yansıtmadı Kürt sinemasının öncelikle ışığı ve kamerayı doğru yere, olaya ve kişiye tutup tutmadığı önemlidir. Do...
Öfkeli ve özgür yönetmenler Öfkeli ve özgür yönetmenler Cumartesi, 30 Mart 2013 16:32 Bağımsız sinemanın ilk yönetmenleri Lindsay Anderson, Karel Reisz ve Tony Richardson’du. Daha sonra onlara John Schlesinger, Ken Loach gib...
Sinemada Kadın Sinemada Kadın Cumartesi, 30 Mart 2013 16:17 Egemen güçlerin baskısıyla sinema kendisine her dönem bir düşman bulmuştur. Bulunan düşman, aslında sinemanın tercihi olmayıp, tamamıyla e...
Özgürleşme sorunu ve sinema Özgürleşme sorunu ve sinema Cumartesi, 30 Mart 2013 16:13 İnsan ve uygarlıklar tarihi kadar eski ve kökenli bir sorundur özgürleşme sorunu. Halen bir çözüme kavuşturulamamış ama bu sorunun da çözü...
Kürt sineması ve Bahman Ghobadi Kürt sineması ve Bahman Ghobadi Cumartesi, 30 Mart 2013 16:10 Son yıllarda özellikle İran ve Türkiye'de üretilen sinema filmleri Kürtler'i cinema alanında dünya ölçeğine taşıdı. Çoğunluğu Kürt yönetme...
Türk Sinemasında Kürtler Türk Sinemasında Kürtler Cumartesi, 30 Mart 2013 16:06 Türkiye sineması tarihi boyunca Kürtler’i Kürt olarak yansıtmaktan kaçınmıştır, bir anlamda inkar etmiştir Kürt gerçekliğini. Türkiye...
Bir sürgün sineması olarak Kürt Sineması Bir sürgün sineması olarak Kürt Sineması Cumartesi, 30 Mart 2013 16:02 Sinema her ne kadar sanatsal bir uğraşı olsa da, aynı zamanda ekonomik ve teknik bir altyapının üstünde yükselen bir endüstridir. Ame...
Kürt sineması için ortak bir strateji arayışı Kürt sineması için ortak bir strateji arayışı Cumartesi, 30 Mart 2013 15:56 Sinema dünyasına yeni giriş yapmasına ve şimdiden ciddi ürünler vermesine rağmen Kürt sineması ciddi sorunları da içinde barındırıyor. Bu ...
Dizi dizi şovenizm Dizi dizi şovenizm Cumartesi, 30 Mart 2013 15:51 Özellikle de 1990’lı yılların sonlarına doğru artan rekabet üzerine televizyon yayıncıları “dizi film”i keşfetti. Dizi film, seyirci topla...
Yangında filizlenen çiçek ya da Kürt Sineması Yangında filizlenen çiçek ya da Kürt Sineması Cumartesi, 30 Mart 2013 15:48   Tarih denince akla ilk gelen savaşlar olur nedense; ilk akla gelmesinin, gelmesi gereken olmasının tabiki de haklı gerekçeleri var...
Dağların İlk Tiyatro Sanatçılarına Dağların İlk Tiyatro Sanatçılarına Cumartesi, 30 Mart 2013 15:44 Dağda ilk profesyonel tiyatroyu sahneleyen, onlardı. Bin beş yüz gerillanın önünde, Zap gibi, savaşın orta yerinde,zorlu bir alanda, Parle...
Nasil bir sinema? Nasil bir sinema? Cumartesi, 30 Mart 2013 15:41    Louise Lumiere 1895’te sinematografiyi (kamera) keşfederek, ilk filmi (belgesel) çekip halka açık ilk gösterimi de yaparak, ...
Kürt sinemasına layıkıyla girmek Kürt sinemasına layıkıyla girmek Cumartesi, 30 Mart 2013 15:35   Eski ve yeni Kürt arasındaki farkı, bu farkı yaratanların mücadelesi görülmeden, sırf popüler olma, kendini kabul ettirme adına, bu ...
Sînemaya Çiyayan Sînemaya Çiyayan Cumartesi, 30 Mart 2013 15:29 BEHDÎNAN - Gava mirov navê Xelîl Dag (Çiya) dibihîse, “Sînemaya Çiyayan” tê bîra mirov. Şagirta Xelîl Dag, Jînda Baran destnîşan kir ...
Sinema ile tasavvuf ilişkisinde Sinematografi Sinema ile tasavvuf ilişkisinde Sinematografi Cuma, 29 Mart 2013 18:14 Sinema ile tasavvuf ilişkisinin ele alınması, sinemanın şimdiye kadar, düşünce ile, felsefe ile, metafizik ile ilişkisini ele almayı, bu k...
“PERDE”yle Eriyen Duygularımız “PERDE”yle Eriyen Duygularımız Cuma, 29 Mart 2013 18:02   İnsan ruhuna şöyle bir ayna tuttuğumuz da; gökkuşağında ki renkleri andıran ve insanı insan yapan bir takım duygulara tanık olmakt...
Kürt aydını, Halil Uysal Dağ ve dağların ardı... Kürt aydını, Halil Uysal Dağ ve dağların ardı... Cuma, 29 Mart 2013 12:50 Türkiye'deki gazeteciler, PKK hareketini anlamaya çalışanlar ve yorumlayanlarla karşılaşıp meseleyi konuştuğumuzda söz gerillanın kültür ve ...
Şano Şano Çarşamba, 27 Mart 2013 15:24 Şanogeh: meydana lîstikê.Ji dema berê ve heta îro di jiyana mirovan de gelek guhertin çêbûne. Bi taybetî di hunerê de, wek şano. Bing...
Sinema tarihi Sinema tarihi Salı, 26 Mart 2013 13:20    Sinemanın temelinde yatan yanılsama, beynin gözün ağ tabakası üzerine düşen görüntüyü kaybolmasından sonra da kısa bir süre al...
Filmin Doğuşu ! Filmin Doğuşu ! Salı, 26 Mart 2013 13:09 Lumiere kardeşler gelişSinematograf adlı aygıtla ilk kez hareketli görüntü elde ettiler. Bu olay sinemanın doğuşunu müjdeleyen e...
Sinemada Ses Sinemada Ses Salı, 26 Mart 2013 13:05 Dünyada ilk sesli film 1927 yılında çekilen “Caz Şarkıcısı”  (The Jazz Singer) isimli Amerikan yapımlı filmdir.
Sanat Nedir? Sanatçı Kime Denir? Sanat Nedir? Sanatçı Kime Denir? Salı, 26 Mart 2013 13:01 Sanat Nedir? Sanat en genel anlamıyla, yaratıcılığın veya hayal gücünün ifadesi olarak anlaşılır. Tarih boyunca neyin sanat olarak adland...
Tutsak Halkın Sinemacısı Tutsak Halkın Sinemacısı Pazar, 24 Mart 2013 14:50 “Bir başlasam bütün zaman duracak ellerimde, çok iyi biliyorum. Yola bir koyulsam su gibi akacak her şey avuçlarımın arasından, biliyorum… B...
Senaryo Oluşturma Senaryo Oluşturma Perşembe, 21 Mart 2013 18:44 ,   Senaryo: Görsel AnlatıSinemasal Anlatıda Senaryonun İşleviAnlatı Biçimleri ve Senaryonun ÖzellikleriSinopsis, Tretman, Dekupaj, S...
Kısa Film Nedir ? Kısa Film Nedir ? Perşembe, 21 Mart 2013 18:41 Kısa film, gevezelik yapmadan kısa zamanda çok şey anlatma esasına dayanır. Kısa filmler kısa süre içerisinde birçok şeyi ifade edebilen ...
 Sinemada Meslekler Sinemada Meslekler Perşembe, 21 Mart 2013 18:39   Sinema, ortaya çıkan ürün için çalışan çeşitli meslek grupları tarafından meydana getirilir. Ülkemizde bu mesleklerden bazıları yo...
 Korku Filmi Türü Korku Filmi Türü Perşembe, 21 Mart 2013 18:37   Bu tür, adından da anlaşılacağı gibi, izleyicilerde korku uyandıran kişileri, olayları, durumları işleyen bir türdür. Korkunç olay...
Belgesel Sinema Nedir? Belgesel Sinema Nedir? Perşembe, 21 Mart 2013 18:35 Sinemanın ele aldığı konulardan korku, bilim kurgu, komedi gibi türlerden anlatım ve işleyişi en zor sinema çeşididir. Belgesel film çeşit...
 Sanatta Pornografi ve Görüntü İlişkisi Sanatta Pornografi ve Görüntü İlişkisi Perşembe, 21 Mart 2013 18:33 "Birine pornografik görünen, bir başkası için dehanın kahkahasıdır."D. H. LawrenceTarih boyunca cinsellik tüm sanat dallarında yer almıştı...
 Pornografi Pornografi Perşembe, 21 Mart 2013 18:30 Cinsellik, hem toplumumuzda hem de diğer toplumlarda çok rahat bir şekilde açığa vurulmuş bir kavram değildir. O, her zaman varolmuştur am...
 Son Dönem Fransız Sineması Son Dönem Fransız Sineması Perşembe, 21 Mart 2013 18:11 Fransız sinemasının son otuz yılını anlayabilmek için 1960 yılında Yeni Dalga ile birlikte ortaya çıkan bir değişimi bilmek gerekmektedir....
 Çin Çılgın Akım Sineması Çin Çılgın Akım Sineması Perşembe, 21 Mart 2013 18:08 1930'lu yılların başından itibaren Çin sineması, "dev bir çağ"a girdi. Bu dönemde daha önceleri asıl ilgilerini operaya yönelten solcu san...
 Modern İran Sineması Modern İran Sineması Perşembe, 21 Mart 2013 18:07   MODERN İRAN SİNEMASININ KAYNAKLARI VE GELİŞİMİBir medeniyet ne kadar mozaik kültür ve zengin sanatlardan beslenmişse kendi geleneğ...
İran’ın Yaratıcı Kadın Sinemacıları İran’ın Yaratıcı Kadın Sinemacıları Perşembe, 21 Mart 2013 18:05 İran sinemasında kadının yerini araştıran Fatin Kanat `Kadınlar inanılmaz badireleri aşarak çalışma yürütüyorlar' diyor Fatin Kanat, bir ö...
 İran Sinemasının Kısa Tarihi İran Sinemasının Kısa Tarihi Perşembe, 21 Mart 2013 18:03   İlk Dönem§ Kaçar hanedanından Muzafereddin Şah 1900 yılında gittiği Fransa’da sarayın ekkasbaşısı Mirza İbrahimhan ile gördüğü sin...
Neden Kurgu? Neden Kurgu? Perşembe, 21 Mart 2013 18:01   Kalemle kalemtraş arasındaki ilişkiyi düşünün. Kurşunun etrafındaki ağacı sıyırarak, binbir güçlükte sivri mi sivri hâle getirdiğini...
 Genç İsviçre Sineması Genç İsviçre Sineması Perşembe, 21 Mart 2013 17:59 Genç İsviçre (özellikle Roman) Sineması'nın ortaya çıkışı 1964 dolaylarındadır. 1924'te doğmuş İsviçre sineması, İkinci Dünya Savaşı'na ka...
Fransız Sinemasının Doğuşu Fransız Sinemasının Doğuşu Perşembe, 21 Mart 2013 17:56 Fansız sineması deyince akla hemen Louis ve Auguste Lumière kardeşler gelmelidir. Bu kardeşler, kimsenin yadsıyamayacağı gibi sinemayı sin...
 Dışa Vurumcu Alman Sineması Dışa Vurumcu Alman Sineması Perşembe, 21 Mart 2013 17:54 1900lü yıllarda Fransa, Rusya, İsveç, Norveç, Çekoslovakya ve Polonya ile tek tük İngiltere ve Amerika'da görülen bu akım gerçek anlamda k...
 Sinemasal Gerçekçilik Sinemasal Gerçekçilik Perşembe, 21 Mart 2013 17:40 SİNEMASAL GERÇEKÇİLİK MANİFESTOSU / 20101895’te Auguste ve Louis Lumiere Kardeşlerin Cinematographe’ı icat edip, George Milies’nin ilk kon...
 Özgür Sinemacılar Manifestosu Özgür Sinemacılar Manifestosu Perşembe, 21 Mart 2013 17:39 “Hepimiz sinemacıyız”Aristoteles’in dediği gibi, kurmaca (fiction), bir yapılandırma operasyonu olarak yaşama biçim verdiği için. 
 Kinoglaz Eğitim Programı Manifestosu Kinoglaz Eğitim Programı Manifestosu Perşembe, 21 Mart 2013 17:39 1Drama halkın afyonudur.2Kahrolsun beyaz perdenin ölümsüz kralları ve kraliçeleri. Yaşasın sıradan, günlük işlerin başındaki ölümlü insanl...
 HİS Manifestosu HİS Manifestosu Perşembe, 21 Mart 2013 17:37 Herkes İçin Sinema1Sinemacılar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde filme çekmişlerdir, oysa önemli olan onu değiştirmektir.
 Kürt Sineması Çocukluk Döneminde Kürt Sineması Çocukluk Döneminde Perşembe, 21 Mart 2013 17:21 Kürdistan'ın Güneyinde düzenlenen Kürt Kısa Filmleri Festivali'nde bir araya gelen sanatçılar Kürt sinemasının çocukluk dönemi yaşadığına ...
 Futbol ve Sinema Üzerine Düşünmek Futbol ve Sinema Üzerine Düşünmek Perşembe, 21 Mart 2013 17:13 Sinema yazarı Tunca Arslan'ın uzun bir çalışmanın sonucu ortaya çıktığı her halinden belli olan kitabı "Futbol ve Sinema - Meşin Yuvarlağı...
Yeni Bir Sinema Estetiğinin Olanaklılığı Yeni Bir Sinema Estetiğinin Olanaklılığı Perşembe, 21 Mart 2013 17:03 Sinema estetiği ya da sinema kuramları denildiğinde, genellikle üzerinde ilerlenmeye çalışılan alanı Hollywood sineması ile Avrupa sinemas...
Sinema : Aynadaki Yansımaya Dokunma Arzusu Sinema : Aynadaki Yansımaya Dokunma Arzusu Perşembe, 21 Mart 2013 17:00 Sinemaya ne(r)den bulaştığımızı hatırlıyoruz. Bunun açık seçik olmadığını da kabul ediyoruz. Bu metnin inşa nedeni tam da bu karanlık hatı...
 Medyada Savaş Görüntüleri Üzerine Medyada Savaş Görüntüleri Üzerine Perşembe, 21 Mart 2013 16:57 Savaşlar kamuoyuna her zaman konunun uzmanlarının ve teknisyenlerinin desteğiyle, imaj ve montaj teknolojileri yenilenerek sunulmuştur. Bu...
 Eski Filmler Bugünün Dizilerinden Daha İyi Eski Filmler Bugünün Dizilerinden Daha İyi Perşembe, 21 Mart 2013 16:55 Son filmi Kader'le Altın Portakal kazanan Zeki Demirkubuz, "60'ların, 70'lerin sineması aşağılanıyor ama bugünkü dizilere baktığımızda esk...
“3 Boyutlu Hayat” “3 Boyutlu Hayat” Perşembe, 21 Mart 2013 16:49 3 BOYUTLU SİNEMA, TELEVİZYON                Çocukluğumdan beri hep ...
Sinema'nın Ünlü Filmleri Sinema'nın Ünlü Filmleri Perşembe, 21 Mart 2013 16:46   Bu seneki Oscar ödüllerine aday gösterilen filmler arasında iki biyografik filmin yer alması nedeniyle, özyaşamöyküsünü konu alan ...
Kültür ve sanatımız Kültür ve sanatımız Perşembe, 21 Mart 2013 00:47 İktidarı bir güç olarak elinde tutan tüm sistemler zaman içerisinde hegemonik bir hal olarak toplumu çepeçevre sarmaya başlar. Eğer toplum...
Sanat ve insan Sanat ve insan Perşembe, 21 Mart 2013 00:29   Fethi Abdullah/ Bingöl M Tipi CezaeviÖzellikle tarihi incelerken, yeni toplumsal alt-üst oluşlarda, sanatın kendi içinde önemli bi...
Tiyatronun ana dalları Tiyatronun ana dalları Perşembe, 21 Mart 2013 00:28 Mehmet YILDIRIM / Lüleburgaz Kapalı Cezaevi Tiyatro, Yunanca’da Theatron, Latince’de Theatrum ve İtalyanca’da Teatro’dur. Tiyat ise içi...
Sanatsal doğa doğasal sanat Sanatsal doğa doğasal sanat Perşembe, 21 Mart 2013 00:20 Yakup Kırmızı / Erzurum H Tipi CezaeviSanatın herkesi ikna eden tek bir tanımı yoktur. Her toplum, her kültür ve hatta her birey kendi özg...
Tiyatro Tarihi Tiyatro Tarihi Çarşamba, 20 Mart 2013 20:58   ANTİK ÇAĞ TİYATROSU Tiyatro ilk kez IO 6. yüzyılda Yunan toplumunda dinsel törenden özerkleşerek bir sanat türü haline geldi; din...
 Dünya Sinemasının İlkleri Dünya Sinemasının İlkleri Çarşamba, 20 Mart 2013 20:55 Kinetoskop’u keşfeden ilk mucit: Thomas Edison (1892). İlk film gösteriminin yapıldığı mekan: Paris’te Capucines Bulvarı’ndaki Grand Cafe (...
En iyi gotik korku filmleri En iyi gotik korku filmleri Çarşamba, 20 Mart 2013 20:54 Kerem Akça, sinema tarihinin en iyi 10 gotik korku filmini seçtiBu hafta John Carpenter’ın ilk gotik korku filmi “Koğuş”un vizyona girmesini...
Sinema Tarihi Sinema Tarihi Çarşamba, 20 Mart 2013 20:49   Sinema sanatının 20. yüzyılda gelişmiş, kendinden önce yaygınlık kazanmış bulunan resim, heykel, müzik, mimarlık gibi çeşitli sanat ...
 Sinemada 12 Eylül Sinemada 12 Eylül Çarşamba, 20 Mart 2013 16:46 Filmler, çekildiği veya ele aldığı dönemle ilgili ipuçları veren birer bellek ürünü olduğu için 12 Eylül darbesinden 31 yıl sonra, geriye ...
 Ulus Baker'in gözünden Yılmaz Güney sineması... Ulus Baker'in gözünden Yılmaz Güney sineması... Çarşamba, 20 Mart 2013 16:43 Politik herhangi bir eserin iktidara ilişkin belli bir fikirle ilgili zorunlu olarak bir tasavvura sahip olması gerektiği ölçüde, iktidarı...
Sinema ve Lenin Sinema ve Lenin Çarşamba, 20 Mart 2013 16:41   "Sinema ,tüm sanatların içinde bizim için en önemli olanıdır." V.I.Lenin Sinemanın içindeki devrimci özü ilk fark eden kişilerden...
 Sessiz çığlık: Charlie Chaplin Sessiz çığlık: Charlie Chaplin Çarşamba, 20 Mart 2013 16:38 “Komünist olmak en doğal hakkımdır!”   16 Nisan 1889’da Londra’da doğan Chaplin, yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Ai...
Türkiye sinemasında Türkiye sinemasında "kadın" olmak Çarşamba, 20 Mart 2013 16:34 Türkiye sinemasında "kadın" olmak - Asiye Dinçsoy (Bianet) 17 Mart 2012 - Medyanın ve herkesin bilmesi gerek ki hiç bir şey şiddet uygulam...
 Zeki Demirkubuz Sineması Üzerine... Zeki Demirkubuz Sineması Üzerine... Çarşamba, 20 Mart 2013 13:37 Demirkubuz bu koşullarda büyük ölçüde döviz üzerinden borçlanarak C Blok’u yönetti, film bittiğinde aldığı borçlar Türk Lirası üzerinden tar...
Hareketli Görüntünün Doğuşu Hareketli Görüntünün Doğuşu Çarşamba, 20 Mart 2013 13:34   Sinemanın mucidi olarak tanınan Louis ve Aguste Lumiere Kardeşler'in bütün illüzyonu insan gözünün yanılgısına ve ağ tabakasının b...
Yalnızlık Yalnızlık Çarşamba, 20 Mart 2013 13:32 Yalnızlık, şüphesiz biz insanoğlunun yaşamaktan en çok korktuğu duygulardan birisidir. Bir çoğumuzun köşe bucak kaçtığı bu duygu,bazen hiç...
Bir Şey Varsa Doğaldır Bir Şey Varsa Doğaldır Çarşamba, 20 Mart 2013 13:28   Dökümanter özellikleri ağır basan bir video çalışması kitaba dönüştüğünde tam bir belgesel olmuş. Her ne kadar kitabın formunu far...
Görüntünün Ideolojisi ve Kültür Görüntünün Ideolojisi ve Kültür Çarşamba, 20 Mart 2013 13:26   Son günlerde internette dolaşan bir bilgiye göre TRT, Disney ile oldukça büyük çaplı bir animasyon çalışmasına giriyormuş. "Türk a...
Sergei Eisenstein Sergei Eisenstein Çarşamba, 20 Mart 2013 13:23   “HAYATI VE YAPITLARI”Sergei M. Eisenstein bir film yönetmeni ve kuramcısı olarak her iki alanda da bir dahi olduğunu kanıtlamış bi...
Kübist Sinema Kübist Sinema Çarşamba, 20 Mart 2013 13:20   Meşhur kitabı "Marifetname"nin tuhaf biçimde kitabın kendisinden daha meşhur bölümü "Kıyafetname"de Erzurumlu İbrahim Hakkı, en az...
Çarpışan İkonlar Çarpışan İkonlar Çarşamba, 20 Mart 2013 13:18   Komplo teorilerini severiz, çünkü hem bir türlü çözümünü bulamadığımız sorunların bir 'peri sopası* dokunuşuyla çözüldüğü yanılsam...
Karanlıkta bir 'Üçüncü Adam Karanlıkta bir 'Üçüncü Adam Çarşamba, 20 Mart 2013 13:17   PeterJackson'ın 'Yüzüklerin Efendisi' kadar ihtişamlı olmamakla birlikte belki bu üçlemeden çok daha iyi bir filmi var: 'Heavenly ...
Jeneriğe Dikkat! Jeneriğe Dikkat! Çarşamba, 20 Mart 2013 13:16   Sinema göstergebiliminde kabul edildiği şekliyle film jeneriği kitap kapağı gibidir; nasıl önü ve arkasıyla kitap kapağının tasarı...
Alametlerin Kıyameti Alametlerin Kıyameti Çarşamba, 20 Mart 2013 13:15     Dikkatinizi çekmiştir, ortalık kıyamet ala-metleriyle ilgili kitap, TV dizisi, 'güya belgesel've filmlerden geçilmez hale ...
Sisler Arasında... Sisler Arasında... Çarşamba, 20 Mart 2013 13:12   Her ne kadar daha çok muhafazakâr korku filmlerine imza atmış, 'öteki' korkusunu akıldışı boyutlarda yeniden-ürettiği 'Village of ...
Ölüm : Politik Bir Sinemaya Direnmek Ölüm : Politik Bir Sinemaya Direnmek Çarşamba, 20 Mart 2013 13:09 Fantastik edebiyatın en güçlü sol kanat yazarı China Mieville'in 'Foundation' isimli öyküsü, binaların duvar ve temellerini dinleyen bir a...
Amerikan Filmlerinin Ortak Özellikleri Amerikan Filmlerinin Ortak Özellikleri Çarşamba, 20 Mart 2013 13:05     Amerikan filmlerindeki ortak ilginç özelliklere hiç dikkat ettiniz mi?
 Amerikan Filmlerinin Klasikleşmiş Planları Amerikan Filmlerinin Klasikleşmiş Planları Çarşamba, 20 Mart 2013 13:04 Polisin araştırma yaparken, mutlaka bir striptiz barına girmesi gerekir. Amerika'da bütün telefon numaraları 555 diye baslar. Şirin köpe...
Erkekler Dünyasında Ana Rahmi Erkekler Dünyasında Ana Rahmi Çarşamba, 20 Mart 2013 13:02     İster 'Da Vinci Şifresi' ve benzeri komplocu yapıtlardaki teorilere uygun biçimde tarihsel veriler değiştirilerek ...
Film Festivallerinin Uyması Gereken Kurallar Film Festivallerinin Uyması Gereken Kurallar Çarşamba, 20 Mart 2013 13:00 Aşağıdaki ilkeler Avrupa Film Festivalleri Koordinasyonu tarafından 4 Kasım 1995 te Amiens' te kabul edilen "CODE OF ETHİCS FOR FİLM FESTİ...
 Sinemada Takma İsimler Sinemada Takma İsimler Çarşamba, 20 Mart 2013 12:57 Oyuncu isimleri de racona uygun olmalı, bir güzellik, bir "artiz"lik taşımalı... İşte bu nedenle Bumin Gaffar Çıtanak, Suat Ebrem, Fahrett...
Çocuk Filmleri ve Özgür Ruhlar Çocuk Filmleri ve Özgür Ruhlar Çarşamba, 20 Mart 2013 12:36 Sinema endüstrisinde başlı başına bir sektör, çocuk filmleri… Hele bir de küçük kızınız aracılığıyla siz de takip etmek durumundaysanız! O...
2013 Filmleri: Animasyonda Uzakdoğu’nun ve Ghibli’nin Yılı 2013 Filmleri: Animasyonda Uzakdoğu’nun ve Ghibli’nin Yılı Çarşamba, 20 Mart 2013 12:24     Fırat Türkoğlu yazdı.           2013 ABD’deki animasyon filmleri açısından pek zen...
Femme Fatale: Sinemanın Ölümcül Kadınları Femme Fatale: Sinemanın Ölümcül Kadınları Çarşamba, 20 Mart 2013 12:20 Mitolojiden edebiyata, resimden müziğe ve sinemaya kadar bir sürü sanatta karşımıza çıkan ‘femme fatale’ karakterinin/deyişinin sinemada v...
Nasıl Bir Sanat Nasıl Bir Sanat Çarşamba, 20 Mart 2013 12:16 Sanat, toplumsal bilincin estetize edilmiş manevi değerlerini ifade eder. Sanatın diğer bütün alanlarından da beklendiği gibi; Sinema ve s...
Küba Sineması Küba Sineması Pazartesi, 18 Mart 2013 17:27 1971 Nisan’ında Havana‘da toplanan ilk eğitim ve kültür kongresinde, delegeler, Kuzey Amerika‘nın egemenliği sırasında Küba’nı...
Spartaküs: Özgürlük Emek İster Spartaküs: Özgürlük Emek İster Pazartesi, 18 Mart 2013 17:22 Büyük bir taş ocağında, cehennemsi sıcağın altında taş taşıyan kölelerden biri sırtındaki ağırlığa artık dayanamıyor ve yere düşüyor. Onun i...
İki Dil Bir Bavul İki Dil Bir Bavul Pazartesi, 18 Mart 2013 17:16 Resmi ideolojinin ve bütün devlet iktidarının yıllarca yok saydığı, inkar ederek ötelediği ve her seferin de bir dizi açıklamayla mahalli di...
Amerikan Deneysel Sineması Amerikan Deneysel Sineması Pazartesi, 18 Mart 2013 17:04 Deneysel Sinemanın net olarak tanımını yapmak zordur aslında. Nijat Özönbu ise tanımı şu şekilde yapmıştır: ‘’Sinema alanındaki her çeşit ye...
Komedi Filmleri – Gülsek mi, Ağlasak mı? Komedi Filmleri – Gülsek mi, Ağlasak mı? Pazartesi, 18 Mart 2013 16:59 Aristo komik olanı, ortalamadan aşağı olan insanların taklidi olarak nitelemiştir. Komedi soylu olanlara yaklaşamayan bir şeydir. Ama...
Sinemanın sokağa uzanan eli: İtalyan Yeni Gerçekçiliği Sinemanın sokağa uzanan eli: İtalyan Yeni Gerçekçiliği Pazartesi, 18 Mart 2013 16:52 Yeni gerçekçilik akımının ortaya çıkışını anlamak için o dönem İtalya’nın içinde bulunduğu tarihsel ve siyasal durumu bilmek gerekmekted...
Rashomon – Anlatmak Masum Bir Eylem midir? Rashomon – Anlatmak Masum Bir Eylem midir? Pazartesi, 18 Mart 2013 16:49 Gerçekler ve yalanlar “Rashomon kapısı gözümde her gün biraz daha büyüyordu,” (1)
Korku Sinemasında Maske Kullanımı Korku Sinemasında Maske Kullanımı Pazartesi, 18 Mart 2013 16:45 Personanın yani Türkçesiyle maskenin kökeni Roma Tiy atrosuna dayanmaktadır.  M.Ö 500’li yıllarda başlayan bu oyunlarda oyuncular roll...
‘ARAF’ daki İnsanlık ve Sanat ‘ARAF’ daki İnsanlık ve Sanat Pazartesi, 18 Mart 2013 16:40 Bir şehri anlamak, zaman ve gören gözler ister. Demir cevheri dökülüyor. Karşısında iki Karabük genci izliyor bu sanayileşme harikasını: ‘...
Aykırı Olmadan, Aykırı Olmak: Kiarostami ile İran Sineması Aykırı Olmadan, Aykırı Olmak: Kiarostami ile İran Sineması Pazartesi, 18 Mart 2013 16:38   Arkadaşın evine yolculuk  İran Yeni Dalga sinemacılarının en önde gelen yönetmenlerinden olan Kiarostami, filmlerinde e...
Şewata Zarokên Sînemaya Amûdê Şewata Zarokên Sînemaya Amûdê Pazar, 17 Mart 2013 16:15   Ehmed Mihemed  Nesrellah Hecî Ebdellah Seyda  Ilwan Ibrahîm Seyda  Seedellah Hecî Ebdellah Seyda  Ebdilrehman, kurê...
Görüntü yönetmeni ne iş yapar ? Görüntü yönetmeni ne iş yapar ? Perşembe, 14 Mart 2013 16:42 Yönetmen ile birikte çalışmaktadır.Çalışma alanı yönetmene göre farklılık gösterebilir.Görüntü yönetmeni kamera hareketleri ve açıları,kad...
Hapishane Filmleri Hapishane Filmleri Perşembe, 14 Mart 2013 00:31 Hapishaneler, sinemanın tarih boyunca oldukça sık uğradığı mekânlardandır. Zaman zaman büyük çoğunluğu söz konusu mekânda geçen, zaman z...
Paradigmasal bakışta dil Paradigmasal bakışta dil Çarşamba, 13 Mart 2013 17:15   Ferhat BAYSAL / Edirne F Tipi Cezaevi Güncellenme : 01.10.2011 08:34 İnsanları bir toplum haline getiren bireylerin ...
Oryantalizm: Zihniyet hegemonyası Oryantalizm: Zihniyet hegemonyası Çarşamba, 13 Mart 2013 17:14 Nedir oryantalizm? Hangi merhalelerden geçmiştir? Kapitalizmle bağı var mıdır? Açığa çıkan zihniyet nasıl gerçekleşti? Kuşkusuz bu yönlü...
Kültür ve Kültürel Değişim Kültür ve Kültürel Değişim Çarşamba, 13 Mart 2013 17:12 En basit toplumdan en gelişmiş topluma kadar insanların oluşturdukları tüm insan topluluklarında kültür olarak tanımlanan ortak bir olgu...
Phoolan Devi Phoolan Devi Çarşamba, 13 Mart 2013 17:05 Mağdur, Haydut, Lider, Politikacı:Efsanevi Haydutlar Kraliçesi Phulan Devi 11 yaşında kocaya satıldı16 yaşında tacizci kocasını ter...
Kurdistan’ın gök kuşağı; DOMLAR Kurdistan’ın gök kuşağı; DOMLAR Çarşamba, 13 Mart 2013 16:59 "Kadim ve Mazlum dilimin, inatçı kahkahasına...Ji bo Devlikenê Kejê"
50 years: Remembering the Amûde cinema fire 50 years: Remembering the Amûde cinema fire Çarşamba, 13 Mart 2013 16:53 On 13 November 1960 hundreds of Kurdish schoolchildren, most of whom were under the age of 14, perished in a blaze at a cinema in Amûde, Syr...
Navên Hin Goriyên Şewta Sînema Amûdê* Navên Hin Goriyên Şewta Sînema Amûdê* Çarşamba, 13 Mart 2013 16:40   Ehmed Mihemed  Nesrellah Hecî Ebdellah Seyda  Ilwan Ibrahîm Seyda  Seedellah Hecî Ebdellah Seyda&nbs...
Naza Emo (Nazo) Çareserkirina Qederê Naza Emo (Nazo) Çareserkirina Qederê Çarşamba, 13 Mart 2013 16:39 NAZA EMO (NAZO) Û ÇARESERKIRINA QEDERÊ  Naza Emo (Nazo) pîrejineke ji Amûdê ye. Ew niha jî li Amûê dijî û temenê wê do...
 Şahida Şahida "Şewitandina Sînema Amûdê" Çarşamba, 13 Mart 2013 16:37 "XWEDÊ ROJÊN WISA BI SERÊ GURÊN ÇIYA VE JÎ NEYINE....!"  Salihê Kevirbirî - Bochum/Elmanya"...Zarok ji bo Cezayirê çûbûn sînemê. Ji ...
Sînema Amûdê Çima Şewitî? Sînema Amûdê Çima Şewitî? Çarşamba, 13 Mart 2013 16:36       SÎNMEA AMÛDÊ ÇIMA ŞEWITÎ?  Dr. Ebdulbasit Seyda - Uppsala/Swêd 
Bihna Şewata Laşê Min Bihna Şewata Laşê Min Çarşamba, 13 Mart 2013 16:35  Alan ŞiwêşBayê pêşî ku kete sînga min, bayê Amûdê bû. Wê demê 19 sal di ser agir re derbas bûbûn. Lê weke her kesên Amûdê, agir bihn...
Trajedeya Sînema Amûdê û Bêdengiya Miletekî Trajedeya Sînema Amûdê û Bêdengiya Miletekî Çarşamba, 13 Mart 2013 16:33 44 sal piştî şewata Sînema Amûdê û şehîdketina bêtirî 283 zarokên kurd, tirs û bêdengiya Kurdan berdewam e.   Sîrwan Hecî Berko...
İlk Kürt filmi Grass mı? İlk Kürt filmi Grass mı? Çarşamba, 13 Mart 2013 16:15   İlk Kürt filmi Grass mı? Kürt sinema tarihi, yıllardır Ermeni asıllı Hamo Bek Nazarian’ın 1926 yılında çektiği “Zarê” filmiyle ba...
Sinemanın Hikayeleri - Figüran Üzerine Sinemanın Hikayeleri - Figüran Üzerine Çarşamba, 13 Mart 2013 16:10   Meyerhold'un bir temasını hatırlayalım: "Çehov'un ünlü cümlesi iyi bilinir: eğer ilk perdede duvara asılı bir tüfek varsa, oyunu...
Şok ve Beyin: Yılmaz Güney Sineması Üzerine Şok ve Beyin: Yılmaz Güney Sineması Üzerine Çarşamba, 13 Mart 2013 16:09 Sinemanın temsil sanatlarından biri olmadığı, insanı doğrudan doğada, çevresinde, ortamlarında,
Yine Sinema Üzerine Yine Sinema Üzerine Çarşamba, 13 Mart 2013 16:08 Dünyanın "görülebilir" hale gelmesi için o dev camera obscura'ların inşa edilmesi neden gerekmişti?
Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne Çarşamba, 13 Mart 2013 16:06   Yılmaz Güney sinematografisini ayırdeden bir özelliği, "vurdulu kırdılı" ("Çirkin Kral" dönemi mi?) diye tanımlanan ilk filimler...
 Sinema ve Tarih Sinema ve Tarih Çarşamba, 13 Mart 2013 16:05 Modern insan jestlerini yitirerek sinematik dünyaya açılmıştı. Bu açılış süreci, Alman sosyolog Norbert Elias'ın deyişine göre "uygarlık...
Sinematografik Aygıt Üzerine Dersler Sinematografik Aygıt Üzerine Dersler Çarşamba, 13 Mart 2013 16:04   Ders 1: Kapitalizmin bir Sentezi Olarak Sinema "Sinemaya aynı bakışı paylaşmayan bir çift birlikteliklerini sürdüremez. Bir...
İran Sineması ve Kadın İran Sineması ve Kadın Çarşamba, 13 Mart 2013 16:02   İran sinemasında yalnızca kadının varlığı konusunda değil, İslam'da aslında yasak olan "imajın" varlığını tartışmanız gerekir ön...
Godard ve Sinema Eleştirisinden Sinemaya Godard ve Sinema Eleştirisinden Sinemaya Çarşamba, 13 Mart 2013 16:01 Şöyle bir soruyu ortaya atarak başlayalım: acaba François Truffaut ve Jean-Luc Godard başta olmak üzere Fransız Yeni-Dalga'sını yaratan ...
Leibnizci Bir Sinema Leibnizci Bir Sinema Çarşamba, 13 Mart 2013 16:00 Filmik meselelerle uğraşanlar için Leibniz'ci bir soru işte: "nesnelere bakış açımız değişik olabilir mi?".
Sinematografi ve Halüsinasyon - Anlamlar Sirkülasyonu Sinematografi ve Halüsinasyon - Anlamlar Sirkülasyonu Çarşamba, 13 Mart 2013 15:58 İşitsel H'nun bir zamanlar araştırmacılar açısından büyük bir önemi, kurbanlarına kazandırdığı tuhaf bir büyü vardı...
Nazi Sinemasının Sinegözü Nazi Sinemasının Sinegözü Çarşamba, 13 Mart 2013 15:57 Daha önce, yetmişli yıllarda yalnızca Anti-Stalinist olmakla kalmayan, aynı zamanda sol-entellektüel bir liberalizmin izini kovalayan ba...
Toplumsal Tip Olarak Çocuğun Sinemada Temsili Toplumsal Tip Olarak Çocuğun Sinemada Temsili Çarşamba, 13 Mart 2013 15:55 Çıkış noktamız bu kez Jean-Pierre Faye'ın oldukça sıcak ama bir o kadar da ağır felsefi bir karakter taşıyan bir Heidegger metni..
Sovyet Sinema Tarihi Nedir? Bir “Tarihöncesi” Sovyet Sinema Tarihi Nedir? Bir “Tarihöncesi” Çarşamba, 13 Mart 2013 15:53 Hodinka nedir bilir misiniz? Moskova yakınlarında, üzerinde bugün bir askeri havaalanı (daha doğrusu "hava müzesi") bulunan ova...
Salo Ya Da Sinemanın Yüz Yılı Salo Ya Da Sinemanın Yüz Yılı Çarşamba, 13 Mart 2013 15:52 Hatırlayalım: PPP bu filmi 1975 yılında, Hayat Üçlemesi'nin (Decameron, Canterbury Hikayeleri ve Bin Bir Geceler) ardından "nihai filmi"...
Guy Debord'un Sineması Guy Debord'un Sineması Çarşamba, 13 Mart 2013 15:50 Burada amacım Guy Debord'un sinema alanındaki poetikasının, ya da daha doğrusu kompozisyon tekniğinin bazı yönlerini tanımlamak.
Şark'ın Şiiri/İran Sineması Şark'ın Şiiri/İran Sineması Çarşamba, 13 Mart 2013 15:40 "İran Sineması" başlık olarak alındığında, bu konuda araştırma yapan bir çok kişi, İran sinemasının kökenini 'taziye'ye daya...
Sanat ve Devrim Sanat ve Devrim Çarşamba, 13 Mart 2013 14:54 Sanatta fazla özgürlük, her zaman sanatın anlamsızlaşmasına yol açabilir.
Devrimci Sinema Üzerine Devrimci Sinema Üzerine Çarşamba, 13 Mart 2013 14:52 Fernando Solanas İle Devrimci Sinema Üzerine Bir Görüşme Bize filminizi (zaman, malzeme, mali gelir, filmde çalışanlar vs. bakımınd...
Türkiye Sinemasında Kürtler Türkiye Sinemasında Kürtler Pazartesi, 11 Mart 2013 14:57   Sermin Çakmak 19. yüzyılın ortalarında Tanzimat’la başlayıp 20. yüzyılın başlarında Jön Türklerle kurumlaşan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni...
Oscar û ARGO - (Ihsan Türkmen) Oscar û ARGO - (Ihsan Türkmen) Pazartesi, 11 Mart 2013 14:54 Xelatên Akademiyê yê Oscarê ya 85. roja duşemê hatine dayin. Xelatên Oscarê ku di destpêkê de bi navê „Academy Award of Merit“ (Xelatên Ak...
Türkiye Sinemasında Ötekinin Ötekisi Kürt Kadınlar ve 8 Mart Türkiye Sinemasında Ötekinin Ötekisi Kürt Kadınlar ve 8 Mart Pazartesi, 11 Mart 2013 14:28 Sermin Çakmak Önce babasına sonra kocasına ama hep ataerkil topluma ait kabul edilen, onların sahip oldukları soyadlarını ismimize eklerk...
Sînema çiraya gelan e Sînema çiraya gelan e Cumartesi, 09 Mart 2013 16:23 Sîrwan H. Berko  – Elmanya Dema behsa sînema tê kirin, yekser sînema bajarê min tê bîra min. Sînema Amûdê ku berî 52 salan dergehên xw...
Kurdên Sûriya û sînemaya penaber Kurdên Sûriya û sînemaya penaber Cumartesi, 09 Mart 2013 16:21 Hunerê heftem, ango sînema, berî her tiştî zimanek huneri ye, alavek payebilind a derbirîna huneri ye. Sînema ziman, wêne, mûsîk û liv e....
Kurteniherîneke li Sînemaya Kurdî Kurteniherîneke li Sînemaya Kurdî Cumartesi, 09 Mart 2013 16:19 Mistefa mihemed serdarê malpera kobani kurd-kurdistan soriya Dîroka sînemaya kurdî ne pirr kevn e. Heye ku bikaribe bihêt gotin ku Yilmaz...
Çîroka Sînemayê Çîroka Sînemayê Cuma, 08 Mart 2013 23:57 Fîlmê bêhempa yê bi navê “Trên Tê” beriya sedsalan bi hewldanên du birayan, Auguste û Louis Lumîêre hate nîşandan. Di vî fîlmê ku li ser ş...
Modernizm Düzleminde  Viridiana ve Fight Club Modernizm Düzleminde Viridiana ve Fight Club Salı, 05 Mart 2013 16:53   Toplumsal değişikliklerin sinema üzerindeki etkisi her zaman çok konuşan bir durum olmuştur. Filmlere bakarkende bu dönemsel değişik...
Sinema Ne Değildir? Sinema Ne Değildir? Salı, 05 Mart 2013 16:51 Sinema yapılmaya başlandığından bugüne kadar geçen yüz yıl boyunca sanatçıların ve yazarların bu sanat hakkındaki anlayışları hep gerçeğin o...
Çizgi ile Hikâye Anlatmak Çizgi ile Hikâye Anlatmak Salı, 05 Mart 2013 16:50 Çizgi-roman tarihin en eski sanatlarından biridir. Bu her ne kadar iddialı olduğu kadar ilginç bir tez olsa da, bütün paramatreler bu savı d...
Sinema ve Psikoloji Sinema ve Psikoloji Salı, 05 Mart 2013 16:47 Psikoloji, insanların dışarıdan gelen sinyallere tepki verme halidir. Bir insanın ruh halinin değişmesi için de bir olaya maruz kalması ve...
Duyarlı Olunması Gereken Hareket: Karşıt Sinema Duyarlı Olunması Gereken Hareket: Karşıt Sinema Salı, 05 Mart 2013 16:46 Karşıt Sinema, manifestosu geçtiğimiz günlerde yayınlanan dikkate değer bir yenilik. 20'li yaşlarda bir grup sinemacı genç tarafından, sin...
 En Kuşkucu Seyirciye Film Yapıyorum En Kuşkucu Seyirciye Film Yapıyorum Salı, 05 Mart 2013 11:30 Özgün sinema anlayışından, filmlerinin başarısından, ödüllerden söz edecek olsak 'övgüyle esir alınamayacağı'nı söyleyip itiraz eden bir y...
30 Yıl Sonra Sinema Nasıl Olacak? 30 Yıl Sonra Sinema Nasıl Olacak? Salı, 05 Mart 2013 11:28 Şimdi kullanılan tekniklerin olası gelişimi ile olası devrimleri ayrı ayrı incelemek gerek.
 İnternet Medyasını Ciddiye Almayan Demode Sinemacılar İnternet Medyasını Ciddiye Almayan Demode Sinemacılar Salı, 05 Mart 2013 11:27 Benim kuşağıma mensup sinefillerin, “sinema kültürü”ne susamışlıklarını giderebilmek ve bu alandaki bilgi birikimlerini zenginleştirebilme...
 Sinema ve Edebiyat Türleri Arasında Görülen Etkileşimler Sinema ve Edebiyat Türleri Arasında Görülen Etkileşimler Salı, 05 Mart 2013 11:23 ÖZET Sanat, biçim-içerik ilişkisinin birlikteliğiyle var olmaktadır. Biçimsel öğelerle içeriksel öğelerin yoğrulması sanat yapıtının oluşm...
 Şehrin İçinden Geçen Filmler Şehrin İçinden Geçen Filmler Salı, 05 Mart 2013 11:21 Sinema salonlarının derin karanlıklarında, büyüsüne kapıldığınız filmin buğulu atmosferinden gerçeğe döndüğünüzde, zaman zaman beyninizde ...
Sinema Bir Ülkenin Aynasıdır Sinema Bir Ülkenin Aynasıdır Salı, 05 Mart 2013 11:13 Yakup Sancı: 1945 yılında Rize'nin Pazar ilçesine bağlı Başköy'ünde dünyaya gelen Yunus Yılmaz'ın asıl Adı, Yunus Hiçyılmaz'dır. Lise yıll...
 Yönetmen Filmin Herşeyidir Yönetmen Filmin Herşeyidir Salı, 05 Mart 2013 11:11 Yakup Sancı: 1945 yılında Rize'nin Pazar ilçesine bağlı Başköy'ünde dünyaya gelen Yunus Yılmaz'ın asıl Adı, Yunus Hiçyılmaz'dır. Lise yıll...
 Kadın Yönetmenlerin Üç Dönemi Kadın Yönetmenlerin Üç Dönemi Salı, 05 Mart 2013 11:07 Feyturiye Esen, sinema tarihi yazarlarının görmezden geldiği bir isimdi. Türk sinemasının Sonku ve Şenerden sonra adı geçen 3. kadın yönet...
Sinemanın Gizli Kahramanları: Sinema Makinistleri Sinemanın Gizli Kahramanları: Sinema Makinistleri Salı, 05 Mart 2013 11:03 - Arş. Gör. Levent Yaylagül2 Giriş Filmler, yapım sürecinde birbirinden farklı görevleri üstlenen insanlar tarafından üretilmesine rağ...
Susma Cesareti Susma Cesareti Salı, 05 Mart 2013 10:53   Başrolünde Gwyneth Paltrow’un oynadığı ''Sylvia'' vesilesiyle Sylvia Plath, şiiri ve ‘intihar’ olgusunu içeren bir ...
 Çürüyen Sinema Çürüyen Sinema Salı, 05 Mart 2013 10:52 Sinemanın yüzyılı, bir yaşam devresinin biçimine sahip görünmektedir: kaçınılmaz doğum, şan ve şöhretlerin istikrarlı birikimi ve alçaklığ...
 Sessiz Sinemanın Sonu Sesli Sinemanın İlk Yılları Sessiz Sinemanın Sonu Sesli Sinemanın İlk Yılları Salı, 05 Mart 2013 10:50 Sessiz sinema,  bu yeni sanatta en son olarak varlık gösteren genç Sovyet okuluyla en gelişmiş durumuna ulaştı. Sessiz sinema,  böylelikle...
Bir Kuramcı : Eisenstein Bir Kuramcı : Eisenstein Salı, 05 Mart 2013 10:49   Bir Kuramcı : EisensteinVarlıklı bir Alman inşaat mühendisiyle Rus bir annenin oğlu olan Eisenstein, ömrünün ilk yıllarını Riga’da...
 Sinemanın Anlamı Üzerine Sinemanın Anlamı Üzerine Salı, 05 Mart 2013 10:47 Sinemanın başlangıcından günümüze tam 110 yıl geçti. Lumiere Kardeşler kendi buluşlarıyla deneme niteliği taşıyan kısacık filmler çekerek ...
Sinema Tadında Psikoterapi Sinema Tadında Psikoterapi Salı, 05 Mart 2013 09:44 Film terapisi, Sinema filmlerinin psikoz bozukluklar haricinde bazı psikolojik sorunların tedavisinde kullanılması yöntemi.
Sanat Filmleri Neden İzlenmez? Sanat Filmleri Neden İzlenmez? Pazartesi, 04 Mart 2013 20:32 “Sanat” kulağa çok hoş gelen bir kelimedir. İnsanlar onun yararlı, olması gereken, ayrıcalıklı kimselerce yürütülen çok özel bir etkinlik ...
Yeryüzünün Lanetlilerinin Sineması Yeryüzünün Lanetlilerinin Sineması Pazartesi, 04 Mart 2013 20:30 Yeni Sinema Hareketi 60’lıyıllardan başlayarak, özellikle yeni-sömürge ülkelerde ortaya çıkan bir sinema hareketidir. Afrikalıların koloni...
Eisenstein’in Sinema Kuramı Üzerine Notlar Eisenstein’in Sinema Kuramı Üzerine Notlar Pazartesi, 04 Mart 2013 20:29 İnsanın varoluşuna bir anlama çabası eşlik etmiştir her zaman. Kendisini, içinde yaşadığı doğayı, başını kaldırdığında gördüğü sonsuz uz...
Sinemanın sokağa uzanan eli: İtalyan Yeni Gerçekçiliği Sinemanın sokağa uzanan eli: İtalyan Yeni Gerçekçiliği Pazartesi, 04 Mart 2013 20:27 Yeni gerçekçilik akımının ortaya çıkışını anlamak için o dönem İtalya’nın içinde bulunduğu tarihsel ve siyasal durumu bilmek gerekmektedir...
Dziga Vertov’un Sinema Kuramı Pazartesi, 04 Mart 2013 20:15 Dziga Vertov’un Sinema Kuramı Dziga Vertov (Denis Arkadievich Kaufman)  1896 yılında dünyaya geldi. Lise yıllarında müzik eğitimi...
Belge Film Nedir? 1: Joris Ivens Belge Film Nedir? 1: Joris Ivens Pazartesi, 04 Mart 2013 20:14 Birçok sinema tarihçisi Belge filmlerin başlangıcı hakkında farklı tarihler ileri sürer. Bazıları Lumiere kardeşleri başlangıç o...
Sinema ve Toplum İlişkisi Üzerine Sinema ve Toplum İlişkisi Üzerine Pazartesi, 04 Mart 2013 20:13   Amaç Bu çalışmanın amacı sinema ve toplum ilişkisini, onu ortaya çıkaran nedenler ve sonuçlar ile birlikte ortaya koymaktır. Topl...
Sinemanın Şairaneliği: Şiirsel Gerçekçilik Sinemanın Şairaneliği: Şiirsel Gerçekçilik Pazartesi, 04 Mart 2013 20:13 Şiirsel Gerçekçilik (Realisme Poetique) 1930’larda Fransa’da ortaya çıkan bir sinema akımıdır. Akımın özelliklerine geçmeden önce, onu ort...
Oscar ve Politika Oscar ve Politika Perşembe, 28 Şubat 2013 20:28 Oscar ve PolitikaABD Sahne Sanatları ve Bilimler Akademisinin her yıl verdiği Oscar ödüllerinin en önemli yanı, aslında bu ödülleri ...
 Yönetmenlik? Yönetmenlik? Perşembe, 28 Şubat 2013 17:33 Yönetmenlik?Bizim Neden Bayram Filmlerimiz Yok?
Sinema'da Sinema'da "Doğu'daki Batılının Doğulu İmgesi" Üzerine Perşembe, 28 Şubat 2013 17:31 Sinema'da "Doğu'daki Batılının Doğulu İmgesi" ÜzerineCannes’da ve Berlin’de İki Büyük Ödül...
Propaganda Sineması Propaganda Sineması Perşembe, 28 Şubat 2013 17:30 Propaganda SinemasıSiyasal olayları anlatan, ama bunu yaparken sanatsal kaygılardan uzakta belli bir siyasal amacın gerçekleşmesi...
Filmin Filmin "Son"u Nasıl Olmalı? Perşembe, 28 Şubat 2013 17:25 Filmin "Son"u Nasıl Olmalı?Filmlerin başlangıç sahneleri kadar sonları da çok önemlidir. Başlangıç ile seyirciyi avucunuzun içine ...
Sinemalarda Şiddet ve Çocuklar Sinemalarda Şiddet ve Çocuklar Perşembe, 28 Şubat 2013 17:20 Sinemalarda Şiddet ve ÇocuklarSinemalarda Şiddet Ve Bu Filmlere İzlemeye Gelen Çocuklar, Onları Para İçin Engellemeyen Sinema Salonlar...
Sinemada Etik ve Estetik Sinemada Etik ve Estetik Perşembe, 28 Şubat 2013 17:16 Sinemada Etik ve EstetikSinema, tarihinin yeni bir aşamasının bir ara dönemini, bir geçiş dönemini yaşıyor. Bunun yolunu açan da g...
Sinema Tutkusu Sinema Tutkusu Perşembe, 28 Şubat 2013 17:11 Enis Rıza ile SöyleşiYıllar önce, üniversitedeydik Jean-Charles Tacchella'nın Travelling Avant (Öne Kaydırma) diye bir filmini seyretmişti...
DİJİTAL SİNEMA DİJİTAL SİNEMA Perşembe, 28 Şubat 2013 17:02 DİJİTAL SİNEMA (DIGITAL CINEMA) Savaş FERHAT Baş Kameraman TRT Ankara Televizyonu
Ji Dil Heya Fram: Di Sînema de Jin Ji Dil Heya Fram: Di Sînema de Jin Cuma, 22 Şubat 2013 20:24 Hemû rengên jiyanê di hembêza jinê de cih digire û bedewiyeke bêpayan pêk tîne. Lê mixabin bi taybet ev xweşikiya wê wek metayeke kirîn û fi...
Kurd û sînema Kurd û sînema Cuma, 22 Şubat 2013 20:23 Em dizanin ku sînema hunera herî dawiyê ye ya li ser rûyê erdê. Em dikarin bêjin hinekî jî zaroka teknolojiyê ye. Pêşketinên ku di sînemayê ...
Çerx fîlmekî tirsê an erotîk e? Çerx fîlmekî tirsê an erotîk e? Cuma, 22 Şubat 2013 20:18 Navê fîlm "Çerx" e. Mijara wî ya sereke, tolhilanîna jineke kurd e ku nagihîje mirazê xwe û tê kuştin. Piştî tê kuştin, bi giyanî li jiyan...
İlk Kürt Filmi: ZERÊ İlk Kürt Filmi: ZERÊ Çarşamba, 13 Şubat 2013 18:46     Orkestra Sînfonî ya Silêmanî    Bi Zarevaya Kırmancikî 1926 yılında çekilen Zerê ve 1933 ...
Sinemada Çekim Hataları Sinemada Çekim Hataları Pazar, 06 Ocak 2013 21:35 Çekim HatalarıSinema bu güne kadar hatasız bir film üretememiştir belki de. Ekip ne kadar profesyonel olursa olsun onları şaşırtacak...
Sinema Gösterim Makineleri Sinema Gösterim Makineleri Pazar, 06 Ocak 2013 21:32 Sinema Projeksiyon MakinesiSinema makinesinin başlıca parçaları şunlardır;
Sinema Salonu Sinema Salonu Pazar, 06 Ocak 2013 21:31 Sinema SalonuSinema Salonu, kelime anlamıyla sinema filmlerinin toplu olarak izlendiği yerdir. Kelime anlamını düşünmeden sinema sal...
Sanatçının Yalnızlığı ve Toplumun Ruhu Sanatçının Yalnızlığı ve Toplumun Ruhu Pazar, 06 Ocak 2013 21:30 Türkiye’de sinemanın ekonomi politiği pek çok şeyi anlatmak için ne kadar da kritik: işin özü burada yatıyor, sinemamız üretebilmek için ç...
Siegfried KRACAUER Film Kuramı Siegfried KRACAUER Film Kuramı Pazar, 06 Ocak 2013 21:28 Siegfried KRACAUER, 1960’larda ortaya koyduğu Film Kuramı adlı kitabıyla gerçekçi kuramcılar arasında önemli bir yer edinir.
Estetikten Ödün Verilmemeli Estetikten Ödün Verilmemeli Pazar, 06 Ocak 2013 21:26 Sinema ile uğraşmak zordur. Üstüne üstlük bir de Kürtleri, politikayı, mücadeleyi yansıtmayı düşünmüşseniz, “vay halinize“ dedirte...
Diyarbakır'da Bir Beyazperde Diyarbakır'da Bir Beyazperde Pazar, 06 Ocak 2013 21:24 Mart ayının son haftasından başlayarak medya, kentte yaşanan olaylar ve huzursuzluktan başka bir şey göstermezken, geçtiğimiz hafta sessiz...
Sinemada Sansür Sinemada Sansür Pazar, 06 Ocak 2013 21:22 Toplumsal birikimlerin bir ürünü olan sinema tarihte varolduğu günden bu yana içinde bulunduğu içinde bulunduğu toplumları etkilemiş ve on...
Türk Sinemasında Anılar Türk Sinemasında Anılar Pazar, 06 Ocak 2013 21:18 Milliyetçi YıkımFuat Uzkınay'ın kızı Mutena Uzkınay, 14 Kasım 1989 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde, İlk Türk Filminin çekimini şöyle anlatıy...
 Yarım Kalan Filmler Yarım Kalan Filmler Pazar, 06 Ocak 2013 21:17 Havaya kalkan her uçak nasıl yere inerse, çekimleri başlayan bir film de mutlaka biter. Ama bazı filmler uçaklar gibi yere çakılır. Nasıl ...
Sinema Nedir? Sinema Nedir? Pazar, 06 Ocak 2013 21:04 Sinema sirke çok benzer. Sinema olmasaydı bir sirk yöneticisi olabilirdim. Sirk de sinema gibi katıksız bir teknik, kesinlik ve doğaçlam...
Yönetmen Kimdir? Yönetmen Kimdir? Pazar, 06 Ocak 2013 20:59 Bir filmin gerçekleşmesi için görüntü yönetmeni, ışık yönetmeni, sanat yönetmeni, ses yönetmeni, montaj yönetmeni, diğer meslek grupları v...
Babamın sesi ve sesin personası Babamın sesi ve sesin personası Pazartesi, 31 Aralık 2012 23:21 “Sınır Tanımayan Doktorlar” (Doctors Without Borders) gelişmemmiş ülkelere sadece yardım eden bir kurum değil.
Anasayfa - Mal » Gotar - Makaleler » Gotar - Makaleler » Çoğunluk Filmi, La Boétie ve Gönüllü Kulluk
A+ R A-

Çoğunluk Filmi, La Boétie ve Gönüllü Kulluk

e-Posta Yazdır PDF

Metin GönenÇoğunluk FilmiLa Boétie ve Gönüllü Kulluk (Tam Metin)

Yazar: Metin GÖNEN

Tepenin Ardı (2012) ve Çoğunluk (2010) filmleri son dönem Türk sinemasında önemli politik filmlerden sayılıyor. Tepenin Ardı filminin, “öteki” kavramı üzerine soyut bir politik manifesto olduğu kabul ediliyor ve filme şapka çıkarılıyor.Çoğunluk filminin ise, “öteki” kavramının içini doldurup özel olarak toplumda “ötekileştirilmiş” Kürt, işçi ve kadın “ötekiler” üzerine politik bir film olduğu söyleniyor ve film alkışlanıyor.

Filmleri izlediğimizde, bu filmleri alkışlamaya ve sanatsal başarılarına şapka çıkarmaya başta özgün ve yaratıcı sinematografik-öykülemeleri olmak üzere birçok nedenden dolayı devam ediyoruz. Ama kavramları yerinde kullanarak, filmlerle birlikte net bir düşünce çalışması yapmak istediğimizde, yani “politik filmler” nitelemesi açısından baktığımızda, bu eserlerin maddiliğinde gördüğümüz hakikat ifade edilenin tam tersi. Ne Tepenin Ardıgenelde “öteki” kavramını işleyen bir politik manifesto; ne de Çoğunluk, özelde Kürt, işçi ve kadın “ötekiler” üzerine sinematografik fikirlerle düşünen bir politik film.

Tepenin Ardı ve Çoğunluk filmlerinin ikisi de asıl “berikiler” ve “gönüllü kulluk” ilişkileri üzerine bir sosyolojik saptamadır.

 

İki film de, politik olarak, özdeksel kimliklerden çıkabilmek için bir başkalaşım ve özgürleşme olasılığını sunan bir öznel dönüşüm sürecinin diyalektiğini ifade eden “öteki” ya da “ötekiler” sorunu üzerine düşünmez. Tam tersine, sadece “berikiler”, yani “aynılar” topluluğu üzerine odaklanarak, bu hiyerarşik topluluğun içindeki “gönüllü kulluk” ilişkilerinin sosyolojik tasvirini yapar.[1]

Çoğunluk filminde, orta ölçekli bir inşaat şirketi olan müteahhit bir babanın eşi ve genç erkek çocuğundan oluşan bu üç kişilik çekirdek ailenin yaşamı toplumun çoğunluğunu, toplumdaki “berikileri”, yani “aynıları” kristalize olmuş bir tarzda ifade ettiği fikriyle anlatılıyor.

 Prolog, Dramatik Potansiyel ve Sine-Hipotez

Film, bir ormanlık alanda, kalın ve yüksek gövdeli ağaçların görüntüsüyle açılır. Bu sık ağaçların arasında her hangi bir yön işareti, her hangi bir mekân bilgisi yoktur. Kilolu ve saçları dökülmüş bir yetişkin erkek karakteri, üzerinde şık spor kıyafetleriyle, ilerleyeceği yönü bilen emin adımlarla belli bir ritimde yürüyerek kadrajın dışından ormanlık alana girer. Bir süre kamera-göze arkası dönük olarak ağaçların içinde alan derinliğine doğru ilerler ve aniden durur; geriye döner, kendisini takip etmesini ifade eden anlamda, otoriter ve azarlar bir tarzda karşı alana seslenir: “Hadi oğlum!” Bakış uyuşumu içinde, bir önceki planda yetişkin erkek karakterinin bakarak konuştuğu karşı alanda, kadrajın içinden, alan derinliğinden yürüyerek kamera-göze doğru yaklaşan 11-12 yaşlarında kilolu bir çocuk görürüz. Küçük çocuk rahat spor kıyafetleri içinde olmasına rağmen, kilolu vücudu nedeniyle zorla yürümektedir. Ama alan derinliğinden yakın çekim bir plan ölçeğine doğru kamera-göze yaklaştığında, çocuğun somurtan yüz ifadesindeki bıkkınlıktan ve bakışlarındaki nefretten anlarız ki, aslında bu yürüyüşü isteyerek ve severek yapmamaktadır. Çocuk, kendi arzusu ve iradesiyle yapmadığı, yapmak istemediği bir yürüyüşü, bir yetişkin otoritesi altında belli bir yöne doğru ve belli bir hızda gerçekleştirmektedir. Bir sonraki uzak çekimde, bu kez aynı kadrajın içinde, bir kapanmışlık hissi veren sık ve yüksek ağaçların dibinde, 7-8 metre önde, gideceği yeri bilen ve yürüyüşünün ritmini ayarlayabilen uygun adımlarla ilerleyen bu yol gösterici yetişkin erkek karakterini görürüz. Aynı anda, aynı kadrajın içinde, arkada da onu uzaktan aynı yöne doğru, aynı hızdaki uygun adımlarla güçlükle takip etmeye çalışan çocuk karakterini görürüz. Kamera kaydırma hareketiyle yürüyüşün yönünde paralel olarak uzaktan ilerler; biri önde diğeri arkada ağaçların arasından yürüyen bu iki karakteri takip eden kamera-göz eşliğinde, ormanın içinde bir yola çıkarız. Yetişkin erkek, yola çıktığı anda geriye, ormana döner, çocuğun arkasından gelip gelmediğine bir an bakar ve hemen yürümeye devam eder. Kamera-göz uzayıp giden yolun düzleminde, uzaktan yetişkin erkeğin arkasında, onu kadrajın içindeki perspektife yerleştirerek ufka doğru sabitlenip bekler. Çocuk da sık ağaçlıkların arasından aynı yola çıkar ve yetişkin erkeğin peşinden, aynı kadrajın içinde, aynı yönde, aynı hizada ve aynı ritimde, alan derinliğinden ufka doğru öndeki yetişkin erkeği arkasından takip ederek ilerler. Alan derinliğine doğru, arkaları dönük, ufka yönelen bir çizgi üzerinde dizilmiş tarzda, bu iki karakterin yürüyüşü belli bir süre devam eder.

Bu etkili açılış sekansının kristalize olmuş bir yoğunluk ve sadelikle yerleştirdiği karakterler, bu karakterlerin başarılı tiplemeleri, bu iki karakterin aralarındaki ilişkinin doğası, senaryonun dramatik gelişim potansiyeli, topyekûn, filmin üzerine odaklanacağı sine-hipotezi tüm yoğunluğuyla hissettirirler ve tüm berraklığıyla düşünülür kılarlar. Her ne koşulda ve yaşta olursak olalım, özgür olduğumuzu unutuyoruz ve istemesek de bize dışarıdan dayatılan bir tutumu, bir davranışı, yaşamda ilerlenecek bir yönü, atılacak adımların uygunluğunu ve ritmini öğretilmiş bir boyun eğme ile içselleştirerek, bunları aktif bir biçimde takip ve tekrar etme alışkanlığını elde ediyoruz. Bu “gönüllü kulluk” eğitimi ve bu karşı çıkılabileceğini düşünemediğimiz itaat etme tavrını içselleştirmek, çocukluktan itibaren başlıyor.

Bir sonraki sekansta, yetişkin karakteri ve onu takip eden çocuk karakterinin bir kapının önünde zili çalarken görürüz. Bir yetişkin kadın kapıyı açar, elinde yemek pişirmek için hazırlamakta olduğu anlaşılan bir sebze tabağı ve bıçak vardır. İçeriye gireriz. Bu iç mekânda, bu ev sekansında anlarız ki, bir yetişkin erkek, bir yetişkin kadın ve bir çocuk karakterinden oluşan bir çekirdek aile tiplemesi söz konusudur. Yetişkin erkek, kapıyı açan kadının kocası ve isminin burada Mertkan olduğunu öğrendiğimiz çocuğun babası Kemal’dir. Baba oğul hafta sonu sabahı ormanda yürüyüş yapıp eve dönmüşlerdir. Kemal, ormandaki sık ağaçlıkların arasında sürekli oğlunun 8-10 metre önünden yürümüş, Mertkan’a gideceği yönü ve yürüme hızını gösteren bir kılavuz baba, bir yetişkin otorite olmuştur. Arada bir de, geriye dönüp oğlunun kendisini takip ve tekrar edip etmediğini kontrol etmiştir. Mertkan, babasının kendisine yapması gereken davranışları empoze eden otoritesinin ve denetleyici baskısının altında, istemediği halde, karşı çıkmayan bir itaatkarlık ile yürüyerek ormanda babasını takip etmiştir. Filmin bu açılış sahnesinin yerleştirdiği, sadece ormanın tüm sembolik potansiyelleriyle seyircinin imgeleminde canlanacak tarzda zekice bir sine-mekân seçimi, bu mekânda bir yürüyüşün sine-eylemi içinde tiplenen karakterler ve buradaki sembolik yürüyüşün senaryo açısından bir dramatik gelişim potansiyeli değildir elbette. Bu prolog sahnesi, aynı zamanda, başarılı bir görsel kompozisyon ve bilinçli kadraj tercihleriyle gerçekleştirilen planların ardışıklığında sunulan sine-anlatımla filmin üzerine odaklanacağı sine-temanın temelindeki soruyu hissedilir ve düşünülür kılmıştır:

İstemesek de neden boyun eğmeyi ve isteyerek kulluk etmeyi seçiyoruz?

Nasıl oluyor da özgürlük çağrısının yerini, gönüllü kulluk etme sevgisi alıyor?

Bu başarılı ve etkili sine-anlatım tarzıyla seyirciye sunulan baba ve oğlun sembolik orman yürüyüşünden sonra, eve geldiğimizde, gönüllü itaat biçimlerinin çok daha çeşitlendiğini ve çetrefilleştiğini görürüz.

Kapıyı açan Mertkan’ın annesi, bir kadın olarak, kocası Kemal’e karşı gönüllü bir itaat içindedir. Bütün film boyunca sistemli bir şekilde işleneceği gibi, bu, hem bir kadınının bir erkeğe karşı evlilik bağı içerisinde “gönüllü kulluğudur”; hem de bir ev kadını olma nedeniyle, ekonomik olarak kazanan kişi olan kocaya bağımlı olmak anlamında bir çift katlı “gönüllü kulluktur”. Ama aynı anda evde temizlik yapan temizlikçi kadın da, başta bu evin hanımı olan bir kadına karşı olmak üzere, bu ailenin tümüne karşı bir “gönüllü kulluk” ilişkisi içindedir.

Bir despota karşı çıkmak yerine, onun otoritesine boyun eğip, kulluğu içselleştirip gönüllü tarzda yapanlar; aslında her zaman bu “gönüllü kulluğun” ezikliğinden bir nebze olsun kurtulabildiklerini hissetmek için, bu kez kendileri tiranlık yapacak tebaalar, kendilerine “gönüllü kulluk” yapacak mağdurlar ararlar. Eşinin despotluğuna maruz kalan ve yaşamı bir hücre tarzında kapanmışlık hissi veren küçücük mutfakla ve televizyon karşısındaki yemek masasıyla sınırlı olan Kemal’in eşi, bu kez kendisi de temizlikçi kadının “gönüllü kulluğuyla” avunur. Sadece evin hanımı olarak iş yaptırmak, kendi evini temizletmek anlamında temizlikçi kadın üzerinde işlevsel bir hiyerarşi oluşturmaktan öte; Mertkan’ın “kokuyor bu” dediği temizlikçi kadın için “Ne yapsın köylü kadın, parfüm sürmeyi bilemiyor ki” diyerek, kadının üzerinde bir şehirli bilen-kadın olarak sembolik egemenlik de oluşturduğunu zanneder. Bu sonsuz tekrar sistemi, ev hanımının kocasının duygusuzluğuna ve despotluğuna rağmen, ona gönüllü olarak kulluk etmesinin yükünü, temizlikçi kadının sırtına yükleyerek hafiflemesinin ve avunmasının mekanizmasıdır. Aynı şekilde, bu mekanizmanın, bir baba olarak Kemal’in tiranlığına maruz kalan Mertkan’ın bu baskıya baş kaldırmak yerine, onun temizlikçi kadını aşağılayan, hor gören tavrını içselleştirip tekrar etmesiyle altı çizilir. Mertkan, ormandaki yürüyüşten sonra, babasıyla birlikte eve geldiğinde, önce babası annesine “bu temizlikçi kadın ne arıyor bugün burada” diye aşağılar bir şekilde sorar. Mertkan da, temizlikçi kadın yerleri süpürürken, gidip elektrik süpürgesinin fişini çekip yere fırlatır; sonra da gidip kadına hiçbir şey demeden bir tekme atar. Mertkan, babasının despotluğuna ve aşağılayıcı tavrına karşı çıkması gerekirken; kendi baskılanmış yaşamının hastalıklı dışa vurumu olarak, gidip temizlik yapan kadına saldırarak rahatlar. Temizlikçi kadın da, bunu, doğal bir davranışmış gibi, tüm aileye karşı bir tür istekli itaat, gönüllü kulluk ilişkisi içinde hiçbir tepki vermeden yaşayarak sineye çeker, yerleri süpürmeye devam eder. Bu sonsuz egemenlik ilişkilerinin tekrarını durduracak bir “Hayır!” deme eylemi olmadığı; bu zorunluluklar zincirini kırıp, tekrarın dışına çıkabilecek bir özgürleşme gerçekleştirilemediği sürece yapılacak tek bir şey kalır. Bir despot karşısında, her boyun eğen kişi, bu kez kendisi için, daha aşağıda gördüğü bir boyun eğecek kişiyi (pratik ya da sembolik olarak) bulmaya, tiranlığını onun üzerinde uygulamaya çalışacaktır.

Çoğunluk filminin sine-dünyasında, despotluğun en tepesinde Kemal karakteri vardır. Evde baba ve koca statüsüyle, oğlu ve karısı üzerinde baskıcı hükümdarlığını kurmuş olan Kemal, aynı zamanda bir inşaat şirketi sahibidir. Kemal karakterinin bir patron olarak da, çalışanlar üzerinde ekonomik, sosyal ve kamusal hükümdarlığı vardır. Kemal, bu hükmedici konumuyla çoğunluğun sembolü olduğunu düşünerek, kamusal alanda da hükümdar benim diyen bir tutum sergiler. Evinin önüne park eden bir arabanın, sileceklerini kaldırır; sonra bakar ki bu uygar ikaz tarzı onu göre değildir. Bir tekme atarak arabanın aynasını kırar. Ama daha da önemlisi, bu suçu işledikten sonra, arabanın sahibi çıkıp gelsin diye, arabanın başında durup bekler. Çünkü kendisini ahlakın, yasaların üzerinde, her şeyin egemeni gören, bu çoğunluk diktatörlüğünün sembolik-pratik bir tiranıdır Kemal karakteri. Tiran (zorba), Antik Yunan’da mutlak bir iktidara sahip bir hükümdar anlamında kullanılır. Lidya kaynaklı bir terim olan tiran; üstat, kral gibi anlamlarını yitirerek küçümseyici olarak, bir iktidarı (veliahtlık, seçim, ya da darbe dâhil) her hangi bir yoldan ele geçiren ve bu gücü kendi çıkarları, kendi arzuları için hayâsızca kullanan bir egemen anlamını almıştır. Geniş anlamıyla tiran, (kutsal ya da sivil) hiçbir yasa tanımadan gücünü ve otoritesini kendi keyfince haksız, hukuksuz, edepsiz kullanan demektir. Tarihin özgün bir anlatım alanı olarak “tarih yönteminin” yaratıcısı kabul edilen Thucydides, The History of The Peloponnesian War[2]adlı eserinde tiranlığın kaynağını zenginliğin tek elde birikmesinde görür. Platon, Devlet’inde nitelediği dört suçlu adam tipinden, zenginlik peşinde koşan, haysiyetsiz ve demagogtan sonra, dördüncü suçlu tipi olarak tiranı sayar. Çoğunluk filminin Kemal’i, sembolik olarak gücünü çoğunluğun diktatörlüğünden ve itaatkâr davranışların içselleştirilmesinden alan bir kasaba tiranıdır. Kendini her türlü yasa, kural ve edebin üzerinde tek egemen gören yaşam tarzı çerçevesinde hükümdarlığını kurar. Kendi eşini aşağılayıp, onun tüm yaşamını dışarıda mutfak alışverişine, evde de bir hücre gibi kapalı ve dar olan mutfağa hapsedecek denli anlayışsız, duyarsızdır bir erkek-egemendir. Oğluna baskı yaparak, bir üniversiteli genç Kürt kızı olan arkadaşı Gül’den, sadece Vanlı bir Kürt olduğu için ayrılmasını isteyecek denli ruhsuz bir ırkçıdır. Mertkan’ın alkollü olarak çarptığı taksiyi ucuza ve eksik yaptıracak denli kurnaz ve sahtekârdır. Hakkını arayan şoförü aşağılayıp ofisinden kovduracak denli acımasız ve kalleştir. Polise rüşvet vermeyi rutin işler olarak görecek denli manipüle edicidir. İhtiyacı olduğunda, silah ve kadın ticareti yapan insanlarla arkadaşlığı olan, onlarla vatan, millet, Türklük muhabbeti yapan bu çerçevede hükümranlığını ne pahasına olursa olsun evde, iş yerinde, tüm toplumda ve insan ilişkilerinde genişleterek sürdürme hakkını kendinde gören bir sine-karakterdir. Bu çok yönlü ve özgün bir tiplemeyle oluşturulan tiran Kemal karakteri, filmin hipotezine göre, toplumdaki çoğunluk despotluğu fikrinin kristalize olmuş ifadesidir. Kemal, oğlu Mertkan’ı da bu sine-hipotezin temelinde, bu tekrar mekanizmasının disiplini ve denetimi içerisinde yetiştirip, bir erkek-egemen buyurganlık figürü küçük tiran olarak ilerde babasının yerini alması için hazırlamaktadır.

Bu çerçevede, Çoğunluk filmi, baba oğul, karı koca, kadın erkek, işçi patron, yoksul zengin arasındaki gönüllü kullukilişkisinin paradoksal doğasını bir orta sınıf ailenin kendi içindeki ve kamusal alandaki ilişkilerinin sosyolojik tasvirini yaparak ve dramatik gelişim potansiyelini filmin sine-dünyasına yerleştirerek ele almayı dener. Filme göre, bu örnek çekirdek aile, özünde toplumun çoğunluğunun hem sembolik hem olgusal ifadesi olan bir sine-hipotezdir.

La Boétie ve Gönüllü Kulluk

“Gönüllü kulluk” nitelemesi, özde paradoksal bir durumdur.  Kulluk, doğası gereği bir boyun eğme, bir iradesizlik ve çaresizliktir. Bu nedenle kulluk, gönüllü olarak ve iradeli bir şekilde seçilemez. Kulluk varsa, irade ve seçim yoktur; dolayısıyla gönüllülük de yok demektir. İradeli bir seçim ve gönüllülük varsa; o zaman da, artık bir iradesizlik ve çaresizlik olan kulluktan söz etmek mümkün değildir. Descartes’ın Méditations métaphysiques (1641) adlı eserinde altını çizdiği gibi “gönüllü” (volontaire) olmak ile özgür (liberté) olmak aynı şeydir. Bu nedenle, “gönüllü kulluk” nitelemesi, birbirine karşıt olan iki anlamı yan yana, aynı tanımlamada barındıran bir oxymore’dur. Bir ikircimlik ve çözümsüzlük durumunu belirten dilemma içerir.

Platon, aşkı (eros) işlediği Şölen adlı kitabında (İ.Ö 380) “gönüllü kulluk”tan söz eder. Aşkın doğasının ve niteliğinin değerlendirildiği Şölen’deki ikinci konuşmacı olan Pousanias tarafından sadece vücuda yönelen kaba aşkın (eros vulgaire) yerildiği, ruha yönelen yüce aşkın (eros céleste) övüldüğü konuşmada ilk kez “gönüllü kulluk”nitelemesi kullanılır (Şölen, 184c).  Bir başka nedenle olsa, bir tür kölelik, onursuzluk ve hayâsızlık olarak nitelenecek olan gönüllü kulluk, âşık olunan sevgiliye isteyerek boyun eğme ve kendini sunma olarak, insanlar ve Tanrılar katında koşulsuz olarak övülür. Çünkü aşkı için yapılan bu fedakârlık, bir “gönüllü kulluk”, yani bir kölelik değil; tam tersi örnek alınacak seçilmiş bir özgürlüktür. Bu nedenle Platon’un Şölen’de kullandığı “gönüllü kulluk” nitelemesi eros’a övgü için mecaz anlamda kullanılan bir deyimdir.

Etienne de La Boétie, ilk olarak “gönüllü kulluktan” bir kölelik ilişkisi olarak Discours de la servitude volontaire(Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, 1549)[3] adlı eserinde söz eder ve bu şaşırtıcı mekanizmayı detaylı ve derinlemesine bir şekilde inceler.

La Boétie, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev[4] adlı eserini yazdığında daha 18 yaşındadır. Çoğunluk filminin temel karakteri olan genç Mertkan’dan iki yaş küçüktür. Mertkan’ın kız arkadaşı Gül, kendisine mimarlıkla ilgili bir kitap hediye ettiğinde, Mertkan şaşkınlıkla bunu ne yapacağını sorar Gül’e: Ben hayatımda hiç kitap okumadım ki, der.  La Boétie ise Antik Yunan ve Roma uygarlığının eserlerini çok erken yaşlarda okumakla kalmamış, 18 yaşında politik felsefenin başyapıtlarından biri olan bu eseri yazmış; 23 yaşında Bordeaux Parlamentosunda danışman olmuş, Fransa’daki Katolikler ve Protestanlar arasındaki din savaşlarında medyatörlük görevini üslenmiştir. 

Machiavelli, 1513 yılında yayınladığı Prens adlı eserinde, bir tiranlık biçiminde olsa da, en etkili bir şekilde bir iktidarın nasıl kullanılması, bir halkın nasıl yönetilmesi gerektiği konularında hükümdarlara bir danışman olarak öğütler verir. Çoğunluk filmindeki baba karakteri Kemal de, oğlunu bir veliaht, bir genç prens olarak yetiştirirken, oğlunu kendisinin iktidarını evde, işyerinde ve toplumda devralması için Mertkan’a Machiavelli tarzı öğütler verir.

La Boétie ise, Montaigne’nın altını çizdiği gibi, Machiavelli’nin Prens kitabında yaptığının tam tersini yaparak özgürlükten yana tavır alır; hükümdarların halk üzerindeki egemenliğinin hiçbir meşruluğunun olmadığının altını çizer. Egemenlik ilişkisi üzerine özgün bir bakış getiren genç La Boétie, hükümdarların gücünün sadece halkın kendi özgürlüğünden vazgeçen gönüllüğünden kaynaklandığını savunur. Aslında halk, bu “gönüllü kulluktan” vazgeçse, hemen o anda hükümdarın bütün gücü de yok olur, der.

La Boétie’nin Söylev’i, başta Rousseau’yu ve politik felsefenin temel eserlerinden olan Du contrat social (Toplum Sözleşmesi, 1762) yazımını olmak üzere birçok eseri, filozofu ve politikacıyı derinden etkilemiştir. 1789 Fransız Devrimi’ne ve Jean-Paul Marat’ın yazdığı Les chaînes de l’esclavage (Köleliğin Zincirleri, 1774) adlı kitabının referansı, Kant’ın ünlü Aydınlanma Nedir? Sorusuna Yanıt (1784) makalesine esin kaynağı olan eser, XIX. yy.da politik felsefenin en önemli başyapıtlarından biri olarak tanınmıştır.

Özellikle Amerika’da, Söylev’den esinlenen Henry David Thoreau, Civil Disobedience (1849) adlı eserinde “sivil itaatsizlik” teorisini geliştirecek ve bu geliştirdiği teoriyi, ormanda yaşamak, devlete vergi vermemek gibi eylemlerle pratiğe uygulayacaktır. Amerika’nın, Meksika’ya karşı yürüttüğü savaşı (1846-1848) haksız bulacak, köleciliği meşru gören bir devletin adaletsizliğine katılmamak, bu savaşı finanse etmemek için devlete vergi vermeyip, bunun yerine cezaevine atılmayı tercih edecektir.

Anna Karenina (1877), Savaş ve Barış (1865-1869) gibi başyapıtların yazarı Lev Tolstoy, edebiyat eserlerinin yanı sıra, Devlet ve Kilisenin şiddetin kaynağı olan baskıcı kurumsallığına karşı çıkan direnişçi bir yaşam tarzı ve düşünce sisteminin sivil itaatsizliği doğrultusunda, La Boétie’nin Söylev’ini okuyacak, yaşamında ve eserlerinde ondan esinlenecektir. Birçok öykü ve makalesinin yanında, özellikle 1900 yılında bu çerçevede esinlendiğiL’Esclavage moderne (Modern Kölelik, 1900) adlı kitabını yayınlayacaktır.

Jean-Paul Sartre, La Boétie’nin nitelediği “gönüllü kulluğun” ontolojik karşılığı olarak sanki özgür değilmişiz gibi davranarak, kendine yalan söylemenin mekanizması olan “kötü niyet” (Mauvaise foi) konumunu, temel eseriL’Etre et le Néan’da (Varlık ve Hiçlik, 1943) geliştirecektir.

XX. yy.da, La Boétie’nin Söylev’i, özellikle Thoreau ve Tolstoy’un da güncelleyici etkisiyle Hindistan’da Mahatma Gandhi, Amerika’da Martin Luther King, Afrika’da Nelson Mandela gibi, adil olmayan iktidarlara ve baskıcı uygulamalara karşı mücadele eden tarihsel figürlerin esin kaynağı olacaktır. 

La Boétie, Söylev’de, “gönüllü kulluğun” nasıl ortaya çıktığından, özgürlük arzusunun yerini nasıl kulluk etme sevgisinin almış olmasından ziyade, “gönüllü kulluğun” nasıl bu şekilde öncesiz ve sonsuzmuşçasına sürebildiğinin inceler. 

Bu çerçevede, La Boétie, Söylev’de şu temel soruları sorar:  Neden insanlar boyun eğmeyi ve isteyerek kulluk etmeyi seçerler? Nasıl oluyor da tek bir hükümdar, bütün bir topluma topyekûn hükmedebiliyor? Neden bir halk bir despota boyun eğmekten öte, kendi köleliğini gönüllü olarak ister bir hale gelebiliyor? 

Genç La Boétie, öncelikle bir genel kanı olarak bilinen güç konusunu temel nedenler arasından eler. Güç karşısında insanlar boyun eğebilirler. Bu mümkündür. Ama bir güç karşısında, boyun eğmekten başka bir çare görmemek ve gücün egemenliğini, hükümranlığını kabullenmek başka bir şeydir. Bu boyun eğmeyi, isteyerek, bir “gönüllü kulluk” olarak yapmak başka bir şeydir. La Boétie’e göre, ne bir insanın, ne de bir halkın, ne de bir toplumun herhangi bir hükümdar karşısında isteyerek, gönüllü kul olarak itaat etmesini hiçbir güç sağlayamaz. Tek bir hükümdar, milyonların kendine itaat etmesini zor yoluyla nasıl sağlayabilir? Tek bir tiranın gücü, milyonlarca insanın gücü karşısında ne ifade edebilir ki? “Gönüllü kulluğun” kaynağı, hükümdarın sahip olduğu güçte ve bu gücün yarattığı korkuda değil; tersine bu hükümranlığı isteyerek kabul eden öznenin ya da halkın kendisindedir. La Boétie’e göre, yeryüzünde hiçbir tiran, bir halkın “gönüllü kulluğu” olmadan ayakta kalamaz. Bir halk, herhangi bir hükümdara karşı olan gönüllü kulluğundan vazgeçtiğini ilan etsin, o anda, o hükümdarın hükümranlığı biter. Bu nedenle, bu kulluk, hükümdarın gücü ve yarattığı korku nedeniyle bir boyun eğme değil; tersine, öznenin ve halkın isteyerek kabul ettiği bir “gönüllü kulluktur”.

Genç La Boétie, bilerek, isteyerek, seçerek kulluk etmenin, yani “gönüllü kulluğun” üç temel neden üzerine gerçekleştiğini söyler: 

  1. Alışkanlıklar ya da gelenekler aracılığıyla
  2. Güdümleme (manipülasyon) aracılığıyla
  3. Çıkar sağlamak ya da kâr etmek için kabullenmek

Alışkanlıklar, Gönüllü Kulluk ve Çoğunluk

Rousseau, Du contrat social (Toplum Sözleşmesi, 1762) adlı eserinin birinci bölümünün başında “l’homme est né libre et partout il est dans les fers” (insan özgür doğdu ve her yerde demirlere vurulmuş durumda) şeklinde kitabın kendisinden daha ünlü olacak çarpıcı bir aforizmayla başlar.[5] Doğada özgür olarak doğan insanın, toplumsal pratikte bu özgürlüğünü sürdüremeyerek kaybetmesini, insanın kendisine yabancılaştığı bir boyunduruk ilişkisi içinde yaşamasını saptar. Bu duruma bakışı değiştirip politik özgürlüğün doğması ve halkın egemen olması için, kişisel çıkarları bir kenara bırakıp, genel irade ve genel çıkarlar adına insanların kendi kendilerine yasa koyup, ona uyması anlamında bir toplum sözleşmesi önerir. 

Rousseau’dan iki yüzyıl önce, La Boétie, insanın doğal olarak özgür ve eşit doğduğunu, bu özelliğini de diğer tüm canlılar gibi toplumda koruma eğiliminde olduğunu gençliğinin ateşli heyecanıyla ısrarla savunur. Ama Rousseau gibi, bu yalın saptamanın üzerine gönüllü kulluğun kaynaklarını incelemek ve çözümler önermek yerine, öncelikle insanları bu “gönüllü kulluk” davranışını sürdürme isteğine götüren mekanizmanın kendisini inceler. 

La Boétie’ye göre, özgür ve eşit doğan insan, güç karşısında boyun eğmektedir, ama bu boyun eğme durumunu itaatkâr alışkanlıkların içselleştirilmesi, aptallaştırıcı bir eğitim ve tiranın güdümlemesi (manipülasyonu) sonucu unutmaktadır. Çünkü güç, insana boyun eğdirse de, yine de tek başına, bir insanın bir hükümdara gönüllü olarak kulluk yapmasını sağlayamaz. İnsanın otonom doğasının bozulması ve insanın isteyerek, gönüllü olarak kulluk yapabilmesi için alışkanlıkların, geleneklerin, eğitimin, güdümlemelerin etkisiyle özgür olduğunu unutması gerekir ki, kulluk durumunu kabul edip, bunu doğal bir davranış gibi içselleştirsin. 

Sosyal düzenin dayattığı ve bireyin içselleştirdiği itaatkâr alışkanlıkların (habitus) karanlığında, yaşam, Django Unchained (2012) filminde olduğu gibi köle/efendi, aşağı/yukarı, kadın/erkek, Siyah/beyaz şeklinde belli kategoriler, kavramlar ve belli şemalarla duyumsanır ve kavranır. Sosyal düzenin şekillendirdiği bu zihinsel yapı, yaşamın olgusal gerçekliğinin yansıması olarak duyumsanıp, algılandığı için, sosyal düzene içkin olan gönüllü kulluk ilişkisi yeryüzünün ve yaşamın doğal durumu olarak görülür ve kabul edilir. Bu tekrar eden alışkanlıkların eğitimi sonucu öğrenilen ve içselleştirilen duyusal-zihinsel algı ve kavrayış sistemi yaşamda var oluş tarzını, inanç ve davranış biçimini de şekillendirmektedir. Egemenliğin doğrudan iradesinin ifadesi olan hiyerarşik sosyal düzenin boyun eğdirdiği zihinler ve vücutlar üzerine sonsuzluğa kazıdığı bu alışanlıklar, gönüllü kulluğa ve onun sonsuz tekrarına giden en kestirme ve en garanti yoldur. Bu nedenle La Boétie göre, insanın özgür olduğunu unutmasının ve gönüllü kulluk etmesinin en önemli nedenlerinden birisinin, insanın doğrudan köle olarak doğması ya da köle gibi itaatkâr alışkanlıklar ve geleneklerle beslenip, köle tavrını doğal bir durum gibi içselleştirmesidir. Güç boyun eğmek için gereklidir, ama boyun eğen insanın aynı zamanda gönüllü kulluk etmesine yol açmaz. İnsanın gönüllü kulluk etmesi için, itaatkâr alışkanlıkların ve geleneklerin öğrenilerek içselleştirilmesi, özgürlük arzusunun yerini, peşinde koşarcasına istenilen bir kulluk sevgisinin alması gerekir. Bu sihirli yer değiştirme sonucu, insanın özgür doğasına aykırı bir durum olarak ortaya çıkan gönüllü kullukta, şu paradoksal dönüşüm gerçekleşir: İnsan, zorun dayattığı mağduriyet içinde özgürlüğünü kaybetmek yerine, aktif bir biçimde kendi köleliğini kazanır.

Sorun bu çerçevede belirlenince, unutulmaya yüz tutmuş hakikat, tüm çarpıcılığıyla yeniden hatırlanır. Karl Marx’tan Luis Althuser’e, Max Weber’den Pierre Bourdiou’ya Hannah Arendt’ten Alain Badiou’ya, Michel Foucault’dan Jacques Rancière’e egemenlik ilişkileri üzerinde düşünen ve bu paradoksal mekanizmayı anlamaya çalışan filozof ve sosyologların günümüzde referans haline gelmiş çalışmalarının temeli, La Boétie’nin 18 yaşındayken, 1549 yılında yazdığı Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’ adlı eseridir.

Bütün bu gönüllü kulluk mekanizması üzerine düşünen referans eserlerin temelindeki ortak payda ise şudur: Egemenlik ilişkilerinde amaç, bir verili toplumda istenilen kulluk biçimine uygun devinen vücutlar ve zihinler biçimlendirmektir. Bu belirleyici biçimlendirmenin de, kullar tarafından yaşamın doğal akışı olarak kabul edilmesini; buna göre yaşamın algılanmasını, bu çerçevede kulların inancını ve eylemini belirlemesini sağlamaktır.

Çoğunluk filmi, itaatkâr alışkanlıkların ve geleneklerin sorgulanmayan tekrar mekanizmasının içselleştirilmesiyle toplumun çoğunluğunda bir itaat davranışı oluşturulmasının altını Mertkan’a odaklı bir sine-anlatımla açık bir biçimde çizer. Mertkan’ın, filmde 11-12 yaşlarındaki bir çocuk olarak ormanda babasını takip eden sembolik yürüyüşüyle başlayan sinematografik yaşamı; evde, işte ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde sadece bir tekrar ve takip mekanizması ile devinen bir itaat sürecinden nasıl da bilinçli bir seçim olarak bir gönüllü kulluğa vardığının manifestosudur.

Virginia Woolf, insanın yazması için, bir odaya ihtiyacı vardır, der. Bunun anlamı açıktır. İnsanın yüreğini ve bilincini öncelikle kendi kendisine açabilmesi için, insanın önce kendi kişisel yaşamı ve kendi öznelliğiyle baş başa kalabilmesi gerekir. Yani insanın, yaratmanın kişisel mahremiyetini güvende hissedileceği, yazma özgürlüğünü öncelikle sadece kendisiyle baş başa yaşayabileceği bir özel dünyaya; sadece insanın, kendi tasarımlarının sırlarıyla ve yazmanın gizemiyle dolu, kendine ait örtülü bir mekâna ihtiyacı vardır. Benzer şekilde Mertkan gibi, çocukluktan, ergenliğe ve yetişkin gençliğe geçen bir insanın da kendi bireysel ve bağımsız var oluşunu öznel olarak yapılandırabilmesi için, kendi kendisiyle, yaşamla ve dünya ile kendi iradi inisiyatifiyle ve kendi kişisel tasarımlarıyla ilişkisini oluşturabildiği bir şahsi dünyaya ve dışarıya kapalı mahrem bir sembolik alana ihtiyacı vardır. Burası, onun kendini hem güvende ve hem özgür, hem de tek ve biricik hissedebileceği ve kendi var oluşunun özgünlüğünde yaşama hazırladığı bir tür öznel karargâhıdır. 

Çoğunluk filminde, Mertkan’ın bu tarzda kendine ait bir odası vardır. Film, bu mekânın önemini, hem senaryo yapısında birçok sahnenin bu odada geçmesi anlamında dramatik olarak ifade eder; hem de, bu özel mekânın filme alınış tarzı, buradaki dramatik durumların sahneleme biçimi gönüllü kulluk mekanizmasının çocukluktan itibaren dışarıdan dayatılışının bir sinematografik ifadesi olarak yapılandırılmasında önemli bir sine-operasyon olarak kullanılır. Mertkan, odasında olduğunda, kamera-göz de odanın içindedir; karşı alan olarak kapıyı ve kapının önündeki koridoru görürüz. Mertkan, odasına geldiğinde, kendisiyle yalnız kalmak istediğinde, kapı karşı alan olarak her zaman bir müdahaleye açıktır. Kapının önünde denetleyici bir gardiyan gibi, Mertkan’a burada sürekli müdahale eden ya anne ya da baba vardır. Ya sabah erkenden baba gelir, çat diye kapıyı açar, heybetli ve meydan okuyan bir alttan çekimle karşı alana evdeki yatış ve kalkış geleneğini buyurgan bir şekilde ifade eder: “Hişşşşşttt, hadi kalk artık!” Ya da akşam saatinde gelir baba, açık kapının önünden geçerken, kız arkadaşından ayrıldığı için canı sıkkın olan ve yatağına uzanmış, kendini dinleyen Mertkan’a aynı buyurgan ve horlayıcı tavırla müdahale ederek kalkmanın ve yatmanın gelenekler ve alışkanlıklar çerçevesinde olacağını bir kez daha hatırlatır: “Ne yatıyorsun lan, öyle!”

Babanın, Mertkan’ı denetlemediği durumlar ve zamanlarda, bu kez görevi anne devralır, gelir, çat kapıyı açar: “yemek getireyim mi, oğlum?” diye sorar. Mertkan, “yok istemiyorum” dediğinde, anne “Ne zaman yedin? diye hesap sorar. Sonra da, Mertkan’ın hoşnutsuzluğu karşısında, babanın tekrarlanmasını istediği gelenekleri ve alışkanlıkları bu kez kendisi bir elçi olarak yeniden oğluna hatırlatır. “Oğlum, biliyorsun işte, istemiyor yemeğe geç kalınmasını!”

Mertkan’ın bir arkadaşıyla sohbet etmek, müzik dinlemek, ya da sadece birlikte zaman geçirmek anlamında bile, hiçbir geleneğin ve alışkanlığın sızıp, giremeyeceği kendine ait olan, sınırları çizilmiş özel bir dünyası ve saygı duyulacak bir mahrem alanı yoktur. Mertkan, kız arkadaşıyla birlikte odasında olduğunda bile, kapı kapalıyken anne gelir, elinde çay tepsisiyle kapıyı çalmadan açar, içeri girer. Mertkan, bozulur rahatsız olur, ama anne iyi niyetiyle ve geleneklere, alışkanlıklara uyarak misafir olan genç kıza ve oğluna çay ile poğaça ikram etmek için bu şekilde doğrudan girmiştir oğlunun ve kız arkadaşının dünyasına. Ebeveynlerin, gelenekler ve alışkanlıklar adına çocuklarını denetlemesi, onların mahrem alanına her koşulda girmesi meşrudur. Bu bazen bir kızgınlık nedeniyle, bazen de iyi niyetli bir misafirperverlik tutumuyla mümkündür. 

Sonuçta önemli olan, geleneklerin ve alışkanlıkların çocuklar tarafından içselleştirilmesi ve tekrarlanmasıdır. Ebeveynler, dayatmacı ve otoriter yöntemlerde başarısız olduğunda; daha rafine ve ikna edici argümanlarla bunu yapmalıdırlar. Üniversitede okuyan kız arkadaşından, sadece Vanlı olduğu için babasının zoruyla ayrılan Mertkan, mutsuz ve üzgündür. Bir yanda babası, bir yanda kız arkadaşı, ne yapacağını bilmeden, melankolik bir ruh hali içersinde bocalamaya başlamıştır. Bir akşam Mertkan üzgün ve sinirli bir şekilde odasındaki koltukta otururken, baba, yine tüm heybeti ve buyurgan duruşuyla açık olan kapıda belirir. Bir süre kapıda bekler, yine otoriter ve aşağılayıcı bir tutum içersinde Mertkan’a emirler vereceğini sanırız. Ama bu kez yumuşak ve sakin bir davranışla kapıdan süzülüp, Mertkan’ın odasına girer, gelip yatağa oturur. Şefkatli bir jest ile Mertkan’ın da gelip, yanına oturmasını söyler.  Yumuşak bir sesle nasihate başlar: “Bak, oğlum, sen artık daha büyük kararlar, sorumluluklar alacak yaşa geldin. Yarın öbür gün, askere gideceksin, evleneceksin, işin başına geçeceksin. O yüzden takıldığın adamları dikkatli seçmen lazım. Sen kendin gibilerle beraber olmaya bak, hepimiz elhamdülillah Müslüman’ız, Türk’üz. Ailemize yakışır kişilerle beraber olman lazım. Tabii gezeceksin tozacaksın, etrafına havanı da atacaksın. Ama takıldığın adamlara da dikkat edeceksin. Bak ben her gün, sizin için, vatan için, en şereflisi için, hep daha fazla çalışıyorum. Sen de bir gün karın için, çocuğun için çalışacaksın. Ama takıldığın adamlara da dikkat edeceksin. Kimle yatıp kalktığına dikkat edeceksin ki, birbirimizi üzmeyelim. O gibi tipler vatanı bölme derdindedir, bunlarla beraber olmak hepimize zarar verir. Tamam mı, Koçum!” der ve Mertkan’ın sırtına birkaç kere vurur. Sırt sıvazlayıp müridine yol veren bir Şeyh misali, karmaşa içinde olan bir ruha ve bulanık bir zihne ulaşıp aydınlatmanın keyfiyle ayağa kalkar; Mertkan’ı yatağının üzerinde kendisiyle baş başa bırakıp, odadan çıkar. Yatağın üzerinde, enerjisi çekilmiş,  omuzları düşmüş bir vücudun duruşundan, boş gözlerle bakan ifadesiz bir yüzün sıkıntısından, seyirci olarak, bu odada tanık olduğumuz özel nasihat sahnesinden çıkardığımız sonuç ortadadır. Bu odadaki konuşma sonrası, Mertkan’ın zihinsel bir ışığa ulaşma ve ruhsal bocalamadan kurtulma anlamında, bir sonsuz huzur ve mutluluk mertebesi olan bir aydınlanma, bir Nirvana yaşadığını gösteren hiçbir belirti yoktur. Mertkan öylece dona kalmıştır… 

Ama filmin özenle mizansenini yaptığı bütün bu oda sahnelerinin sistemli ardışıklığının seyircide yarattığı sine-mekân algısı, tamamen net ve oluşturduğu sine-fikir açıktır. Bu oda, Mertkan’ın kendi bireyselliğinin ve özgürlüğünün sınırlarını belirleyen bir özel ve öznel var olma alanı değildir. Bu oda, Mertkan’ın kişisel var oluşunun ve mahremiyetinin dışarıya kapalı ve saygı duyulması gereken bir yaşam alanı değildir. Bu oda, toplumdaki çoğunluğun sembolü olan babanın, tekrarlanması gereken itaatkâr alışkanlıkları ve gelenekleri Mertkan’a doğrudan ya da anne aracılığıyla dayattığı bir tür kamusal denetim alanı, bir sürekli talim ve terbiye yeridir. 

Mertkan, kendi odasında bile ancak herkes yattıktan, günlük yaşam uykuya çekildikten sonra kendi kendisiyle baş başa kalabilir. Sadece uykusundan feragat ettiğinde, her şeye rağmen gecelerim bana ait diyebildiğinde, gündüzün baskılayıcı alışkanlıklarının odasına kadar sızıp kendisini tahakküm altına alan diktatörlüğünden bir nebze olsun kurtarabilir. Bir özgürleşme çağrısının, bir öznel dönüşün olanağının sine-fikri olan Gül ile telefonla konuşup, odasının apartman boşluğunda hiçbir yere bakmayan, görüş derinliği ve karşı alanı olmayan arka penceresinden gökyüzüne doğru ancak geceleri soluk olmayı deneyebilir. 

Ancak Mertkan, babasının tiranlığı ve içinde bulunduğu sosyal ortamın sınırlayıcılığı yanı sıra, bir de bu sosyolojik saptama çerçevesinde belirlenen senaryonun indirgeyici dramatik çarkının baskısı nedeniyle de, Gül’ün yüreğinin samimi çağrısını bir özgürleşme olasılığına dönüştüremeyecektir. Mertkan, ne Jacques Ranciere’in La Nuits des Proletaires: Arcives du rêve ouvrire (1981, Proleterlerin Gecesi: İşçi Rüyası Arşivleri), kitabında altını çizdiği XIX. yy Fransız işçileri gibi, gündüz sosyal yaşamın kendisine reva gördüğü bir mağduriyet ortamının alışkanlıklarının dışına çıkabilmek için, gecelerine özgürce sahip olabilecek bir kararlılıktadır. Ne de Mertkan, Matrix (1999) filmindeki Neo gibi, gündüzleri bir büroda çalışmanın sosyolojik belirlenmişliğinin yanında; gecelerin özgürlüğünü, aykırı bir paralel yaşam ve çoklu bir dünya yaratma anlamında şizofren bir öznelliğe dönüştürebilecek bir karaktere sahiptir.

Matrix filminde, Neo, Çoğunluk filmindeki Mertkan gibi, gündüzleri bir büroda vasıfsız ve isteksiz bir biçimde çalışan her hangi bir anonim vatandaştır. Geceleri ise, Aynı Neo, Mertkan’dan farklı olarak, Matrix’in hakikatinin peşine düşen, az rastlanan bir bilgisayar korsanıdır. Gilles Deleuz’Mille Plataux, Capitalisme et schizofrénie(1982, Bin Yayla, Kapitalizm ve Şizofreni) adlı kitabında altını çizdiği gibi, Neo aynı sine-dünyada, kendi var oluş deviniminin mekanizması içinde, direniş sembolü olarak çoklu-yaşam süren şizofren bir karakterdir. Neo, gündüz, sosyal kurallarla belirlenmiş, olanaklarının sınırları içselleştirilmiş alışkanlıkların tekrarıyla çizilmiş bir memurdur. Geceleri ise, aynı Neo, sosyal konumundan ve itaatkâr alışkanlıklardan özgürleşerek, içsel-zihinsel şizofren yolculuklara çıkabilen, var oluş ile ilgili çok yapılı bir hakikat algısına sahip, özgür ve muktedir bir öznedir. 

Neo, kendisinin gündüzleri içinde bulunduğu sosyal yaşamda sıradan biri olduğunu söyler herkese. Ama öznel olarak özgürleşen aynı Neo, kendisinin tüm insanlığı kurtaracak seçilmiş biri olabilecek kapasitelere sahip olduğuna inanmaya başlar. Bu inanç da, kapasitelerinin gücünü arttırır. Sosyal yaşamın ve onun hiyerarşik statülerinin devamı için gerekli uykudan fedakârlık edilerek, geceleri sahip olunan bu özgürlük anlarının öznel-şizofren yolculukları, Neo’yu, var oluşun ve Matrix’in hakikatine götürür. Bu, ne gündüzlerin sosyal itaatinin, gecelerin de uyuma zorunluluğunun kısır döngüsünün alışkanlığını kıramayanların ilgilendiği bir hakikattir. Ne de belirlenmiş sosyolojik roller içindeki tekrar mekanizmasından, kendi kendisiyle özdeş olan tözel-aynılık kimliklerinin hapishanesinden, öznel olarak çıkıp özgürleşemeyenlerin karışılabileceği bir hakikattir. Matrix, gönüllü kulluk için, tüm insanlığa dayatılan çekici bir yanılsamasıdır. Matrix’in hakikati budur: İnsanlık, gelişmiş makinelerin yarattığı çekici yaşam illüzyonunun devamı için, gerekli olan enerjiyi sağlayan köleleştirilmiş pillere indirgenmiştir. İnsanlığı bu köle durumdan kurtulmak için, Neo, özgür bir özne olarak tüm insanlık adına mücadeleye angaje olacaktır.

La Boetie’nin Söylev’de altını çizdiği gönüllü kulluk yaratan bu itaatkâr sosyal alışkanlıkların içselleştirilmesine rağmen, öznel bir özgürleşme her zaman mümkündür. Bu özgürleşme mekanizması, ne sadece bir kurmaca film senaryosudur, ne de filozofların kavramsal yaratıcılık egzersizleridir. Rancière, 10 yıllık devasa bir arşiv çalışması sonunda gün yüzüne çıkarıp, Proleterlerin Gecesi: İşçi Rüyası Arşivleri kitabında bize sunduğu işçilerin günlüklerinde, bilinen ekonomik-sosyal işçi mücadelelerinin dışında, gerçek anlamda bir özgürleşme olan bu mekanizmanın yaşanmış tarihsel örneklerini sunar. İşçilerin, her şeyden önce bir insan olarak, toplumun sosyal hiyerarşisinin kendilerine dayattığından başka bir yaşama layık olduklarını kanıtladıkları özgürleşme çabası olarak, gündüz fabrikada çalıştıktan sonra geceleri toplanıp, nasıl da felsefe yaptıklarını, roman ve şiir yazdıklarını, yani düşündüklerini gösterir. Üstelik bu çabalar, egemenlerin beklediği gibi, gizli bir sınıf atlama arzusu altında, kendi acınası soysal konumlarının mağduriyetini dile getiren bir acılı yakarış anlamında, sefalet felsefesi ve yoksulluk edebiyatı yapmak, acıların dokunaklı şiirini yazmak isteği değildir. Bu özgürleşme çabası, Platon gibi insanlığın ortak sorunlarıyla doğrudan ilgili felsefe yapmak, Victor Hugo gibi, Stefan Mallarmé gibi insanlığın evrensel boyutunda ele alınan gerçek anlamda edebiyat yapmak, şiir yazmaktır. Sosyal hiyerarşinin en altında yer alan bir mağdur sınıfın yoksulluğunu, acılarını ve çaresizliğinin dile getirildiği ve sadece aynı dertten muzdariplere hitap eden bir mazlum felsefesi ve sanatı değildir yapmak istedikleri. Fabrikalarda üretimden başka bir şey yapamaz denilen bu işçilerin, egemenlerin kendilerini mahkûm ettiği bu sefalet felsefesinden ve mağduriyet edebiyatından, gündüz üretimde tükenmelerine rağmen, gecelerine sahip olarak kurtulan ve insanlığın evrensel kaderiyle ilgilenme ve düşünme kapasitelerini kanıtlayan özgür ve muktedir özneler olmaktır istedikleri. Gündüz sosyal hiyerarşinin en altında mağdur olan, geceleri ise uykuları pahasına, insani kapasiteler açısından egemenlerle hiçbir farkları olmadığını kanıtlayan çoklu yaşama sahip, eşit ve özgür özneler olmaktır arzuları. Ama bu konuda Platon’dan beri açıkça belirlenmiş bir sorun vardır. Bu, Platon’un Devlet’inde, La Boétie’nin Söylev’inde, Matrix’te, Çogunluk’ta, XIX. yy. işçi özgürlük hareketlerindeki hep aynı sorundu. Egemenlik altına alınamayan bu çoklu anarşik öznel yaşamlara, bu özgür şizofren yolculuklara tahammül edemez sosyal düzen. Çünkü aynı zamanda hem itaatkâr alışkanlıkların içselleştirildiği bir sosyal bağımlılığın ve mağduriyetin, hem de özgürlüğün ve muktedir olmanın aynı öznede olması gibi şizofren bir durum; herkesin belli bir yeri, belli bir rolü ve belli bir söylemi olması gereken özdeksek aynılık kimliklerinin üzerinde inşa olan sosyal düzenler için tehlikelidir. Kargaşa ve anarşi yaratır. Bu nedenle, egemenler, gönüllü kullarından her zaman, sosyal olarak belirlenmiş tek bir yaşam isterler. Hiçbir alt üst oluşa ve belirsizliğe meydan vermeyecek, sosyal ve öznel olarak kendisiyle özdeş, kendi kendisiyle aynı, denetlenebilir tek bir özdeksel sosyal-öznel kimliğe sıkıştırılmış ve bundan memnun olan gönüllü kulların konsensüsüdür istenen.

Matrix’te sosyal düzenden sorumlu yapay zekâlı makineler olan Ajanlar, yeraltında paralel özgür yaşamlar organize eden direnişçilerle savaşırlarken, Neo’ya ulaşırlar. Henüz Matrix’in ne anlama geldiğini ve kimim kimle ve ne için savaştığını bilmeyen Neo’nun kendileri için tehlikeli gidişatının daha baştan önünü kesmek için, Ajanlar onu sorgularlar ve gözünü korkutmaya çalışırlar. Bu sorgunun temel konusu ve Neo’dan istenen çok açıktır. Ajan Smith, Neo’ya şunu der: Neo, biliyoruz, senin gündüz bir şirkette farklı, gece de bir bilgisayar korsanı olarak farklı iki ayrı yaşamın var. Ama bu bizce, mümkün değil. Sadece bir tane olmalıdır. 

Çogunluk’ta da, egemen bir baba, kendi öz oğlunu sorgular. Mertkan’ın sevgilisi Vanlı bir Kürt kızı olan Gül, ötekileştirilmiş bir yaşamı ifade eder babaya göre.  Egemen baba, kendisine itaat etmesi gereken oğluna “Biz Türk ve Müslüman’ız, gezdiğin kişilere dikkat edeceksin” diyerek, oğlunu kendi yaşamından farklı bir sine-yaşam fikri olan o kızı bırakacaksın diye tehdit eder. Filmler farklıdır, ama oynan sahne aynıdır hep. Matrix’te yapay zekâlı bir robot program olan Ajan Smith, sosyal düzenin bekası için Neo’dan ne istiyorsa, Çoğunluk’taki baba Kemal’de oğlundan onu ister: Çerçevesi açıkça belirlenmiş, kendi kendisiyle özdeş, kendi aynılığını sonsuza dek tekrar eden tek bir yaşamın rolünü oynamak. Bu sahne, egemenlerin, gönüllü kulluk yerine, tebaasının aynı anda bir başka yaşama doğru özgürleştirici şizofren yolculuklara çıkma kapasitesini keşfetmesine ve bu kapasitesini kullanmasına sosyal düzenin tahammül edemediğini gösterir. Platon’dan beri sahne aynıdır. Sadece aynı sahne her defasında “remakes” yapılmaktadır. Platon, çömlekçiler sadece atölyelerinde çömlek yapmak zorundadırlar, Parlamentoya gelip insanlık sorunlarıyla uğraşacak zamanları yoktur, der. Çömlekçilerin hem atölyelerinde çömlek yapması hem de gelip parlamentoda insanlığın ortak kaderi adına fikir belirtmesi bir çifte yaşamdır, bu da sosyal düzen için bir karmaşadır. Oysa sosyal düzen konsensüs ister. Aynı sahne, XIX. yy.da gündüz fabrikada çalışıp gecelerini de özgürce kullanan, felsefe yapıp, roman ve şiir yazıp, bir insan olarak sosyal olarak belirlenenden başka bir yaşama layık olduklarını kanıtladıklarında oynanır. Egemenlerin replikleri hep aynıdır: İşçiler, gündüz çalışmalıdırlar; gece de, ertesi gün yeniden aynı verimle çalışabilmeleri için uyumalıdırlar. Bunun dışında başka yaşamlara yönelmek, şizofren serüvenlere çıkmak sosyal düzen için kargaşa ve tehlikedir. İşçiler, işçi oldukları gerçeğini unutmamalıdırlar. İşçiler bilincini yitirmemelidirler.

Platon’un Devlet’inden beri melodiyi ezbere biliyoruz. Ama garip olan şu: İşçilerin özgürleşmesi adın da aynı sahne oynanması, bu kez aynı repliklerin söylenmesi, aynı melodilerin çalınmasıdır. Aynı egemenlik ilişkisinin, öncü ve kurtarıcı rolü üstlenen tiranlar tarafından oynanan aynı sahneyle işçiler üzerinde kurulmasıdır. Yok, yok sen bir işçisin, hatta işçi olduğunu bilincinde olmayan, kendine yabancılaşmış bir işçisin. Benim öncü ve kurtarıcı rolüm önce senin işçi olduğuna senin kendini inandırmak. Bilinçlendirmek. Sen kendin özgürleşemezsin. Sen, kendi kendinin öncüsü olamazsın, sen kendi kendini kurtaramazsın. Çifte yaşamlar yaratamaz, şizofren yolculuklar yapamazsın. Çünkü sen kendinin bilincinde dahi değilsin. Sen, önce işçi olduğunun bilincine varmalısın. İnsanlığın ortak kapasiteleri sende de var ne demek? Önce sen, bu düzenin mağduru olduğunu kavramalısın. Buradan başlamalısın, yani önce kendi kendinle özdeş, kendi kendinle aynı bir mağdur kimlik olarak kendini bilmelisin! Gelsin işçi bilimi, işçi edebiyatı, işçi sanatı, işçi filmleri, işçi filmleri festivali… Çünkü her türlü öznel özgürleşme edebiyatı, bir gizli anarşizmdir. Her türlü bireysel özgürlük, bir burjuva ideolojisidir. Tehlikelidir, kafa karıştırır. Sınıf mağduriyeti bilincini bulandırır. 

Sen kadınsın, sen bunun bilincinde olmalısın, kendi kendinle cinsel-özdeşlik içinde, kendi kendinle aynı olmalısın. Sen, erkekler uygarlığının mağduru, bir kadınsın. Önce bu mağduriyetin bilincine varmalısın. Gelsin kadın edebiyatı, gelsin kadın sineması, gelsin kadın filmleri festivali… Çünkü her türlü muğlak pozisyonlar, her türlü arada kalmalar, her türlü, imkânsız özdeşleşmeler, her türlü, kimlikler arası yolculuklar bir kargaşadır… Cinsel mağduriyeti duygusunu bulandırır.

Sen, bir Kürt’sün. Sen, önce kendi kendinle özdeksel olarak aynı olmalısın, kendi kendinle etnik-özdeşlik içinde, kendi kendinin tözünle tek-bir olmalısın. Sen, sadece kendi kendinle sınırlı bir etnik kimlik olarak kendi bilincine varmalısın. İşte o zaman anlarsın ki, bu toprakların en radikal mağduru sensin. Gelsin Kürt dili, gelsin Kürt edebiyatı, gelsin Kürt sineması, gelsin Kürt filmleri festivali… Çünkü her türlü evrensel politik öznellikler, her türlü kimlikler arası öznel yolculuklar, her türlü öznel politik özgürleşmeler, tüm kimliklerin dışında tüm insanlığa ortak sesleniş olacak her türlü evrensel demokratik şizofren patlamalar tehlikedir. Etnik mağduriyet algısını bulandırır. 

Herkesin ait olması gerektiği yerde olmasını isteyen hiyerarşik sosyal düzene göre, kamusal-sosyal alanda, kendi kendisiyle özdeş tek bir yaşam olmalıdır, her türlü sosyal, cinsel, etnik özdeksel kimliklerin dışına öznel olarak çıkan çoklu yaşamlar ve şizofren yolculuklar her zaman konsensüsü bozar. Ama özellikle Gran Torino’da gördüğümüz gibi politika da burada başlar. Politika, bir özdeksel kimlik dışında ve bu özdeksel kimliğe rağmen, herhangi bir insanın ortak insani kapasitelerini toplumun ortak kaderi doğrultusunda kolektif eylemin içinde gerçekleştirebilmesidir. Yani hiyerarşik bir sosyal yapının itaatkâr alışkanlıklarla içselleştirilen ortak algılarının, evrensel bir öznellik, eşitlik ve özgürlük fikirleriyle yeniden yapılandırılmasıdır. Bu nedenle politika bir “di-sensüs”tür. Başkalaşımdır. Öznel-şizofren yolculuklardır.  Gran Torino’da olduğu gibi farklı dünyaların karşılaşmasıdır.  Çoğunluk’taki karakterler gibi sosyal, cinsel, etnik özdeksel kimliklere ve gönüllü kulluk ilişkilerine hapsolmak değildir.

Çoğunluk filminde, baba Kemal tarafından oğul Mertkan, sadece kendi kendisiyle özdeş ve sadece kendi kendisiyle sınırlı narsist bir aynılık üretebilecek olan sosyal, dinsel, etnik bir özdeksel kimlik temelinde biçimlendirilip, belirlenmektedir. Bu sürecin sine-fikri ve sine-mekânı da Mertkan’ın bir hücre gibi içine hapsolduğu kendi odası ve burada ebeveynlerinden yakın denetim ve gördüğü baskıdır.

Çoğunluk filmi, itaatkar bir bireyin yetiştirilmesi için, sadece aile içinde manevi bir halüsinasyon ardında yaratılmış bir hücre olarak Mertkan’nın odasını merkez almaz elbet. Mertkan’nın evden iş yerine, AVM’lerden eğlence yerlerine tüm yaşam alanları itaatkâr bir bireyin yetiştirilmesi için gerekli sosyal mekânlar olarak oluşturulmuştur. Evde, sadece her an mazgalı açılabilecek bir hücreyi andıran Mertkan’ın odası değildir denetim altında olan. Evde, aynı zamanda tüm aile bireylerinin toplandığı, yemek yediği salon da, aynı şekilde alışkanlıklar ve gelenekler çerçevesinde düzenli kontrolün ve denetimin yapıldığı bir tür kamusal mekândır. Mertkan, sofraya geç geldiğinde, annesi “nerdesin oğlum, seni mi bekleyeceğiz hep” diye azarlar. Sonra sıra babaya gelir; “bugün öğleden sonra neredeydin, seni işyerinde hiç görmedim” der. “Bundan sonra, sabahları saat sekizde ofiste olacaksın” diye kesin bir uyarı yapar. Aynı yemek sahnesinde bu kadar denetim ve disiplin yetmiyormuş gibi, despot baba, bir de otorite gösterisi yaparak itaat eğitimini tamamlar: “Yarın tahtaları kamyonla İzmit’e götüreceksin”, der. Mertkan, neden, onu götüren kişiye ne oldu diye, sorduğunda da, “sana ne, götüreceksin dedim, o kadar, götüreceksin”, der ve keser atar.

Oysa bu tarz mutlak bir otorite, bu denli baskılayan bir denetim ve gözetim, American Beauty (1999) filminin gösterdiği gibi tam bir psikoz halidir. Filmin temel karakterlerinden birisi olan Ricky, Mertkan ile aynı yaşta bir gençtir. Emekli Albay olan babası, Ricky’yi her baba gibi sevmekte ve “oğlum senin iyiliğin için” diyerek, oğlunun yaşamını yakından denetlemektedir. Evde her şeyin şeffaf olmasını, her şeyin kendi kontrolü altında olmasını istemektedir. Ricky’nin, Mertkan’ın yaşamında olduğu gibi, sadece odası kontrol altında değil, aynı zamanda bütün çekmeceleri, dolapları, odasının her köşesi denetim ve araştırma altındadır. Öyle ki, babası, Ricky’nin uyuşturucu kullanıp kullanmadığını anlamak için, düzenli olarak Ricky’den analiz için idrar bile almaktadır. Bir gence babası tarafından uygulanan, bu kışla disiplini mantığıyla vücudunun içi dâhil, hiçbir özel alan bırakmayan bir mutlak şeffaflık durumu, aslında tam bir delilik halidir. Sağlıklı gençler yerine, ruhu ve zihni ölümcül bir şizofreniyle sakatlanmış gönüllü kullar üretir. Filmde, Ricky’nin bu baskı sonucu psikiyatri hastanesine yattığını öğreniriz. Annesi zaten otisttir, yaşama kapanmış, kendi iç dünyasına radikal bir dönüş yapmıştır. Bu, ruhu ve aklı sakatlayan kontrol paranoyasından kurtulmanın yolu, ya Matrix filminde olduğu gibi cephesel olarak başkaldırmaktır. Ya da, George Orwell’in 1984 adlı romanında olduğu gibi, bu mutlak kontrole karşı direnen gizli ve paralel bir yaşam yaratmaktır. Ricky, filmde ikisini de yapar. Filmin başında, Ricky, babasının bu her tarafa nüfuz eden kontrol ve denetleme stratejisinden kurtulmak için, kendine hastane gibi bembeyaz ve şeffaf olan bir kişisel oda yaratır. Bu yalın görüntünün ardında, yaşamını kendi kazanan ve ilerisi için para biriktiren bir gizli ticaret ağı geliştirir. Babasına düzenli kontrol için verdiği idrarı bile, başkasınındır. Filmin sonunda da, bu baskıya cephesel olarak açıkça baş kaldırır, babasını ve onun “kışlasını” terk ederek; sevdiği kız, Jane ile birlikte yeni bir yaşam için yola çıkar.

Çoğunluk filminde, ne senaryonun dramatik yapısı, ne de sine-anlatım Mertkan’a böyle bir şans tanır. Mertkan, ne cephesel bir başkaldırı gerçekleştirebilir, ne de direnişçi bir paralel yaşam ve özgürlük alanı yaratabilir kendisine. Bu nedenle, film boyunca, devinimi dışarıdan dayatılan alışkanlıklar ve kuralların itkisine bağlı olduğundan, Mertkan sürekli bir melankoli hali içersindedir, Spinoza’nın altını çizdiği gibi, var oluşunun enerjisi kendi içsel deviniminden kaynaklanmadığından, hep üzgün ve isteksizdir. Bu nedenle, Mertkan için geriye tek bir yol kalacaktır: Filmin sonunda, kendisinin olmayan bu yaşam tarzını, kendi seçimiymiş gibi içselleştirip, gönüllü kulluğu bilinçli bir şekilde kabullenmek. Bunun anlamı da, gönüllü kulluğun, yani insanın kendi boyun eğişinin, bir egemenliği kabul edişinin aktif bir öznesi olmaktır. 

La Boétie, gönüllü kulluk davranışının içselleştirilmesinin ve icra edilmesinin birincil nedenleri olarak işte bu itaatkâr alışkanlıkları ve gelenekleri görür. İnsan özgür doğar ve bu özgürlüğünü koruma iradesine sahiptir, ama itaatkâr alışkanlıkların ve geleneklerin içselleştirilmesi ve aptallaştırıcı eğitim, insana özgür doğasını unutturur. Dolayısıyla bu öğrenilir özelliği nedeniyle gönüllü kulluk, zihinsel olarak yapılandırılan bir boyun eğme durumudur. Kendi başına var olan bir gerçeklik olarak toplumda doğmaz. Gönüllü kulluğun, sosyal gerçekliğin kendisinden öte, bu tarzda öznenin kendisinde yapılandırılan doğası, La Boétie’den sonra bu konuda özel olarak düşünen tüm referans eserlerde ortak kabul gören bir özelliktir. K. Marx-F. Engels (Alman İdeolojisi, 1845), Max Weber (Ekonomi ve Toplum, 1921), Hannah Arendt (Totaliterizmin Kaynakları, 1951), Michel Foucault (Özne ve İktidar), Luis Althusser (İdéologies et apparailes idéologiques d’Etat), Pierre Bourdieu (Dil ve Sembolik şiddet, 1980),Jacques Ranciere (Uyuşmazlık, 1995) gönüllü kulluğun, öznenin aktif bir katılımıyla alışkanlıklar temelinde içselleştirilerek insanın kendi algısı ve kavrayışında şekillendiğinin altını çizerler. 

Bu da demektir ki…

İnsan, Platon’un Menon adlı eserinde belirttiği gibi (88d), herhangi bir tetikleyici karşılaşma sonrası, önceden özgür ruhlara sahip olduğunu yeniden-hatırlarsa (réminiscence) ve kendi aktüel konumu üzerine dönüp düşünürse, içselleştirdiği itaatkâr alışkanlıklardan anında özgürleşir ve bu gönüllü kulluk durumu hemen değişir…

Çoğunluk filmi, bu şansı ne senaryo olarak ne de sine-anlatı olarak, kendi sine-dünyasında Mertkan’a tanıyacaktır…

Güdümleme, Gönüllü Kulluk ve Çoğunluk

La Boétie için, gönüllü kulluk davranışının, ikinci temel nedeni de hükümdarın kurnazlığı, yani halkı güdümlemesidir (manipulation). İtaatkâr alışkanlıklar nedeniyle özgürlükten yoksun olan insanlar, kulluktan çıkmak için gerekli istek, dikkat ve enerjiden de mahrum olmaktadırlar. Tiran, bu zaafın farkında olarak insanları daha zayıf ve daha zavallı hale getirmektedir. Tiran, egemenliğinin devamını sağlamak için, içki, uyuşturucu, gladyatörlerin ölümcül oyunları, madalyalar, garip yaratıkların gösterileri, her türden eğlence ve oyun halkı aptallaştırır ve onu gönüllü kulluk alışkanlığı içinde yaşamaya devam etmesini sağlar. Tiranın tutkulu söylevleri, kutsal sembollerin gösterişli kullanım ritüelleri bir tür tapınmaya yol açar ve düşünme kapasitesi uyuşturulan halkın duygu seli içinde hükümdara gönüllü kulluk etme geleneğini sürdürmesine neden olur. La Boétie’ye göre, tiran, dinleri, batıl inançları ve hurafeleri de halkların gönüllü kulluğun alışkanlığında tutmak ve hükümranlığını sürdürmek için kullanır. İçselleştirilen itaatkâr alışkanlıklar (habitus), gönüllüğü kulluğu biçimlendiren ve devamını sağlayan en önemli temeldir. Ama tiranın tüm toplum düzeyinde hizmetinde olan araç gereçler, özenle seçtiği söylemleri, itinayla kullandığı semboller, öne sürdüğü kutsal değerlerle yarattığı güdümleme de bu gönüllü kulluk alışkanlığının devamını ve kulların uyumasını sağlar. 

Sevgili ulusal komedyenimizin, özgür olduklarını hatırlamamaları ve gönüllü kulluğa devam etmeleri için Sonbahar’da gençlerin eğlenmeye nereye gitmesi gerekir, diye sorumluluk içinde sormasına; Çoğunluk, AVM’ye tabii ki, diye yanıt verir. Mertkan, kendisi gibi genç arkadaşlarıyla buluştuğunda, hep birlikte AVM’ye giderler. Erkek-egemen bir zihniyetin çoğunluğu oluşturduğu bir toplumunda, erkek-egemenliği üzerinde kurulan bir ailede, erkek-egemen bir babanın yerini alacak bir genç olarak yetiştirilen Mertkan, arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde, doğal olarak sadece erkek arkadaşları vardır. Kızlar, karşı-alandadır, onlar uzaktan seyredilir. Karşı-alanda buz pateni yapan kızlar ve erkeklerle dalga geçilir. Erkeklerin masasında ise, cep telefonu konuşulur. Cep telefonları ve her an yenilenen özellikleriyle iletişim teknolojisini süreklilik içinde takip etmek, her yeniliğe sonsuz sahip olabilme tutkusu ve muhabbeti, günümüzün güdümleyici en önemli meşgalesidir. Her yenilik, bir öncesinin sahip olunan cazibesini alıp götürür. Her yenilik, biraz daha yüksek performansa sahip olanı elde etmenin arzusunu tetikler, tutkulu sohbetlere konu olur, duyguları, zihinleri ve yaşamları var-oluş yerine, sahip-oluş üzerinde güdümler. Bu nedenle, Mertkan, arkadaşlarıyla aynı masada cep telefonları etrafında konuşurlarken; karşı alandaki kızlar, doğal olarak, sadece sahip olunacak bir arzu objesi olarak görülürler. Bir cep telefonu gibi… Mertkanın bir arkadaşı, sohbet sırasında “abazan kalmayacaksın, çakıp bırakacaksın Kanka”, der.

Bir insanı, salt sahip olunacak bir obje olarak gören, güdümlenmiş erkek-egemen bir gençlik, öncelikle yaşamı varoluş temelinde düşünme özgürlüğüne sahip olmadığı için; kendi sıradanlaşmış kulluğundan kurtulmak yerine, kendini egemen hissedebilmesi için kendine kurmaca-imgesel kullar yaratmak zorundadır. Mertkan, AVM’de erkek arkadaşlarıyla birlikteyken, kız arkadaşı Gül ile karşılaştıklarında, rahatsız olur; Gül ile arkadaş olduğunu gizlemeye çalışır. Mertkan’ın arkadaşı, Gül için, “Bu Çingene’ye mi kaldın Kanka? diyerek alay eder. Eğlence için erkek arkadaşlarıyla saunaya giden Mertkan’ın babasının, Bu kız Vanlı, bize yaramaz, bırakacaksın onu demesi neyse; genç kuşak temsilcisi Mertkan’ın birlikte AVM’ye eğlenmeye gittiği bir arkadaşının, bu Çingene’ye mi kaldın, demesi aynı şeydir.  Kuşaklar arası iletişim başarılmış, miras eksiksiz aktarılmıştır. Babalar ve oğullar aynı alışkanlıkları içselleştirip, aynı güdümlemeleri tekrar etme mekanizmasını gerektiği gibi başarıyla kurmuşlardır. Bu babalarla, bu yetiştirdikleri gençlerle, bu çoğunluğun sırtı hiçbir zaman yere gelmeyecektir. Çoğunluğun temsilcisi Kemal’in koruduğu bu vatan, ebediyen bölünmeyecektir!

La Boétie’nin örneklediği antik gladyatör oyunlardan günümüzün modern eğlencelerine, insanın özgür oluşunu unuttuğu gönüllü kulluk alışkanlığını güdümleyici aktiviteler açısından baktığımızda; Çoğunluk filminde, cep telefonları, AVM’ler, araba tutkusu arasında şampiyonluğu hiçbir şeye kaptırmayan bir temel eğlence aracı vardır: Televizyon. Çoğunluk filminde, yaşamı ve karakterleri güdümleyici en önemli ve etkili araç televizyondur. Televizyon, Çoğunluk’un sine-dünyasına öylesine nüfuz etmiş, yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmuştur ki, kendisini alan içinde hiç görmeyiz, ama dış ses olarak alan içindeki varlığı ve etkisi öncesiz ve sonrasız bir süreklilik içerir. İlk sahnedeki elektrik süpürgesi sesi hariç, anne kapıyı her açmaya geldiğinde, dış ses olarak salondan televizyonun sesi gelir. Mertkan, annesi ve babasıyla salonda her yemeğe oturduğunda dış alanda televizyon açıktır; herkes oraya bakar ve dış ses olarak bu güdümleyici aracın yayınına yemek boyunca kesintisiz maruz kalırız. Anne zaten sürekli evdedir ve sadece akşam yemeklerinde değil, bütün gün televizyonun güdümleyici yayınına maruz kalır. Kocası Kemal’in despotluğuna özgür bir insan olarak başkaldırmak yerine, hücreyi andıran daracık bir mutfakta oturup, hüzün ve melankoli içinde ben nasıl böyle duygusuz insanların arasına düştüm diye, kendi kendine sitem etmekle yetinir. Baba salonda oturduğunda maç seyreder. Mertkan, kız arkadaşıyla seviştikten sonra, salona gelir ve ilk iş olarak otomatik bir biçimde karşı alandaki televizyonu açar. Dış ses gelir koltukta tek başına bomboş bir duyguyla oturan Mertkan’ın yaşamını ve kadrajı doldurur.  Ardından kız arkadaşı, Gül, salona girer ve ilk iş olarak kumandayı alıp, dış alandan gelip bu sine-dünyayı güdümleyen televizyonun sesini kesmek olur. Bu kulakları ve zihni güdümleyen ses, bakışı hipnotize eden görüntü kesildikten sonra; oturulup konuşulabilinir, yaşam ve var oluş üzerine fikir alışverişinde bulunulabilinir. Gül, gelir Mertkan’ın kucağına oturur ve sohbet ederler. 

Çoğunluk filminde, televizyonun güdümleyici önemi ve varlığı aynı gönüllü kulluk mekanizması gibi paradoksaldır. Televizyon, filmin kurgusal evreninde ve bu çoğunluğu ifade eden çekirdek ailenin yaşamında güdümleyici en önemli araçtır, ama varlığı o kadar önemsiz ve görünmez hale gelmiştir, sanki kendisi yoktur, sadece etkileri olgusal olarak ortadadır, sadece sonuçları ampirik olarak algılanır ve kavranır durumdadır. La Boétie, gönüllü kulluk, yaşamımızda öylesine sıradan bir hale gelmiş ki sanki görünmez olmuştur. Gönüllü kulluk, öylesine sıradan ve yaygındır ki; her yerde, her ülkede, her zaman, her insan tarafından yapılmaktadır. Ama öylesine garip bir hal ki, buna inanmak için görmek gerekiyor. Ama öylesine sıradan bir hale gelmiş ki, sanki görünmez olmuş. Yani görmek için de bu sefer sanki önce varlığına inanmak gerekli, der. Çoğunluk filmi, La Boétie’nin altını çizdiği gibi,yaşamda sıradan ve görünmez hale gelen gönüllü kulluğu güdümleme aracı olan televizyonun kendisinin de, bir araç olarak güdümlediği sonuç ile aynı özelliğe sahip olmuş, yaşamın sıradan ve görünmez bir parçası haline gelmiştir, der. Çoğunluk filminin, televizyona bu denli önemli bir güdümleme aracı olarak senaryoda yer vermesi, ama sine-anlatıda onu hep dış-alanda bırakarak yaşam alanlarına sızıp, zihinleri işgal ve meşgul eden kesintisiz bir dış-ses olarak sistemli bir biçimde sunması rastlantı değildir elbet.

John Carpenter’ın They Live (1988) filmi, televizyonun bu çerçevedeki güdümleyici işlevini çarpıcı bir şekilde ifade eder. Uzaylılar, dünyayı ele geçirmişlerdir. Dünyalılar, hiçbir şey yokmuş gibi yaşamlarına devam etmekte ve çalışmaktadırlar. Uzaylılar bu sükûneti ve göz boyamayı, televizyon aracılığıyla sağlamışlardır. Uzaylıların, televizyon yayını ile birlikte yaydıkları dalgalar, dünyalıları hipnotize etmekte ve dünyanın işgal altındaki hakikatini görememelerine yol açmaktadır. Bu duruma baş kaldıran küçük bir direnişçi grup, televizyon yayınlarına girerek dünyalıları uyarmaktadırlar. Ama yayının kesilmesine katlanmak ve bu hakikati dinlemek kolay değildir; seyircileri yorar ve dayanılmaz bir baş ağrısı yapar. Direnişçiler, bir yandan uzaylıların yayın yaptığı merkezi bulup havaya uçurmak için çalışırlarken; bir yandan da, Uzaylıların televizyon yayınıyla yarattıkları illüzyonu bozabilmek, dünyanın hakikatini gösterebilmek için, özel bir gözlük icat ederler. Bu gözlük takıldığında, televizyonun yaydığı dalgaların güdümleme etkisine rağmen, dünyanın içinde bulunduğu durum tüm çıplaklığıyla görülür. Bu özel gözlük takıldığında, televizyonun gözleri kör eden, bakışı hipnotize eden etkisinden özgürleşen gözlerle, yani başka bir göz ile dünyaya bakıldığında, hakikat tüm çıplaklığıyla görülür. Tüm televizyon yayınlarının, reklam tabelalarının, magazin dergilerinin, o albenili görünüşlerinin altında hep bir ağızdan, koro halinde asıl ilettikleri güdümleyici ve hipnotize edici telkinler ortaya çıkar:

“Uyuuuu!”, İtaat Et!” “Otoriteye Boyun Eğ!” “Evlen, Çocuk Yap!”  “Dolar Senin Tanrın!” 

Bir avuç direnişçinin mücadelesi dışında, bütün bir dünyanın bu şekilde rafine bir sistemle uyutulduğu bir ortamda, çoğunluğun temsilcisi erkek-egemen Kemal’in oğlu Mertkan’ı özel olarak güdümlemesi hiç zor değildir. Babası Mertkan’a yarın İzmit’e kamyonla kereste götüreceksin deyip ardında hiçbir açıklama yapmadan, “Götüreceksin dedim mi, götüreceksin lan!” diye bağırır. Mertkan, kamyonu götürdüğünde, hem kendisi hem de biz, seyirci olarak anlarız ki, aslında oradaki inşaatın bu kerestelere ihtiyacı yoktur. İnşaattaki ustabaşı, Kemal bey bilir bu işleri, eğer sana bunları götür demişse, bir bildiği vardır, der. Kemal beyin bir bildiği vardır elbette. Filmde altı çizilerek ve diyalogların üzerine basa basa Mertkan’a ve seyirciye anlatılan bu sahnede, Kemal, hiç kimseye hiçbir açıklama yapmadan bir güdümleme mizanseni gerçekleştirmiştir. Sahnenin temel aktörü olan Mertkan’dan eylemin amacıyla ilgili bilgi gizlenmiş, ama nedensiz ve gereksiz de olsa bir işi sadece Kemal bey dediği için sorgusuz sualsiz yapması ve itaat etmesi gerektiği yönünde güdümleme eğitimi verilmiştir.  Oğlunun bir özne olarak, kendi bilinci ve iradesiyle yaşamda kendisini yönlendirmesi anlamında neden sonuç ilişkisinin mantığı içinde davranması yerine; saçma sapan bir işin bile sorgulanmadan yapılması anlamında gönüllü kulluk alışkanlığını güdümleme davranışı olarak Mertkan’a bu delilik halini dayatmıştır. Açıklamasız, nedensiz, gereksiz ve anlamsız bir işi, tam bir tiran davranışı içinde kendi keyfince, hiçbir yasa ve kural tanımadan baba ve patron olmanın iktidarını kullanarak zorla, sinsice ve kurnazca oğluna yaptırmıştır. Durumu anlayan ve oyunu bozmadan oynayan ustabaşının da işbirliğiyle sadece itaatkâr bir davranışı öğrenmesi ve bunu gönüllü kulluk ilişkisi içinde sorgusuz sualsiz içselleştirmesi için, Mertkan’ı güdümlemiştir.

Kemal aynı taktiği, Mertkan’in polise rüşvet vermeyi öğrenmesi, böylece kendisi gibi toplumdaki tüm imkânsız işleri bile halledebilme becerisi kazanması için kullanmıştır. Oğlunu, bir insan olarak kendisini manevi olarak da öldüreceği bir tür intihar eylemine gönderir gibi, karakola rüşvet vermeye göndermiştir. Tabii polis, Mertkan’ı “Hadi kardeşim, yürü git işine, yürü git”, diyerek karakoldan kovmuştur. Ama kemal için, zaten sonuç önemli değildir. Bunlar sadece Kemal’in, Mertkan’ı gönüllü kulluğu bir alışkanlık olarak içselleştirmesi için, yaptığı güdümleme çalışmalarıdır. Mertkan’a verdiği bu dosyayı polise rüşvet vererek değiştirtme işini, bizzat Kemal’in kendisi, saunaya birlikte gittiği kişilerden mafya ilişkisi olan, kadın ticareti yapan bir vatansever arkadaşına bir telefonda hallettirecektir.

Muhtemelen Kemal karakterinin kendisi de zamanında bu şekilde güdümlenmiş ve kendi çıkarları adına kutsal ya da sivil hiçbir yasa tanımayan çoğunluk diktatörlüğünün başarılı bir figürü olmuştur. Öyle ki, yeryüzünde inananlara bir ahlaki tutum sunan din olgusunu bile hiç tereddüt etmeden kendi kişisel iktidarı için kullanan bir tiran haline gelmiştir. Kemal karakteri, Müslüman bir baba olarak çocuklarını alıp Cuma namazına gidip, cemaat ile hep birlikte camide saf tutar. Cemaat kadrajın içindeki alanda oturmuş, başları yukarı doğru hafif kalkmış, kaynağını göremediğimiz imgesel bir karşı-alandan gelen imamın dış-sesini, yükseklerden yeryüzüne inan ilahi bir mesaj olarak dinlerken, bu sahnede, bu özenle seçilmiş sine-anlatının yapılandırdığı görsel-işitsel algıda paradoksal bir etkiyi seyirci olarak yaşarız. Yükseklerden gelen ve kadrajın içindeki kutsal mekânda yankılanan bu dış-ses, “Peki çocuğumuzu cehennem azabından korumanın yolu nedir? diye sorduktan sonra devam eder. “Onlara güzel ahlakı benimseteceğiz. Onlara helâli, haramı, hakkı, hukuku anlatacağız”, der. Safların en başında baba Kemal, sağ yanında büyük oğlu, arkadaki safın başında da küçük oğlu Mertkan vardır. İmamın kristalize olmuş bu ahlaki sözlerinin kubbenin altındaki dokunaklı etkisiyle tüm cemaat ayağa kalkar ve namaza durulur. Gövdeler, tek bir sıra halinde eğilirler, başlar secdeye varırlar. Ama bu “güzel ahlakı” çocuklarımıza öneren dış-sesin kutsallığı ve kadrajın içinde saf tutmuş namaz kılan Kemal’in, yanındaki ve arkasındaki oğullarına öğretmeye çalıştıklarını karşılaştırdığımızda, Kemal’in inancının samimiyeti ortaya çıkar. Kemal, dini duyguların saflığını ve bir aşkın varoluşa inanmanın manevi gücünü de, başta oğullarına ve çevresindekilere gönüllü kulluğu dayatmanın en etkili güdümlemesi için kullanır.

Filmde, çoğunluk diktatörlüğünün sembolü, kuralsız, yasasız, inançsız bir tiran olan bu Kemal tiplemesi, neyi ne şekilde yapması gerektiğini çok iyi bilen birisidir. Kemal’ın, gönüllü kulluk amacıyla uyguladığı tüm bu talim terbiye ve güdümleme çalışmaları filmin sonunda istenilen amaca ulaşacaktır. Mertkan önce babasının özel olarak yapılandırılmış bir dramatik sahnede ve sine-anlatımda ifadesini bulan etkili bir güdüleme operasyonundan sonra, Gül’den ayrılacaktır. Bir inşaatın balkonunda, içerden dışarıya, özel olarak gün ışığına karşı profilden çekilen bir planda, Kemal ve Mertkan’ın yüz yüze durarak konuşurlar. Dışarıdaki arka planda, Kemal’in profilinin arkasında, bir camii vardır. Mertkan’ın profilinin arkasında ise, bir okul vardır. İkisinin arasında kalan alan-derinliğindeki direklerde ise, iki Türk bayrağı uzaktan dalgalanır. Görüntü yönetmenlerinin teknik olarak tercih etmediği bu tarz gün ışığına karşı yapılan Hacivat ve Karagöz tarzı bir gölge oyunu çekiminin ve bu özel mekânın kompozisyonunun özdeksel kimlik ifadesi ve kendi kendisiyle aynılık tekrarının sine-fikri gayet açıktır tabii ki.

Kemal: Noldu, öğrenebildin mi sen, kızın nereli olduğunu?

Mertkan: Van’mış, baba.

Kemal: Lan, sepetle oğlum o kızı!

Mertkan: Ne alakası var baba yaaa.

Kemal: Ulan, kızın anası belli değil, babası belli değil. Ne yer ne içer, nereden para bulur belli değil. Ne bok olduğu belli değil. Sepetle işte, gönder gitsin, sevmedim ben o kızı. Bi da görmicem hiç bi yerde!”

Kemal’in, bir özdeksel aynılık kimliğinin mutlak ifadesi olarak ötekiler yaratan ve dışlayan tiranlığının bu son vurucu güdümleme sahnesinden sonra, Mertkan pes edecek ve Gül’den ayrılacaktır.  Ama bu ayrılık sonucu Mertkan bocalamaya başladığı ve denetimden çıkma riski taşıdığından; Kemal, oğlunun bu muğlak ve kararsız durumuna bir son vermek, durumu netleştirmek için, son kez bir radikal güdümlemeye daha başvuracaktır. Kemal oğlu Mertkan’ı, işlerin mantığı açısından hiçbir ihtiyaç yokken, Gebze’deki inşaatta çalışmaya ve orada kalmaya gönderir. Hiç evinden ayrılmamış, tek başına yaşama deneyimi olmamış; üstelik böyle evinden ayrı bir yaşamı hiç istemeyen Mertkan için, bu radikal güdümleme hemen netleştirici, sonuç alıcı, yani boyun eğdirici bir deneyim olacaktır. Mertkan, burada çok açık ve anlamlı bir sahnede göreceğimiz gibi gönüllü kulluk tutumunu isteyerek, bilerek seçtiğini gösterecek ve bunu bilinçli bir tarzda icra edecektir. Bu şekilde, özgürlüğünü kaybetmekten öte, gönüllü kulluğunu başarıyla kazanarak, çoğunluk içinde hak ettiği yerini alacaktır.

 

Çıkarlar, Gönüllü Kulluk ve Çoğunluk

La Boétie, tiranın iktidarını koruması için, etrafında kendisi gibi sistemden yararlanan bir grup insana ihtiyacı vardır, der. Tiran, etrafını saran bu koruyucu grubun belli çıkarlar ve mevkiler elde etmesini sağlayarak kendine bağlar. Belli ayrıcalıklar ve payeler aracılığıyla etrafında tuttuğu bu kişilerden oluşan çıkar zinciri sayesinde yukarıdan aşağıya toplumu kontrol eder ve piramidin en tepesinde hükümranlığını korur. Piramidin en altındaki halk ise, şefi “kutsal” görülen örgütlü bir çetenin egemenliğinin temelini oluşturan gönüllü bir destektir. Bu nedenle halk, sadece bu gönüllü itaatten oluşan desteğini çektiği anda tiranın hükümranlığı çöker. 

Mertkan, İzmit’teki inşaata gittiğinde çok zor günler geçirir. Zaten babası Kemal’in onu göndermesinin nedeni budur. Zor geçen bir güdümleme döneminden sonra, artık oğlunun gönüllü kulluğu isteyerek seçmesini sağlamaktır. Mertkan, tek başına, babasının kiraladığı bir evde kalır. Evin, metalik mavi bir renkteki soğukluğu ve çalışmayan bir televizyonun karşısında geçen yalnız geceler Mertkan’ı düşünmeye iter. Gündüz inşaatta zamanın geçmeyişi, akşamları gidecek bir yeri ve arkadaşı olmaması, kendi başına yemek yapmanın zorluğu gibi alışık olmadığı şeyler kararını vermeye ve seçim yapmaya zorlar. Bir gün, inşaatın yanındaki bürosundan çıkmış kapıda boş gözlerle gökyüzüne bakarken, hiçbir neden yokken, birden yüzü kararlı bir hal alır. İlk defa tavırları ve jestleri canlanır, yüzündeki ifade sertleşir, gözleri bir hedefe doğru keskin bakışlarla dikilirken, hızlı ve emin adımlarla yürümeye başlar. Hızla inşaata girer. İşçiler paydos etmiş, hep birlikte yemek yemektedirler. Mertkan, doğrudan gider, yeni yapılmış bir yarım duvarı inceler, su terazisiyle ölçümler yapar. Birden yemek yiyen işçilere dönerek, bu neden yamuk böyle diye sorar. Sonra neden çimentosu az bunun, der. Sonra bu böyle yapılır tarzındaki, hiçbir açıklamaya aldırış etmeden, bunu yıkıp yeniden yapacaksınız, der. Aynı hızla çekip gider. Bu sahnede Mertkan’ı film boyunca ilk defa, bu şekilde dinamik bir davranış gösterdiği, kendi başına bir inisiyatif aldığı, ne yaptığını bilen bir tutumla kararlı bir şekilde davrandığı görürüz. Mertkan artık netleşmişidir ve yüzündeki melankoli dağılmıştır. Çünkü seçimini bilinçli bir şekilde yapmıştır. Babasının bir kopyası ve tekrarı olmuş, gönüllü kulluğunu artık kazanmıştır. Bir mağdur olarak özgürlüğünü kaybetmek yerine, kulluğunu iradesiyle kazanmıştır. Kulluğu kazanmak ne demek? Kulluğu kazanmak demek, kulluğu iradenin ve arzunun objesi olarak istemek, aramak, elde etmeye çalışmak demektir. Gönüllü olarak, isteyerek, seçerek, kendi iradesiyle kulluk etmek demektir. Özgürlüğü zorbalığa maruz kalarak kaybetmek yerine; kulluğunu aktif bir biçimde kazanmak demektir.

Güvenliği için babasından istediği bir silah ve sahip olacağı bir ev, bir araba, iyi bir iş, yüksek kazanç ve güvenli bir gelecek için itaatkâr alışkanlıkların içselleştirilmesi, güdümlenmenin kabul edilmesi ve gönüllü kulluğun isteyerek seçilmesidir.

İşte bu nedenle gönüllü kulluk, inanılacak gibi değildir. Absürt bir durumdur. Garip bir durumdur. Kavranılacak bir durum değildir. Ama aynı zamanda sıradan ve yaygın bir durumdur. Yani karşıtların birliğidir. Bir yandan, öylesine sıradan ve yaygındır ki, her yerde, her ülkede, her zaman, her insan tarafından yapılmaktadır. Diğer yandan, öylesine garip bir hal ki, inanmak için görmek gerekmektedir. Ama gönüllü kulluk yaşamda öylesine sıradan bir hale gelmiş ki, sanki görünmez olmuştur. Yani görmek için, de bu sefer de, sanki önce inanmak gerekir. Çünkü gönüllü kulluk Mertkan’ın film boyunca yaşadığı gibi, bir yönüyle sınırsız bir mutsuzluk hali, derin bir üzüntü ve melankoli durumudur. Ama diğer taraftan, garip olan, yine Mertkan’ın film boyunca yaptığı gibi, bu gönüllü kulluğun peşinde biz kendimiz koşarız. Çoğunluk filminin gösterdiği gibi, aslında biz kendimiz onu ararız. Sanki onu elde etmek için biz kendimiz var gücümüzle çalışırız. Kendimizin sorumlu olduğu bu gönüllü kulluk belasının başımıza gelmesi için uğraşır dururuz. Yani biz kendimiz tiranın işbirlikçiyiz. Gönüllü kulluğu kazanan aktif bir özneyiz. İşte La Boétie’nin Söylev’de yaptığı inceleme sonucunda vardığı nokta da budur: Özgürlüğümüzü kaybetmek yerine, aslında gönüllü kulluğumuzu biz kendimiz kazanırız. Mertkan’ın filmin sonunda, gönüllü kulluğu bu şekilde bilinçli bir tercih olarak seçip, kararını vermesinden sonra senaryo düzeyinde hiçbir dramatik neden yokken ilk defa uzun uzun ağlaması rastlantı değil elbet. Hem de iki kez arka arkaya, hem arabasına çarptığı şoföre sarılarak İzmit’te sokakta ağlar; hem de bir sonraki sahnede, bir jest ve eylem uyuşumu, devamlılığı olarak eve döndüğünde yatağında hıçkırarak ağlar Mertkan.

Neden?

Senaryoda hiçbir açıklama ve dramatik bir neden yokken, niye ağlıyor Mertkan?

Çünkü kendisine ağlıyor. Gönüllü kulluğu kesin ve isteyerek, bilinçli olarak seçtikten sonra, geride bıraktığı Mertkan’a ve tüm farklı yaşam olasılıklarına ağlıyor. Kendi kendisini öldürmüş olmasına ağlıyor. Kaybettiği özgürlüğe değil, kazandığı kullukla öldürdüğü bir gence ağlıyor. Kendi kendisinin katili olmasına ağlıyor.

Sonra, Mertkan yataktan kalkıyor. Aile hep birlikte, karşı alandan gelip, sinematografik alanı kuşatan televizyonun dış-sesinin eşliğinde yemek yiyor. Tabak, kaşık seslerinin, ağız şapırtılarına karıştığı, televizyonun güdümlemesinin Kemal’in oğlum o istediğin silahı ayarladım, giderken götürürsün diye oğluna sağlayacağı olanaklarla senkronize olduğu, annenin yüzündeki yara bandına rağmen, gülerek yaptığı yemekleri servis ettiği bir mutlu aile tablosunun günlük ve sıradan akışının güvenli alışkanlığında ve konforlu tekrarında film sonlanıyor.

Çoğunluk filmi senaryoyu sonlandırdığı ve bu sosyolojik saptamayı yapıp bitirdiği ekranı kararttığı yerde; La Boétie’nin Söylev ile sormaya devam ediyor.

Nasıl oluyor da hiçbir şey olmamış gibi bu gönüllü kulluk gibi önemli bir seçimin üzerini örtüyoruz?

Neden isimlendirmeyi, nitelemeyi, tanımlamayı reddediyoruz?

İnkârcı oluyoruz?

Görünmez kılıyoruz?

Gücün ve zorunlulukların karşısında boyun eğdik, o kadar diyoruz. Kapasitemizi kullanamadık, güce maruz kaldık ve boyun eğdik, diyoruz. Hikâyeler anlatıyoruz. Kendimize, kendi seçimimizi görünmez hale getiriyoruz.

La Boétie’nin Söylev’de altını ısrarla çizdiği gibi, Mertkan, bu gücü, babası Kemal’e kendisi verdi. Bu gücü, eşi Kemal’e, karısı kendisi bizzat verdi. Yani önce kendi gücümüzü bir tirana veriyoruz ve sonra o güce boyun eğiyoruz.

Bu nedenle, Gönüllü kulluğa tiranın gücünün neden olması mümkün değil. Kemal’in de iki eli, iki gözü, iki ayağı var, Mertkan’ın da, annesinin de. Üstelik Mertkan, babasından daha cüsseli, daha genç, daha enerjik, daha güçlü… Mertkan, annesiyle birlikte babasına gönüllü kulluk etmekten vazgeçse, babasının tiranlığı önce evde çöker. Sonra işyerinde ve toplumda çöker. Ne evde, ne işyerinde, ne de toplumda çoğunluk diktatörlüğünün sembolü falan kalır.

Bu kadar insanın, bütün bir halkın, bütün bir toplumun bir kişiye onun gücü ve yarattığı korku nedeniyle boyun eğmesi mümkün müdür? Bir tiranın, iki eli iki gözü, iki ayağı varken; milyonlarca insanın üzerinde güç ve korku ile egemenlik kurması mümkün mü? Halktan aldığı ellerle halkı yumruklamadıkça, halktan aldığı tekmelerle halkı tekmelemedikçe, halktan aldığı gözlerle halkı gözetlemedikçe, halktan aldığı güçle halkın kendisi üzerinde egemenlik kurmadıkça, bir tiran tek başına ne yapabilir ki?  Halk, kendi ödünç verdiği güçle, kendi tiranını kendisi yaratmadıkça, bir tek tiran kendi gücüyle, tek başına bütün bir halka nasıl boyun eğdirebilir, bütün bir toplumu nasıl gönüllü kullar haline getirebilir ki?

La Boétie’nin altını çizdiği gibi, getiremez. Bir halk, bir tirana sadece gönüllü kulluk etmekten vazgeçse, tiranlık, o anda çöker. 

Çoğunluk filminin halkı bunu yapamaz. Çünkü her şeyden önce senaryo, dramatik yapı olarak bu şansı tanımaz kendi kurmaca halkına, kendi sine-karakterlerine. Filmin sine-anlatımı da, senaryonun kalıbına baş kaldırarak böyle bir aykırı sine-fikri kurgusal evrene yerleştirmeyi denemez. Çünkü Çoğunluk filmi, politik bir film değildir.Çoğunluk filmi sadece egemenlik ve gönüllü kulluk ilişkisinin mekanizmasını inceleyen sosyolojik bir saptamadır.Çoğunluk filmi, sadece bir sosyolojik saptama olduğu için, Mertkan, kız arkadaşı Gül’ü Vanlı bir Kürt kızı olduğu için babasının zoruyla terk eder; ötekinin aşkını kendi davası yaparak babasının ve çoğunluğun dayatmalarına karşı her hangi bir özgür davranış gösteremez. Çoğunluk, sadece bir sosyolojik saptama olduğu için, Mertkan’ın, annesinin evde kocasının tiranlığından çektiği acılara kulaklarını tıkamaktan başka bir şey elinden gelmez; annesinin sevgisini ve dramını kendi davası yaparak babaya başkaldıramaz. Çoğunluk, sadece bir sosyolojik saptama olduğu için, Mertkan, işçilerle karşılaşmasında babasının rolünü tekrar ederek patronluk yapar; işçilerin haklarını savunmanın, asıl kendisini, babasına gönüllü kulluk yapmaktan özgürleştireceğini, babasının karşısında eşit kılacağını göremez. Çoğunluk, sadece bir sosyolojik saptama olduğu için, Mertkan, arabasına çarptığı ve haksızlık yaptığı taksi şoförünün, babası tarafından aşağılanmasına ve ofisten kovulmasına hiçbir ses çıkarmaz; adaletin politik bir tutum olduğu, başkaları için adalet istemenin, insanın önce kendisini bir tiranın önünde eşit ve özgür kıldığını, yani gönüllü kulluktan kurtardığını anlayamaz. 

Mertkan’ın bütün bu yaptıkları sosyolojik bir saptamada, hem senaryoda, hem ailede, hem işyerinde, hem de toplumda belirlenen rollere, yerlere ve statüler uygun davranmaktır. Bütün bunlar, herkesin ait olduğu bir yerde, bu yere uygun bir biçimde, uygun bir davranışla ve uygun söylemle bulunmasıdır. Yani toplumun sosyolojik yapısıdır. Herkesin bir meslek, bir kazanç, bir mevki, bir statü, bir kimlik, bir söylem ve bir davranış modeliyle toplumda var oluşunun hiyerarşik örgütlenmesidir. Jacques Rancière buna “police” adını verir. Yani sosyal olarak herkesin ait olması gereken yerde olduğu ve bu yere uygun davranışların, söylemin beklendiği bir toplum sosyolojidir. İşteÇoğunluk filmi, Tepenin Ardı filmi gibi bu hiyerarşik sosyolojik alanın egemenlik ilişkilerinin saptamasını yapmaktadır sadece. Oysa politika, bu hiyerarşik sosyal örgütlenmede, eşitlik ve özgürlük prensiplerinin sağlamasını yapmaktır. Yani, beklenmedik anda, beklenmedik bir yerde, beklenmedik bir biçimde, beklenmedik bir davranış ve beklenmedik bir söylemle bulunabilme özgürlüğünün ve eşitliliğinin mümkün olabildiğini gösterebilmektir.

Mertkan, annesinin acısı karşısında, Gül ile karşılaşmasında, işçilerle karşılaşmasında, ötekinin derdini, davasını içselleştirerek kendi sosyolojik konumumdan çıkıp, öncelikle kendisini özgürleştirici bir politik süreç başlatma şansı varken, bütün bu süreçleri ret ederek, gönüllü kulluğu seçer. Yani senaryo sosyolojik saptamanın bittiği yerde, filmi de bitirir, biz burada kalıyoruz, bizim tercihimiz budur, diyerek dramatik yapıyı noktalar. Bu bilinçli bir seçimdir. Film bu seçim çerçevesinde, egemenlik ilişkilerini düşünen bir sanat eseridir. Ama Kürt, işçi ve kadın figürleriyle “ötekiler” üzerine düşünen politik bir film değildir. Çünkü Çoğunluk, çok açık bir şekilde, çoğunluk olan “berikiler” üzerine odaklanan ve bu “berikiler” içindeki egemenlik ilişkisini düşünen bir filmdir. Ötekilerle karşılaşma şansı, hiçbir şekilde özgürlük ve eşitlik prensiplerinin sağlamasını yapma anlamında, bu sosyolojik çerçeveden özgürleştirici bir politik süreci başlatmaz. 

Tepenin Ardı filminde, bu politik süreci tetikleyecek olan “ötekilerle” bir karşılaşma şansı bile yoktur. “Öteki”, mutlak bir kötü olarak, dış-alana atılmış, seyircinin imgeleminde, çoğunluğun, yani “berikilerin” arasındaki gönüllü kulluk ilişkilerinde işlenen tüm suçların, tüm olumsuzlukların bir imgesel paratoneri, bir fantazmatik günah keçisi olarak toplumun dışında yapılandırılmıştır. Yani “ötekiler”, politikayı bitirmenin en radikal yöntemi olan bir şekilde, ortak yaşam alanından, ortak sahneden elenmiştir. “Berikilerin”, kendi içinde bir eşitlik ve özgürlük deneyimini yaşabilmesi için, ötekilerle karşılaşma şansı hiçbir şekilde yoktur. Bu da, Tepenin Ardı filminin, Çoğunlukfilmindeki gibi, bilinçli bir sinematografik seçimdir. Bu seçim, “berikilerin”, yani “aynıların” kendi arasındaki ilişkilerinin sosyolojik saptamasına odaklanan bir anlatım tercihidir. Bunu da başarılı bir senaryo ve sine-anlatım ile yapar. Ama “ötekilerin” üzerine politik bir film değildir. Çünkü toplum içindeki egemenlik ilişkilerinin sosyolojik saptaması, politika değildir. Politika; bu egemenlik ilişkileri içinde özgürlük ve eşitlik fikirlerinin karşılaşmasıyla, gönüllü kullukları özgürleştirici, egemenlikleri kırıcı bir öznellik yaratmak ve bu çerçevede icraatta bulunmaktır. Genelde karşılaştığımız sosyolojik-cinsel-etnik kimliklerin ve bu kimliklerin belirlenmiş çıkarlarının dışında, bazen sadece bir ağaca sarılarak, sadece "Taksim Hepimizin!"diye haykırarark ortak-özgür alanlar, eşitlikçi karşılaşmalar ve hiç bir kalıba sığmayan yeni kollektif öznellikler yaratabilmektir.



[1] Tepenin Ardı filmi, ParadoksFilm SineFelsefe’de daha sonra belirlenen konu çerçevesinde ayrıca incelenecektir.

[2] Thucydide, Histoire de la guerre du Péloponnés, GF Flammarion, 1993, Paris. 

[3] Etienne de La Boétie, Discours de la servitude volontaire adlı eserini 1549 yılında yazmıştır. Ama eser onun ölümünden sonra, 1576 yılında arkadaşı Michel de Montaigne tarafından yayınlanmıştır.

[4] Etienne de La Boétie, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, çv. Prof. Dr. Mehmet Ali Ağaoğulları, İmge Yayınları, 1995. 

[5] Jean-Jacques Rousseau, Du contrat  social ou Principes du droit politique, Ed. Marc-Michel Rey, 1762, Amsterdam.

Şirove Bike - Yorum Ekle

Security code Nû bike - Yenile - Refresh

Gotarên Ku Ji We re hatine Pêşniyarkirin - Size Önerilen Makaleler

26 Mar 2013
Sinemada Ses
Sinemada Ses

Dünyada ilk sesli film 1927 yılında çekilen “Caz Şarkıcısı”  (The Jazz Singer) isimli Amerikan yapımlı filmdir.

Zêdetir-Devamı...
19 Tem 2013
Yedinci Sanatla İkinci Sanatın İzdivacı
Yedinci Sanatla İkinci Sanatın İzdivacı

"KİMİ YÖNETMENLERLE KİMİ MÜZİSYENLERİN ADI BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ OLARAK ANILAMAZ" 19. Yüzyıl'ın sonlarında ortaya çıkan sinema, 1900'lü yılların başına kadar sessizdi. İzleyiciler mütevazı sinema salonlarında toplanır, ekranda hızlı bir şekilde hareket ettirilen...

Zêdetir-Devamı...
15 Kas 2013
Hepimiz Sinemacıyız!
Hepimiz Sinemacıyız!

Yasak Koyma! Sinema Yap, Özgür ve Demokratik Bir Toplum Yarat! Özgür Sinemacılar Manifestosu Aristoteles’in dediği gibi; kurmaca (fiction), bir ilişkilendirme ve yapılandırma operasyonu olarak yaşama biçim ve anlam verdiği için. Ranciere’in altını çizdiği...

Zêdetir-Devamı...
06 May 2013
Militan Sinema mı? Siyasal Sinema mı?
Militan Sinema mı? Siyasal Sinema mı?

Jean Patrick Lebel Écran, n° 31, Aralık 1974, p. 55 ('Cinéma militant' ? 'Cinéma politique' ? De quoi s'agit-il ?) “Militan sinema” ya da “siyasal sinema” kavramı çoğu...

Zêdetir-Devamı...
06 Eyl 2014
Huner, Taybetmendi̇ya Ci̇vakî ya Herî Berxwedêr e!
Huner, Taybetmendi̇ya Ci̇vakî ya Herî Berxwedêr e!

Estetîk dîmena civakê ya şênber dide diyarkirin. Ango tiştên ku bi çav têne dîtin in. Xweşikbûn jî hem milê şênber û hem jî milê muceret ve hêz, hest û şadî...

Zêdetir-Devamı...
08 Nis 2013
Toplumsal Tip Olarak Çocuğun Sinemada Temsili
Toplumsal Tip Olarak Çocuğun Sinemada Temsili

Çıkış noktamız bu kez Jean-Pierre Faye'ın oldukça sıcak ama bir o kadar da ağır felsefi bir karakter taşıyan bir Heidegger metni... Daha doğrusu günümüzün bazı Fransız düşünürlerine yönelttiği bir suçlama...

Zêdetir-Devamı...
20 Mar 2013
Sinema ve Lenin
Sinema ve Lenin

  "Sinema ,tüm sanatların içinde bizim için en önemli olanıdır." V.I.Lenin Sinemanın içindeki devrimci özü ilk fark eden kişilerden biri, devrimci, düşünür, örgütçü, büyük insan Lenin’di. Lenin’in sinemanın halkın eğitimi ve devrimin...

Zêdetir-Devamı...
05 Mar 2013
Kadın Yönetmenlerin Üç Dönemi
 Kadın Yönetmenlerin Üç Dönemi

Feyturiye Esen, sinema tarihi yazarlarının görmezden geldiği bir isimdi. Türk sinemasının Sonku ve Şenerden sonra adı geçen 3. kadın yönetmeni olan Esenin ölümü, Ruken Öztürkün Sinemanın Dişil Yüzü: Türkiyede Kadın...

Zêdetir-Devamı...
12 May 2016
Özgür Sinema Özgür Yaşama Çağırır
Özgür Sinema Özgür Yaşama Çağırır

  Özgürlüğün olmadığı yerde sinemadan nasıl bahsedebiliriz? Köleliğin sineması ne olabilir? Sen yok sayılıyorsun, kimliğin, kültürün, dilin yok sayılıyor, filmlerin, sineman nasıl var olabilir? Kültür olmadan sinema olmaz, toprak olmadan gül...

Zêdetir-Devamı...
06 Oca 2013
Türk Sinemasında Anılar
Türk Sinemasında Anılar

Milliyetçi YıkımFuat Uzkınay'ın kızı Mutena Uzkınay, 14 Kasım 1989 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde, İlk Türk Filminin çekimini şöyle anlatıyor:

Zêdetir-Devamı...
16 Mar 2016
Sinemanın ulusu mu olmalı coğrafyası mı?
Sinemanın ulusu mu olmalı coğrafyası mı?

Lumiere Kardeşlerin 28 Aralık 1895’te bir trenin istasyona girişini görüntüleyerek başlattıkları sinema sanatı zaman içinde insanın yaşamında temel sanat dallarından biri haline geldi. Trans-nation devasa filmlerin yapıldığı günümüzde Kürdlerin henüz...

Zêdetir-Devamı...
17 May 2013
Kuma: Rahatsız, Dinamik ve Röntgenci Bir Film
Kuma: Rahatsız, Dinamik ve Röntgenci Bir Film

Film Künyesi Yıl: 2012 Yönetmen: umut dağ Oyuncular: Begüm Akkaya, Nihal Koldaş FİLMİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ.

Zêdetir-Devamı...
09 Haz 2015
Soryayı Taşlamak
Soryayı Taşlamak

  Tüm varolma savaşı veren kadınlar için;Bizi kendi kaderlerimize teslim etmediler,Yaktı,yıktılar bile bile...Sağır,dilsiz ettilerFeryatlarımız,varlığımızın isyanı olmayı bile çok gördülerBizi bizde ezdiler,yok ettilerAdına sevda,namus,kadın dediler...Bizi kelimelere hapsettiler.Susmanın direnmek olduğunu bize dayakla öğrettiler,Düşmanımızı...

Zêdetir-Devamı...
18 Eki 2013
Nîqaşek ji bo sînemageriyê
Nîqaşek ji bo sînemageriyê

Sînema, ji bo temaşegeran çê dibe. Temaşeger jî bi dîtina xwe, şîroveyên xwe ya erenî an jî neyînî tînin ziman. Lê sinemager, nikare tenê bi van nêrînan sekna xwe û...

Zêdetir-Devamı...
01 Haz 2014
Her Teyr Bi REF'ê Xwe Re Difire.!?
Her Teyr Bi REF'ê Xwe Re Difire.!?

  "Pergal dafikeke, kesên ku bi refên xwe re nefirin dikevin vê dafikê û xwîn dibin..."  Ev demek dirêje haya me jê hebû ku li Amedê rêzefîlmek tê kişandin. Ez li ser...

Zêdetir-Devamı...
18 Mar 2013
‘ARAF’ daki İnsanlık ve Sanat
‘ARAF’ daki İnsanlık ve Sanat

Bir şehri anlamak, zaman ve gören gözler ister. Demir cevheri dökülüyor. Karşısında iki Karabük genci izliyor bu sanayileşme harikasını: ‘gümm…gümm…’. Bütün şehri bu sesler kaplıyor, her gün, her saat. Sanki...

Zêdetir-Devamı...
18 Tem 2013
Di Sînema Kurd de sî û rastî
Di Sînema Kurd de sî û rastî

Êdî di Kurdistanê de ti hunermend nikare hilberîna azadiya gelê Kurd înkar bike. Ger ku îro bahsa hunerê jî tê kirin mirateya ku sî û penc salê ku bi xwîna...

Zêdetir-Devamı...
26 Nis 2013
Helebçe – Zarokên wenda
Helebçe – Zarokên wenda

Bi Elmanî Halabja - Die verlorene KinderBi îngîlîzî Halabja – the lost children Rêzên jorîn navê fîlmeke kurdî ye. Qirkirin û yekîtî. Bi qasî ku ez dizanim, dilê kurdên çar parçeyên Kurdistanê...

Zêdetir-Devamı...

Gotarên Ku Dawî hatine Xwendin - En Son Okunan Makaleler

Toplumsal Tip Olarak Çocu…

Toplumsal Tip Olarak Çocuğun Sinemada Temsili

Çıkış noktamız bu kez Jean-Pierre Faye'ın oldukça sıcak ama bir o kadar da ağır felsef...

Gotarên Navdeng - En Beğenilen Makaleler

En Muhteşem 11 Gerilla Di…

En Muhteşem 11 Gerilla Direniş Filmi

Gerilla mücadelesi, ne ilk kez gelişti ne de son kez gelişecek. Devletçi uygarlığın başlan...

Gotarên Rasthatî - Rastgele Makaleler

Hunera sînemayê û zimanek…

Hunera sînemayê û zimanekî dîtbarî?

  "Ravekirina fîlmekî zor e ji ber ku têgîhiştina wî hêsan e." -Christîan Metz- ...

Gotarên Nû - Yeni Makaleler

Temsîliyeta Kurdan Di Sîn…

Temsîliyeta Kurdan Di Sînemaya Kurdî û Tirkî de

DESTPÊK Di nîveka duyem a sedsala 20an de, bi belavbûna sînemayê û firehbûna warê sînem...

онлайн фильмы

Têketin-Giriş

Şu anda 453 konuk çevrimiçi


Endamtî-Üyelik

Şu anda 453 konuk çevrimiçi

*
*
*
*
*

* İşaretli alanların doldurulması gerekir.